Avatar of Vocabulary Set C1 - Haberlerde Ne Var?

C1 Seviyesi İçinde C1 - Haberlerde Ne Var? Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Haberlerde Ne Var?' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

anchor

/ˈæŋ.kɚ/

(noun) çapa, demir, dayanak;

(verb) demirlemek, çapa atmak, dayandırmak

Örnek:

The ship dropped anchor in the bay.
Gemi koya demir attı.

weathergirl

/ˈweð.ɚ.ɡɝːl/

(noun) hava durumu sunucusu (kadın), hava durumu kızı

Örnek:

The weathergirl predicted sunshine for the weekend.
Hava durumu sunucusu hafta sonu için güneşli hava tahmin etti.

contributor

/kənˈtrɪb.jə.t̬ɚ/

(noun) katkıda bulunan, bağışçı, yazar

Örnek:

She is a regular contributor to the charity.
O, hayır kurumuna düzenli bir katkıda bulunan kişidir.

correspondent

/ˌkɔːr.əˈspɑːn.dənt/

(noun) muhabir, temsilci, mektup arkadaşı;

(adjective) karşılıklı, benzer

Örnek:

She works as a foreign correspondent for a major news agency.
Büyük bir haber ajansında dış muhabir olarak çalışıyor.

couch potato

/ˈkaʊtʃ pəˌteɪ.toʊ/

(noun) koltuk patatesi, tembel

Örnek:

After a long week, all he wanted to do was be a couch potato.
Uzun bir haftadan sonra tek istediği bir koltuk patatesi olmaktı.

paparazzo

/ˌpɑː.pɑːˈrɑːt.soʊ/

(noun) paparazzi

Örnek:

The paparazzo chased the actress down the street.
Paparazzi aktrisi sokakta kovaladı.

subscriber

/səbˈskraɪ.bɚ/

(noun) abone, üye, bağışçı

Örnek:

The magazine has over a million subscribers worldwide.
Derginin dünya genelinde bir milyondan fazla abonesi var.

antenna

/ænˈten.ə/

(noun) anten, duyarga

Örnek:

The old television had a rabbit-ear antenna.
Eski televizyonun tavşan kulaklı bir anteni vardı.

frequency

/ˈfriː.kwən.si/

(noun) sıklık, frekans, dalga boyu

Örnek:

The frequency of his visits increased over time.
Ziyaretlerinin sıklığı zamanla arttı.

wavelength

/ˈweɪv.leŋθ/

(noun) dalga boyu, frekans, anlayış

Örnek:

The color red has a longer wavelength than blue.
Kırmızı rengin dalga boyu maviden daha uzundur.

fm

/ˌefˈem/

(abbreviation) frekans modülasyonu, FM

Örnek:

I listen to the news on FM radio.
Haberleri FM radyodan dinliyorum.

censor

/ˈsen.sɚ/

(noun) sansürcü;

(verb) sansürlemek

Örnek:

The government appointed a censor to review all incoming foreign publications.
Hükümet, gelen tüm yabancı yayınları incelemek üzere bir sansürcü atadı.

receive

/rɪˈsiːv/

(verb) almak, teslim almak, uğramak

Örnek:

She received a letter from her friend.
Arkadaşından bir mektup aldı.

televise

/ˈtel.ə.vaɪz/

(verb) televizyonda yayınlamak, yayınlamak

Örnek:

The event will be televised live around the world.
Etkinlik dünya çapında canlı yayınlanacak.

tune in

/tuːn ɪn/

(phrasal verb) ayarlamak, izlemek, dinlemek

Örnek:

Don't forget to tune in to the live concert tonight.
Bu geceki canlı konsere ayarlamayı unutmayın.

bulletin

/ˈbʊl.ə.t̬ɪn/

(noun) bülten, duyuru, bildiri

Örnek:

The weather bulletin announced heavy rainfall.
Hava durumu bülteni şiddetli yağışları duyurdu.

commentary

/ˈkɑː.mən.ter.i/

(noun) yorum, açıklama

Örnek:

The sports announcer provided live commentary during the game.
Spor spikeri maç sırasında canlı yorum yaptı.

lead story

/liːd ˈstɔːr.i/

(noun) manşet haber, ana haber

Örnek:

The scandal became the lead story on all major news channels.
Skandal, tüm büyük haber kanallarında manşet haber oldu.

newsroom

/ˈnuːz.ruːm/

(noun) haber odası, redaksiyon

Örnek:

The journalists gathered in the newsroom to discuss the breaking story.
Gazeteciler son dakika haberini tartışmak için haber odasında toplandı.

prime time

/ˈpraɪm taɪm/

(noun) prime time, ana yayın kuşağı, en verimli dönem

Örnek:

The new show will air during prime time.
Yeni gösteri prime time'da yayınlanacak.

circulation

/ˌsɝː.kjəˈleɪ.ʃən/

(noun) dolaşım, kan dolaşımı, tiraj

Örnek:

Regular exercise improves blood circulation.
Düzenli egzersiz kan dolaşımını iyileştirir.

clipping

/ˈklɪp.ɪŋ/

(noun) kesme, kırpma, kupür

Örnek:

The barber finished the hair clipping quickly.
Berber saç kesimini çabucak bitirdi.

newsgathering

/ˈnuːzˌɡæðərɪŋ/

(noun) haber toplama, haber edinme

Örnek:

Modern technology has revolutionized newsgathering.
Modern teknoloji haber toplamayı devrim niteliğinde değiştirdi.

news-sheet

/ˈnuːz.ʃiːt/

(noun) haber bülteni, duyuru

Örnek:

The local council distributes a weekly news-sheet to residents.
Yerel meclis, sakinlere haftalık bir haber bülteni dağıtır.

issue

/ˈɪʃ.uː/

(noun) konu, mesele, sorun;

(verb) çıkarmak, dağıtmak, yayımlamak

Örnek:

The main issue is funding for the new project.
Ana konu yeni projenin finansmanıdır.

photojournalism

/ˌfoʊ.t̬oʊˈdʒɝː.nəl.ɪ.zəm/

(noun) foto muhabirliği, fotojurnalizm

Örnek:

She decided to pursue a career in photojournalism after college.
Üniversiteden sonra foto muhabirliği alanında kariyer yapmaya karar verdi.

photo opportunity

/ˈfoʊ.toʊ ˌɑː.pɚˈtuː.nə.t̬i/

(noun) fotoğraf çekme fırsatı, fotoğraf çekimi

Örnek:

The ribbon-cutting ceremony was a perfect photo opportunity for the mayor.
Kurdele kesme töreni, belediye başkanı için mükemmel bir fotoğraf çekme fırsatıydı.

periodical

/ˌpɪr.iˈɑː.dɪ.kəl/

(noun) süreli yayın, dergi;

(adjective) periyodik, düzenli

Örnek:

She subscribes to several academic periodicals.
Birkaç akademik süreli yayına abone.

quarterly

/ˈkwɔːr.t̬ɚ.li/

(adjective) üç aylık, çeyreklik;

(adverb) üç ayda bir, çeyreklik olarak;

(noun) üç aylık yayın, çeyreklik rapor

Örnek:

The company publishes a quarterly report.
Şirket üç aylık bir rapor yayınlar.

tabloid

/ˈtæb.lɔɪd/

(noun) magazin gazetesi, tabloid;

(adjective) magazinel, sansasyonel

Örnek:

The scandal was splashed across the front page of every tabloid.
Skandal her magazin gazetesinin ön sayfasında yer aldı.

readership

/ˈriː.dɚ.ʃɪp/

(noun) okuyucu kitlesi, okuyucular

Örnek:

The newspaper has a wide readership.
Gazetenin geniş bir okuyucu kitlesi var.

citizen journalism

/ˈsɪtɪzn ˈdʒɜːrnəlɪzəm/

(noun) vatandaş gazeteciliği

Örnek:

The rise of social media has fueled the growth of citizen journalism.
Sosyal medyanın yükselişi, vatandaş gazeteciliğinin büyümesini körükledi.

anonymous

/əˈnɑː.nə.məs/

(adjective) anonim, isimsiz, sıradan

Örnek:

The donation was made by an anonymous donor.
Bağış anonim bir bağışçı tarafından yapıldı.

high-profile

/ˌhaɪˈproʊ.faɪl/

(adjective) yüksek profilli, tanınmış, dikkat çeken

Örnek:

The company hired a high-profile lawyer for the case.
Şirket, dava için yüksek profilli bir avukat tuttu.

nationwide

/ˌneɪ.ʃənˈwaɪd/

(adjective) ülke çapında, ulusal;

(adverb) ülke çapında, ulusal olarak

Örnek:

The company launched a nationwide advertising campaign.
Şirket ülke çapında bir reklam kampanyası başlattı.

ballot

/ˈbæl.ət/

(noun) oylama, oy pusulası;

(verb) oy kullanmak, oylamak

Örnek:

The election was conducted by secret ballot.
Seçim gizli oylama ile yapıldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren