Avatar of Vocabulary Set Eylem, Deneyim ve Karar

Diğer Fiillerle Sabit İfadeler İçinde Eylem, Deneyim ve Karar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Diğer Fiillerle Sabit İfadeler' içinde 'Eylem, Deneyim ve Karar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

sit an exam

/sɪt ən ɪɡˈzæm/

(phrase) sınava girmek, sınav olmak

Örnek:

Students will sit an exam at the end of the semester.
Öğrenciler dönem sonunda sınava girecekler.

draw a conclusion

/drɔː ə kənˈkluːʒən/

(phrase) sonuç çıkarmak, sonuca varmak

Örnek:

Based on the evidence, we can draw a conclusion that he is innocent.
Kanıtlara dayanarak, onun masum olduğu sonucuna varabiliriz.

join forces

/dʒɔɪn ˈfɔːrsɪz/

(idiom) güçlerini birleştirmek, işbirliği yapmak

Örnek:

The two companies decided to join forces to develop a new product.
İki şirket yeni bir ürün geliştirmek için güçlerini birleştirmeye karar verdi.

play a part

/pleɪ ə pɑːrt/

(phrase) rol oynamak, katkıda bulunmak, bir rol oynamak

Örnek:

Everyone needs to play a part in protecting the environment.
Herkesin çevreyi korumada bir rol oynaması gerekiyor.

pull a muscle

/pʊl ə ˈmʌsl/

(phrase) kas çekmek, kas incitmek

Örnek:

I think I pulled a muscle in my back while lifting that heavy box.
O ağır kutuyu kaldırırken sırtımdaki bir kasımı incittim sanırım.

strike a balance

/straɪk ə ˈbæl.əns/

(idiom) denge kurmak, orta yol bulmak

Örnek:

It's important to strike a balance between work and personal life.
İş ve özel hayat arasında bir denge kurmak önemlidir.

cross someone's mind

/krɔs ˈsʌm.wʌnz maɪnd/

(idiom) aklına gelmek, düşünmek

Örnek:

It never crossed my mind that he might be lying.
Onun yalan söylüyor olabileceği hiç aklıma gelmedi.

serve a purpose

/sɜːrv ə ˈpɜːr.pəs/

(phrase) bir amaca hizmet etmek, işe yaramak

Örnek:

Does this old tool still serve a purpose?
Bu eski alet hala bir amaca hizmet ediyor mu?

live up to

/lɪv ˈʌp tə/

(phrasal verb) karşılamak, beklentileri karşılamak

Örnek:

It's hard to live up to everyone's expectations.
Herkesin beklentilerini karşılamak zor.

open fire

/ˌoʊ.pən ˈfaɪər/

(verb) ateş açmak, ateş etmeye başlamak

Örnek:

The soldiers were ordered to open fire on the enemy.
Askerlere düşmana ateş açma emri verildi.

wreak havoc

/riːk ˈhæv.ək/

(idiom) büyük yıkıma neden olmak, kaos yaratmak

Örnek:

The storm wreaked havoc on the coastal towns.
Fırtına kıyı kasabalarında büyük yıkıma neden oldu.

turn upside down

/tɜːrn ˌʌpsaɪd ˈdaʊn/

(phrasal verb) ters çevirmek, altüst etmek, karıştırmak

Örnek:

He accidentally turned the box upside down, spilling all its contents.
Yanlışlıkla kutuyu ters çevirdi ve tüm içeriğini döktü.

arrive at

/əˈraɪv æt/

(phrasal verb) varmak, ulaşmak

Örnek:

We will arrive at the airport by noon.
Öğlene kadar havaalanına varacağız.

reach a conclusion

/riːtʃ ə kənˈkluːʒən/

(idiom) sonuca varmak, bir karara ulaşmak

Örnek:

After hours of debate, they finally reached a conclusion.
Saatler süren tartışmalardan sonra nihayet bir sonuca ulaştılar.

see fit

/siː fɪt/

(idiom) uygun görmek, doğru bulmak

Örnek:

You can leave whenever you see fit.
Ne zaman uygun görürsen gidebilirsin.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren