Avatar of Vocabulary Set Karakterizasyon

Edebiyat İçinde Karakterizasyon Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Edebiyat' içinde 'Karakterizasyon' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

archetype

/ˈɑːr.kə.taɪp/

(noun) arketip, prototip, arketip (Jung psikolojisi)

Örnek:

He is the archetype of the successful entrepreneur.
Başarılı girişimcinin arketipidir.

voice

/vɔɪs/

(noun) ses, söz hakkı, fikir;

(verb) dile getirmek, ifade etmek

Örnek:

Her voice was clear and strong.
Sesi net ve güçlüydü.

antagonist

/ænˈtæɡ.ən.ɪst/

(noun) antagonist, rakip, düşman

Örnek:

The hero faced his main antagonist in the final battle.
Kahraman son savaşta ana düşmanıyla karşılaştı.

antihero

/ˈæn.t̬iˌhɪr.oʊ/

(noun) anti-kahraman

Örnek:

The protagonist of the novel is an antihero, a cynical detective with a troubled past.
Romanın kahramanı, sorunlu bir geçmişi olan alaycı bir dedektif olan bir anti-kahramandır.

backstory

/ˈbækˌstɔːr.i/

(noun) arka plan hikayesi, geçmiş

Örnek:

The author developed a detailed backstory for each character in the novel.
Yazar, romandaki her karakter için ayrıntılı bir arka plan hikayesi geliştirdi.

hamartia

/hæˈmɑːr.ʃi.ə/

(noun) hamartia, trajik kusur

Örnek:

Othello's jealousy was his hamartia, leading to his tragic end.
Othello'nun kıskançlığı onun hamartia'sıydı ve trajik sonuna yol açtı.

characterization

/ˌker.ək.tə.rəˈzeɪ.ʃən/

(noun) karakterizasyon, betimleme, özellik belirleme

Örnek:

The author's characterization of the protagonist was very detailed.
Yazarın başkahramanı karakterize etmesi çok detaylıydı.

hero

/ˈhɪr.oʊ/

(noun) kahraman, başrol

Örnek:

He was hailed as a hero for saving the child from the burning building.
Yanan binadan çocuğu kurtardığı için kahraman ilan edildi.

narrator

/ˈner.eɪ.t̬ɚ/

(noun) anlatıcı, hikayeci

Örnek:

The story is told from the perspective of an unreliable narrator.
Hikaye, güvenilmez bir anlatıcının bakış açısından anlatılıyor.

personage

/ˈpɝː.sən.ɪdʒ/

(noun) şahsiyet, önemli kişi, karakter

Örnek:

The old man was a respected personage in the village.
Yaşlı adam köyde saygın bir şahsiyetti.

protagonist

/prəˈtæɡ.ən.ɪst/

(noun) protagonist, baş kahraman, savunucu

Örnek:

The young wizard is the protagonist of the fantasy series.
Genç büyücü, fantastik serinin baş kahramanıdır.

villain

/ˈvɪl.ən/

(noun) kötü adam, hain, suçlu

Örnek:

The superhero finally defeated the villain.
Süper kahraman sonunda kötü adamı yendi.

pathetic fallacy

/pəˌθet.ɪk ˈfæl.ə.si/

(noun) duygusal yanılgı

Örnek:

The author used pathetic fallacy to describe the angry storm.
Yazar, öfkeli fırtınayı anlatmak için duygusal yanılgı kullandı.

anthropomorphism

/ˌæn.θrə.pəˈmɔːr.fɪ.zəm/

(noun) antropomorfizm, insanbiçimcilik

Örnek:

The ancient Greeks often depicted their gods with human emotions, a clear example of anthropomorphism.
Antik Yunanlılar tanrılarını sık sık insan duygularıyla tasvir ederlerdi, bu antropomorfizmin açık bir örneğidir.

omniscient narrator

/ˌɑmˈnɪʃ.ənt ˈner.eɪ.t̬ər/

(noun) her şeyi bilen anlatıcı

Örnek:

The novel uses an omniscient narrator to reveal the inner lives of all its characters.
Roman, tüm karakterlerinin iç dünyasını ortaya çıkarmak için her şeyi bilen bir anlatıcı kullanır.

point of view

/ˈpɔɪnt əv vjuː/

(noun) bakış açısı, görüş

Örnek:

From my point of view, the decision was fair.
Benim bakış açıma göre, karar adildi.

character

/ˈker.ək.tɚ/

(noun) karakter, huy, rol

Örnek:

He has a strong character.
Güçlü bir karaktere sahip.

exposition

/ˌek.spəˈzɪʃ.ən/

(noun) açıklama, izah, sergileme

Örnek:

The book provides a clear exposition of the author's philosophy.
Kitap, yazarın felsefesinin net bir açıklamasını sunuyor.

mood

/muːd/

(noun) ruh hali, keyif, atmosfer

Örnek:

She's been in a bad mood all day.
Bütün gün kötü bir ruh halindeydi.

fall

/fɑːl/

(verb) düşmek, azalmak, yıkılmak;

(noun) düşüş, çöküş, sonbahar

Örnek:

The apple fell from the tree.
Elma ağaçtan düştü.

reveal

/rɪˈviːl/

(verb) ortaya çıkarmak, açıklamak, göstermek

Örnek:

The investigation revealed the truth.
Soruşturma gerçeği ortaya çıkardı.

complication

/ˌkɑːm.pləˈkeɪ.ʃən/

(noun) komplikasyon, zorluk, problem

Örnek:

The surgery had some unexpected complications.
Ameliyatın bazı beklenmedik komplikasyonları oldu.

relief

/rɪˈliːf/

(noun) rahatlama, ferahlık, çare

Örnek:

It was a great relief to know that everyone was safe.
Herkesin güvende olduğunu bilmek büyük bir rahatlama oldu.

foil

/fɔɪl/

(noun) folyo, zıtlık, tamamlayıcı;

(verb) engellemek, bozmak

Örnek:

Wrap the leftovers tightly in aluminum foil.
Artıkları alüminyum folyoya sıkıca sarın.

ingénue

/ˈæn.ʒə.nuː/

(noun) saf kız, masum genç kadın

Örnek:

She was cast as the innocent ingénue in the romantic comedy.
Romantik komedide masum saf kız rolünü üstlendi.

sidekick

/ˈsaɪd.kɪk/

(noun) yardımcı, sağ kol, yoldaş

Örnek:

Batman and Robin are a famous hero and sidekick duo.
Batman ve Robin ünlü bir kahraman ve yardımcı ikilisidir.

father figure

/ˈfɑːðər fɪɡər/

(noun) baba figürü, baba gibi

Örnek:

His coach became a father figure to him after his own dad passed away.
Kendi babası vefat ettikten sonra antrenörü ona bir baba figürü oldu.

mother figure

/ˈmʌð.ər ˌfɪɡ.jər/

(noun) anne figürü, anne yerine geçen kişi

Örnek:

She became a mother figure to her younger siblings after their parents passed away.
Anne babaları vefat ettikten sonra küçük kardeşleri için bir anne figürü oldu.

confidant

/ˈkɑːn.fə.dænt/

(noun) sırdaş, güvenilir kişi

Örnek:

She told her deepest fears to her closest confidant.
En derin korkularını en yakın sırdaşına anlattı.

heroine

/ˈher.oʊ.ɪn/

(noun) kadın kahraman, başrol oyuncusu, başrol kadın oyuncusu

Örnek:

She was hailed as a national heroine for her bravery.
Cesareti nedeniyle ulusal bir kahraman olarak selamlandı.

sage

/seɪdʒ/

(noun) bilge, filozof, adaçayı;

(adjective) bilge, akıllı

Örnek:

The ancient sage offered profound advice to the young king.
Antik bilge, genç krala derin tavsiyelerde bulundu.

fool

/fuːl/

(noun) aptal, budala, soytarı;

(verb) kandırmak, aldatmak

Örnek:

Don't be a fool and invest all your money in one stock.
Aptal olma ve tüm paranı tek bir hisseye yatırma.

everyman

/ˈev.ri.mæn/

(noun) sıradan insan, herkes

Örnek:

He portrays the everyman, someone relatable to everyone.
O, sıradan insanı canlandırıyor, herkesin kendisiyle özdeşleştirebileceği birini.

the boy next door

/ðə bɔɪ nekst dɔːr/

(phrase) komşu çocuk, yan komşu

Örnek:

She always had a crush on the boy next door.
Her zaman komşu çocuğa aşıktı.

the girl next door

/ðə ˌɡɜːrl nekst ˈdɔːr/

(phrase) yan komşu kızı, sıradan kız

Örnek:

She's always been the girl next door, friendly and approachable.
O her zaman yan komşu kızı gibiydi, arkadaş canlısı ve ulaşılabilir.

black knight

/ˌblæk ˈnaɪt/

(noun) siyah at, kara şövalye, kötü şövalye

Örnek:

The black knight jumped over the pawn to attack the queen.
Siyah at piyonun üzerinden atlayarak vezire saldırdı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren