Avatar of Vocabulary Set Şikayet ve Eleştiri

C2 Seviyesi İçinde Şikayet ve Eleştiri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Şikayet ve Eleştiri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

remonstrate

/rɪˈmɑːn.streɪt/

(verb) itiraz etmek, protesto etmek

Örnek:

He remonstrated with the police about his arrest.
Tutuklanması hakkında polise şiddetle itiraz etti.

grouch

/ɡraʊtʃ/

(noun) huysuz, somurtkan;

(verb) homurdanmak, şikayet etmek

Örnek:

Don't be such a grouch, it's a beautiful day!
Bu kadar huysuz olma, güzel bir gün!

kvetch

/kvetʃ/

(verb) sızlanmak, yakınmak;

(noun) sızlanan, yakınan

Örnek:

He always finds something to kvetch about.
Her zaman sızlanacak bir şeyler bulur.

carp

/kɑːrp/

(noun) sazan;

(verb) sızlanmak, ayıplamak

Örnek:

We caught a large carp in the lake.
Gölde büyük bir sazan yakaladık.

quibble

/ˈkwɪb.əl/

(noun) itiraz, bahane;

(verb) tartışmak, itiraz etmek

Örnek:

His only quibble was that the room was too small.
Tek itirazı odanın çok küçük olmasıydı.

castigate

/ˈkæs.tə.ɡeɪt/

(verb) azarlamak, şiddetle eleştirmek

Örnek:

The judge castigated the lawyer for his unprofessional behavior.
Yargıç, avukatı profesyonel olmayan davranışları nedeniyle şiddetle eleştirdi.

nitpick

/ˈnɪt.pɪk/

(verb) kılı kırk yarmak, ufak tefek kusur bulmak

Örnek:

He tends to nitpick every little detail of a project.
Bir projenin her küçük detayına kılı kırk yarar.

berate

/bɪˈreɪt/

(verb) azarlamak, paylamak

Örnek:

She was berated by her boss for being late.
Geç kaldığı için patronu tarafından azarlanmıştı.

rail

/reɪl/

(noun) ray, tırabzan, çubuk;

(verb) parmaklıkla çevirmek, ray döşemek, demiryoluyla taşımak

Örnek:

She held onto the stair rail as she went down.
Merdivenlerden inerken tırabzana tutundu.

chastise

/tʃæsˈtaɪz/

(verb) azarlamak, cezalandırmak, dövmek

Örnek:

The coach chastised the players for their poor performance.
Antrenör, oyuncuları kötü performansları nedeniyle azarladı.

upbraid

/ʌpˈbreɪd/

(verb) azarlamak, paylamak, kınamak

Örnek:

The coach upbraided the team for their poor performance.
Antrenör, takımın kötü performansı nedeniyle azarladı.

rant

/rænt/

(verb) atıp tutmak, bağırmak, söylenmek;

(noun) nutuk, söylenme, çıkışma

Örnek:

He began to rant about the injustice of the system.
Sistemin adaletsizliği hakkında atıp tutmaya başladı.

cavil

/ˈkæv.əl/

(verb) itiraz etmek, kusur bulmak;

(noun) önemsiz itiraz, kusur

Örnek:

He tends to cavil at every minor detail, slowing down the project.
Her küçük ayrıntıya itiraz etme eğilimindedir, bu da projeyi yavaşlatır.

demur

/dɪˈmɝː/

(verb) itiraz etmek, çekinmek;

(noun) itiraz, çekince

Örnek:

She demurred at the suggestion that she should pay.
Ödeme yapması gerektiği önerisine itiraz etti.

whinge

/wɪndʒ/

(verb) sızlanmak, yakınmak;

(noun) sızlanma, yakınma

Örnek:

He's always whinging about the weather.
Her zaman hava hakkında sızlanıyor.

bleat

/bliːt/

(noun) meleme, sızlanma, yakınma;

(verb) melemek, sızlanmak, yakınmak

Örnek:

We heard the soft bleat of a lamb in the field.
Tarlada bir kuzunun yumuşak melemesini duyduk.

beef

/biːf/

(noun) dana eti, sığır eti, şikayet;

(verb) şikayet etmek, sızlanmak

Örnek:

We had roast beef for dinner.
Akşam yemeğinde rosto dana eti yedik.

fulminate

/ˈfʊl.mə.neɪt/

(verb) şiddetle protesto etmek, lanetlemek, şiddetlenmek

Örnek:

He continued to fulminate against the government's policies.
Hükümetin politikalarına karşı şiddetle protesto etmeye devam etti.

find fault with

/faɪnd fɔːlt wɪð/

(idiom) kusur bulmak, eleştirmek

Örnek:

It's easy to find fault with others, but harder to improve yourself.
Başkalarında kusur bulmak kolaydır, ancak kendini geliştirmek daha zordur.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren