Avatar of Vocabulary Set Eylem ve Davranış (Yap)

'Make- Take- Have' ile sabit ifadeler İçinde Eylem ve Davranış (Yap) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Make- Take- Have' ile sabit ifadeler' içinde 'Eylem ve Davranış (Yap)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

make a break for

/meɪk ə breɪk fɔːr/

(idiom) kaçmak, firar etmek

Örnek:

The prisoner tried to make a break for the fence.
Mahkum çite doğru kaçmaya çalıştı.

make a fuss of

/meɪk ə fʌs ʌv/

(idiom) çok ilgi göstermek, yaygara koparmak

Örnek:

Whenever her grandchildren visit, she always makes a fuss of them.
Torunları ne zaman ziyaret etse, onlara her zaman çok ilgi gösterir.

make a habit of

/meɪk ə ˈhæbɪt ʌv/

(phrase) alışkanlık haline getirmek, alışmak

Örnek:

You should make a habit of reading every day.
Her gün okumayı alışkanlık haline getirmelisin.

make a move

/meɪk ə muːv/

(phrase) harekete geçmek, adım atmak, yürümek

Örnek:

It's time to make a move and start planning our trip.
Harekete geçme ve gezimizi planlamaya başlama zamanı.

make a note

/meɪk ə noʊt/

(phrase) not almak, kaydetmek

Örnek:

Please make a note of the meeting time.
Lütfen toplantı saatini not alın.

make a point of

/meɪk ə pɔɪnt ʌv/

(idiom) önemsemek, mutlaka yapmak

Örnek:

She always makes a point of thanking her team members.
Ekip üyelerine teşekkür etmeyi her zaman önemser.

make an exception

/meɪk ən ɪkˈsep.ʃən/

(phrase) istisna yapmak

Örnek:

We usually don't allow late submissions, but we'll make an exception for you this time.
Genellikle geç teslimatlara izin vermeyiz ama bu sefer senin için bir istisna yapacağız.

make fun of

/meɪk fʌn əv/

(idiom) dalga geçmek, alay etmek

Örnek:

The children started to make fun of his new haircut.
Çocuklar onun yeni saç kesimiyle dalga geçmeye başladı.

make sense

/meɪk sens/

(idiom) mantıklı olmak, anlaşılır olmak, akla yatkın olmak

Örnek:

Her explanation didn't make sense to me.
Açıklaması bana mantıklı gelmedi.

make sure

/meɪk ʃʊr/

(verb) emin olmak, sağlamak

Örnek:

Please make sure all the windows are closed before you leave.
Lütfen ayrılmadan önce tüm pencerelerin kapalı olduğundan emin olun.

make the bed

/meɪk ðə bed/

(phrase) yatağı toplamak, yatağı düzeltmek

Örnek:

Please make the bed before you leave for school.
Okula gitmeden önce lütfen yatağı topla.

make time

/meɪk taɪm/

(phrase) zaman ayırmak, vakit bulmak

Örnek:

I'm really busy, but I'll try to make time for your project.
Gerçekten çok meşgulüm ama projeniz için zaman ayırmaya çalışacağım.

make do

/meɪk duː/

(phrasal verb) idare etmek, yetinmek

Örnek:

We'll have to make do with what we have.
Elimizdekiyle idare etmek zorunda kalacağız.

make matters worse

/meɪk ˈmætərz wɜrs/

(idiom) işleri daha da kötüleştirmek, durumu kötüleştirmek

Örnek:

To make matters worse, it started raining heavily as soon as we left.
Daha da kötüsü, biz çıkar çıkmaz şiddetli yağmur başladı.

make a mess of

/meɪk ə mes ʌv/

(idiom) berbat etmek, mahvetmek

Örnek:

I really made a mess of that presentation.
O sunumu gerçekten berbat ettim.

make a noise about

/meɪk ə nɔɪz əˈbaʊt/

(idiom) gürültü yapmak, yüksek sesle şikayet etmek

Örnek:

If you don't like the service, you should make a noise about it.
Hizmeti beğenmezseniz, gürültü yapmalısınız.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren