Avatar of Vocabulary Set Edebiyat ve Kültür

SAT'de Beşeri Bilimler ile ilgili kelime bilgisi İçinde Edebiyat ve Kültür Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'SAT'de Beşeri Bilimler ile ilgili kelime bilgisi' içinde 'Edebiyat ve Kültür' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

prose

/proʊz/

(noun) nesir;

(verb) sıkıcı konuşmak, nesirle konuşmak

Örnek:

She writes beautiful prose.
Güzel nesir yazıyor.

free verse

/friː vɜːrs/

(noun) serbest nazım, serbest vezin

Örnek:

Walt Whitman is famous for his use of free verse in 'Leaves of Grass'.
Walt Whitman, 'Çimen Yaprakları'nda serbest nazım kullanmasıyla ünlüdür.

stanza

/ˈstæn.zə/

(noun) kıta, bent

Örnek:

The poem consists of four stanzas, each with a distinct rhyme scheme.
Şiir, her biri farklı bir kafiye düzenine sahip dört kıtadan oluşmaktadır.

sonnet

/ˈsɑː.nɪt/

(noun) sone

Örnek:

Shakespeare wrote many famous sonnets.
Shakespeare birçok ünlü sone yazdı.

ballad

/ˈbæl.əd/

(noun) balad, hikaye şarkısı, duygusal şarkı

Örnek:

The folk singer performed a traditional ballad about a lost love.
Halk şarkıcısı kayıp bir aşk hakkında geleneksel bir balad seslendirdi.

protagonist

/prəˈtæɡ.ən.ɪst/

(noun) protagonist, baş kahraman, savunucu

Örnek:

The young wizard is the protagonist of the fantasy series.
Genç büyücü, fantastik serinin baş kahramanıdır.

heroine

/ˈher.oʊ.ɪn/

(noun) kadın kahraman, başrol oyuncusu, başrol kadın oyuncusu

Örnek:

She was hailed as a national heroine for her bravery.
Cesareti nedeniyle ulusal bir kahraman olarak selamlandı.

allegory

/ˈæl.ə.ɡɔːr.i/

(noun) alegori, sembolik hikaye

Örnek:

George Orwell's 'Animal Farm' is a famous allegory for the Russian Revolution.
George Orwell'ın 'Hayvan Çiftliği', Rus Devrimi için ünlü bir alegoridir.

personification

/pɚˌsɑː.nə.fəˈkeɪ.ʃən/

(noun) kişileştirme, teşhis, kişileşme

Örnek:

The wind whispered through the trees, a beautiful example of personification.
Rüzgar ağaçların arasından fısıldadı, güzel bir kişileştirme örneği.

allusion

/əˈluː.ʒən/

(noun) atıf, ima, dolaylı gönderme

Örnek:

The poem contains an allusion to Greek mythology.
Şiirde Yunan mitolojisine bir atıf bulunmaktadır.

pun

/pʌn/

(noun) kelime oyunu, nükte;

(verb) kelime oyunu yapmak, nükte yapmak

Örnek:

He made a clever pun about the baker, saying he kneaded the dough.
Fırıncı hakkında zekice bir kelime oyunu yaptı, hamuru yoğurduğunu söyledi.

metaphor

/ˈmet̬.ə.fɔːr/

(noun) metafor, eğretileme

Örnek:

The phrase 'drowning in debt' is a common metaphor.
'Borç içinde yüzmek' ifadesi yaygın bir metafordur.

simile

/ˈsɪm.ə.li/

(noun) benzetme

Örnek:

The poet used a simile to describe the clouds as 'like cotton balls floating in the sky'.
Şair, bulutları 'gökyüzünde yüzen pamuk topları gibi' diye tanımlamak için bir benzetme kullandı.

irony

/ˈaɪ.rə.ni/

(noun) ironi, alay, tezat

Örnek:

The irony of the situation was that the fire station burned down.
Durumun ironisi, itfaiye istasyonunun yanmasıydı.

tone

/toʊn/

(noun) ton, ses, hava;

(verb) tonlamak, azaltmak, ayarlamak

Örnek:

The singer's voice had a beautiful, clear tone.
Şarkıcının sesi güzel, net bir tona sahipti.

canon

/ˈkæn.ən/

(noun) kanon, kural, ilke

Örnek:

The decision was made according to the established canon of the organization.
Karar, kuruluşun belirlenmiş kanonuna göre alındı.

marginalia

/ˌmɑːr.dʒɪˈneɪ.li.ə/

(plural noun) kenar notları, marginalia

Örnek:

The scholar spent years studying the marginalia in the medieval manuscript.
Bilgin, ortaçağ el yazmasındaki kenar notlarını incelemek için yıllarını harcadı.

memoir

/ˈmem.wɑːr/

(noun) anı, hatırat

Örnek:

She published a memoir of her time as a war correspondent.
Savaş muhabiri olarak geçirdiği döneme dair bir anı yayınladı.

autobiography

/ˌɑː.t̬ə.baɪˈɑː.ɡrə.fi/

(noun) otobiyografi

Örnek:

She decided to write her autobiography after retiring from her long career.
Uzun kariyerinden emekli olduktan sonra otobiyografisini yazmaya karar verdi.

graphic novel

/ˈɡræf.ɪk ˌnɑːv.əl/

(noun) çizgi roman, grafik roman

Örnek:

She spent the afternoon reading a new graphic novel.
Öğleden sonrasını yeni bir çizgi roman okuyarak geçirdi.

dime novel

/daɪm ˈnɑː.vəl/

(noun) ucuz roman, tefrika roman

Örnek:

In the late 19th century, many young people enjoyed reading a dime novel about the Wild West.
19. yüzyılın sonlarında pek çok genç Vahşi Batı hakkında bir ucuz roman okumaktan keyif alırdı.

backstory

/ˈbækˌstɔːr.i/

(noun) arka plan hikayesi, geçmiş

Örnek:

The author developed a detailed backstory for each character in the novel.
Yazar, romandaki her karakter için ayrıntılı bir arka plan hikayesi geliştirdi.

anthology

/ænˈθɑː.lə.dʒi/

(noun) antoloji, seçki

Örnek:

The professor assigned a new anthology of modern poetry.
Profesör modern şiirlerden oluşan yeni bir antoloji atadı.

ghostwriter

/ˈɡoʊstˌraɪ.t̬ɚ/

(noun) hayalet yazar, gölge yazar

Örnek:

Many celebrities hire a ghostwriter for their autobiographies.
Birçok ünlü, otobiyografileri için bir hayalet yazar tutar.

manuscript

/ˈmæn.jə.skrɪpt/

(noun) el yazması, taslak

Örnek:

The ancient manuscript was carefully preserved in the museum.
Antik el yazması müzede özenle korunuyordu.

scroll

/skroʊl/

(noun) parşömen, rulo;

(verb) kaydırmak, ilerletmek

Örnek:

The ancient text was preserved on a delicate scroll.
Antik metin narin bir parşömen üzerinde korunmuştu.

burlesque

/bɝːˈlesk/

(noun) burlesk, parodi, komik taklit;

(verb) burlesk etmek, parodisini yapmak, alay etmek;

(adjective) burlesk, parodik, komik

Örnek:

The play was a burlesque of Shakespearean tragedy.
Oyun, Shakespeare trajedisinin bir burleskiydi.

satirical

/səˈtɪr.ɪ.kəl/

(adjective) hicivli, satirik

Örnek:

The magazine is known for its satirical look at current events.
Dergi, güncel olaylara hicivli bakışıyla tanınır.

melodramatic

/ˌmel.ə.drəˈmæt̬.ɪk/

(adjective) melodramatik, abartılı, aşırı duygusal

Örnek:

Her reaction to the spilled milk was a bit melodramatic.
Dökülen süte verdiği tepki biraz melodramatikti.

excerpt

/ˈek.sɝːpt/

(noun) alıntı, parça, kesit;

(verb) alıntılamak, seçmek, kesit almak

Örnek:

She read an excerpt from her new novel.
Yeni romanından bir alıntı okudu.

fictionalize

/ˈfɪk.ʃən.əl.aɪz/

(verb) kurgulaştırmak, romanlaştırmak

Örnek:

The author decided to fictionalize the events of the war to protect the identities of those involved.
Yazar, olaya karışanların kimliklerini korumak için savaş olaylarını kurgulaştırmaya karar verdi.

glyph

/ɡlɪf/

(noun) glif, hiyeroglif, sembol

Örnek:

The ancient Mayan ruins were covered with intricate glyphs.
Antik Maya kalıntıları karmaşık gliflerle kaplıydı.

interjection

/ˌɪn.t̬ɚˈdʒek.ʃən/

(noun) ünlem, nida

Örnek:

Ouch!” he cried, after hitting his thumb with a hammer.
Ah!” diye bağırdı, başparmağına çekiçle vurduktan sonra.

syntax

/ˈsɪn.tæks/

(noun) sözdizimi, sentaks

Örnek:

The grammar checker identified an error in the sentence syntax.
Dilbilgisi denetleyicisi cümle sözdiziminde bir hata tespit etti.

dialect

/ˈdaɪ.ə.lekt/

(noun) lehçe, ağız

Örnek:

The local dialect is quite different from the standard language.
Yerel lehçe standart dilden oldukça farklıdır.

intonation

/ˌɪn.təˈneɪ.ʃən/

(noun) tonlama, vurgu

Örnek:

Her voice had a peculiar intonation that made her sound foreign.
Sesinde onu yabancı gösteren tuhaf bir tonlama vardı.

acronym

/ˈæk.rə.nɪm/

initialism

/ɪˈnɪʃ.ə.lɪz.əm/

(noun) baş harflerden oluşan kısaltma, harf kısaltması

Örnek:

FBI is an initialism for Federal Bureau of Investigation.
FBI, Federal Soruşturma Bürosu için kullanılan bir kısaltmadır.

etymology

/ˌet̬.ɪˈmɑː.lə.dʒi/

(noun) etimoloji, kelime kökeni bilimi

Örnek:

The etymology of the word 'hello' is quite interesting.
'Merhaba' kelimesinin etimolojisi oldukça ilginç.

linguist

/ˈlɪŋ.ɡwɪst/

(noun) dilbilimci, dilci, poliglot

Örnek:

The linguist analyzed the ancient text.
Dilbilimci eski metni analiz etti.

mythology

/mɪˈθɑː.lə.dʒi/

(noun) mitoloji, mitlerin incelenmesi

Örnek:

Greek mythology is rich with gods, goddesses, and heroes.
Yunan mitolojisi tanrılar, tanrıçalar ve kahramanlarla doludur.

chimera

/kaɪˈmer.ə, kaɪˈmɪr.ə/

(noun) kimera, mitolojik canavar, hayal

Örnek:

The ancient Greek myth tells of a hero who defeated the fearsome chimera.
Antik Yunan miti, korkunç kimerayı yenen bir kahramandan bahseder.

basilisk

/ˈbæz.ə.lɪsk/

(noun) basilisk, basilisk kertenkelesi

Örnek:

In the story, the hero must avoid the basilisk's deadly stare.
Hikayede kahraman, basilisk'in ölümcül bakışlarından kaçınmalıdır.

folklore

/ˈfoʊk.lɔːr/

(noun) folklor, halk bilimi

Örnek:

The island is rich in local folklore and ancient legends.
Ada, yerel folklor ve eski efsaneler açısından zengindir.

custom

/ˈkʌs.təm/

(noun) gelenek, adet, görenek;

(adjective) özel yapım, kişiye özel

Örnek:

It is a local custom to greet visitors with a cup of tea.
Ziyaretçileri bir fincan çayla karşılamak yerel bir gelenektir.

lore

/lɔːr/

(noun) gelenek, halk bilgisi, irfan

Örnek:

The ancient lore of the forest spoke of mythical creatures.
Ormanın eski bilgisi efsanevi yaratıklardan bahsediyordu.

elegy

/ˈel.ə.dʒi/

(noun) ağıt, mersiye

Örnek:

He wrote an elegy for his deceased friend.
Ölen arkadaşı için bir ağıt yazdı.

heritage

/ˈher.ɪ.t̬ɪdʒ/

(noun) miras, kalıtım, kültürel miras

Örnek:

The old house was part of her family's heritage.
Eski ev, ailesinin mirasının bir parçasıydı.

subculture

/ˈsʌbˌkʌl.tʃɚ/

(noun) alt kültür

Örnek:

The punk subculture emerged in the 1970s.
Punk alt kültürü 1970'lerde ortaya çıktı.

rebirth

/ˌriːˈbɝːθ/

(noun) yeniden doğuş, ihya

Örnek:

Spring is a time of rebirth for nature.
Bahar, doğa için bir yeniden doğuş zamanıdır.

time-honored

/ˈtaɪmˌɑnərd/

(adjective) köklü, geleneksel, eskiden beri süregelen

Örnek:

The company follows a time-honored tradition of quality craftsmanship.
Şirket, kaliteli işçiliğin köklü geleneğini sürdürüyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren