Avatar of Vocabulary Set B2 - Hadi Sürüşe Çıkalım!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Hadi Sürüşe Çıkalım! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Hadi Sürüşe Çıkalım!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

driving school

/ˈdraɪvɪŋ skuːl/

(noun) sürücü kursu

Örnek:

I enrolled in a driving school to get my license.
Ehliyetimi almak için bir sürücü kursuna yazıldım.

license number

/ˈlaɪ.səns ˌnʌm.bər/

(noun) plaka numarası, ruhsat numarası

Örnek:

Please provide your vehicle's license number for registration.
Lütfen kayıt için aracınızın plaka numarasını belirtin.

motor vehicle

/ˈmoʊ.t̬ɚ ˌviː.ɪ.kəl/

(noun) motorlu araç, otomobil

Örnek:

The accident involved two motor vehicles.
Kaza iki motorlu araç içeriyordu.

bumper

/ˈbʌm.pɚ/

(noun) tampon;

(adjective) bereketli, rekor

Örnek:

The car's front bumper was dented in the accident.
Arabanın ön tamponu kazada ezildi.

emergency brake

/ɪˈmɜːr.dʒən.si breɪk/

(noun) el freni, acil durum freni

Örnek:

Always engage the emergency brake when parking on a hill.
Yokuşta park ederken daima el frenini çekin.

hood

/hʊd/

(noun) kapüşon, kaput, mahalle

Örnek:

She pulled her hood up to protect herself from the rain.
Yağmurdan korunmak için kapüşonunu çekti.

plate

/pleɪt/

(noun) tabak, plaka, levha;

(verb) kaplamak, plaka yapmak

Örnek:

Please put your empty plate in the sink.
Lütfen boş tabağınızı lavaboya koyun.

safety belt

/ˈseɪf.ti ˌbelt/

(noun) emniyet kemeri

Örnek:

Always fasten your safety belt before driving.
Sürüşten önce daima emniyet kemerinizi bağlayın.

stop light

/ˈstɑːp laɪt/

(noun) trafik ışığı, dur ışığı

Örnek:

The car stopped at the stop light.
Araba trafik ışığında durdu.

tailpipe

/ˈteɪl.paɪp/

(noun) egzoz borusu, susturucu

Örnek:

Black smoke was coming out of the car's tailpipe.
Arabanın egzoz borusundan siyah duman çıkıyordu.

tank

/tæŋk/

(noun) tank, depo;

(verb) başarısız olmak, dibe vurmak

Örnek:

The car's fuel tank is almost empty.
Arabanın yakıt deposu neredeyse boş.

tire

/taɪr/

(verb) yormak, sıkmak;

(noun) lastik

Örnek:

The long journey began to tire him.
Uzun yolculuk onu yormaya başladı.

trunk

/trʌŋk/

(noun) gövde, hortum, sandık

Örnek:

The elephant rubbed its back against the rough trunk of the tree.
Fil sırtını ağacın pürüzlü gövdesine sürttü.

turn signal

/ˈtɝːn ˌsɪɡ.nəl/

(noun) sinyal, dönüş sinyali

Örnek:

Don't forget to use your turn signal when changing lanes.
Şerit değiştirirken sinyal vermeyi unutmayın.

windshield

/ˈwɪnd.ʃiːld/

(noun) ön cam

Örnek:

The rock hit the windshield and cracked it.
Taş ön cama çarptı ve çatlattı.

windshield wiper

/ˈwɪnd.ʃiːld ˌwaɪ.pər/

(noun) silecek

Örnek:

The windshield wipers struggled to clear the heavy rain.
Silecekler şiddetli yağmuru temizlemekte zorlandı.

crash

/kræʃ/

(noun) kaza, çarpışma, gürültü;

(verb) çarpmak, kaza yapmak, gürültü yapmak;

(adjective) kaza ile ilgili, hızlandırılmış;

(adverb) çat diye, gürültüyle

Örnek:

There was a serious car crash on the highway.
Otoyolda ciddi bir araba kazası oldu.

bend

/bend/

(verb) bükmek, eğmek, boyun eğmek;

(noun) viraj, eğim

Örnek:

He tried to bend the metal rod.
Metal çubuğu bükmeye çalıştı.

crossing

/ˈkrɑː.sɪŋ/

(noun) geçit, kavşak, geçiş

Örnek:

Be careful when you approach the railway crossing.
Demiryolu geçidine yaklaşırken dikkatli olun.

intersection

/ˌɪn.t̬ɚˈsek.ʃən/

(noun) kesişim, kavşak, yol ayrımı

Örnek:

The intersection of the two roads is a busy area.
İki yolun kesişimi yoğun bir alandır.

u-turn

/ˈjuː.tɜːrn/

(noun) U dönüşü, U şeklinde dönüş, politika değişikliği;

(verb) U dönüşü yapmak, U şeklinde dönmek

Örnek:

The driver made a quick U-turn to go back the way he came.
Sürücü geldiği yöne geri dönmek için hızlı bir U dönüşü yaptı.

GPS

/ˌdʒiː.piːˈes/

(abbreviation) GPS, Küresel Konumlandırma Sistemi

Örnek:

My phone has a built-in GPS.
Telefonumda dahili GPS var.

rush hour

/ˈrʌʃ ˌaʊər/

(noun) yoğun saatler, iş çıkış saati

Örnek:

Try to avoid driving during rush hour if you can.
Mümkünse yoğun saatlerde araba kullanmaktan kaçının.

speeding

/ˈspiː.dɪŋ/

(noun) hız yapma, aşırı hız;

(adjective) hız yapan, aşırı hızlı

Örnek:

He was pulled over for speeding on the highway.
Otoyolda hız yaptığı için durduruldu.

brake

/breɪk/

(noun) fren;

(verb) fren yapmak

Örnek:

She pressed the brake pedal firmly.
Fren pedalına sıkıca bastı.

exit

/ˈek.sɪt/

(noun) çıkış, ayrılma;

(verb) çıkmak, ayrılmak

Örnek:

Please use the nearest exit in case of emergency.
Acil durumda lütfen en yakın çıkışı kullanın.

pull up

/pʊl ʌp/

(phrasal verb) durdurmak, yanaşmak, yolmak

Örnek:

The taxi pulled up right in front of the building.
Taksi binanın hemen önünde durduruldu.

navigate

/ˈnæv.ə.ɡeɪt/

(verb) yönlendirmek, seyretmek, ilerlemek

Örnek:

The captain had to navigate the ship through the narrow channel.
Kaptan gemiyi dar kanaldan yönlendirmek zorundaydı.

rush

/rʌʃ/

(verb) acele etmek, koşmak, acele ettirmek;

(noun) acele, akın, yoğunluk;

(adjective) aceleci, hızlı

Örnek:

She had to rush to catch her train.
Trenine yetişmek için acele etmek zorunda kaldı.

slow

/sloʊ/

(adjective) yavaş, anlayışı kıt;

(adverb) yavaşça;

(verb) yavaşlatmak, hızını azaltmak

Örnek:

The car was going too slow.
Araba çok yavaş gidiyordu.

fuel

/ˈfjuː.əl/

(noun) yakıt, teşvik, besin;

(verb) yakıt ikmali yapmak, beslemek, körüklemek

Örnek:

The car runs on unleaded fuel.
Araba kurşunsuz yakıtla çalışır.

progress

/ˈprɑː.ɡres/

(noun) ilerleme, gelişme;

(verb) ilerlemek, gelişmek

Örnek:

We are making good progress on the project.
Projede iyi ilerleme kaydediyoruz.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren