Avatar of Vocabulary Set Sosyal Medya

Medya İçinde Sosyal Medya Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Medya' içinde 'Sosyal Medya' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

profile picture

/ˈproʊ.faɪl ˌpɪk.tʃər/

(noun) profil fotoğrafı

Örnek:

She updated her profile picture on Facebook.
Facebook'taki profil fotoğrafını güncelledi.

profile

/ˈproʊ.faɪl/

(noun) profil, yan görünüş, biyografi;

(verb) profilini çıkarmak, tanımlamak

Örnek:

The artist drew a beautiful profile of her face.
Sanatçı, yüzünün güzel bir profilini çizdi.

bio

/baɪ.oʊ-/

(noun) biyo, biyografi, biyoloji;

(adjective) biyo, biyolojik

Örnek:

The author's bio was printed on the back cover of the book.
Yazarın biyografisi kitabın arka kapağında basılıydı.

following

/ˈfɑː.loʊ.ɪŋ/

(adjective) sonraki, aşağıdaki;

(noun) takipçi kitlesi, destekçiler, hayranlar;

(preposition) sonra, takiben

Örnek:

The following day, we went to the beach.
Ertesi gün plaja gittik.

like

/laɪk/

(preposition) gibi, benzer, örneğin;

(verb) beğenmek, sevmek, istemek;

(conjunction) gibi;

(adverb) dedi ki, gibi;

(interjection) dedi ki, gibi;

(noun) benzer, eşdeğer

Örnek:

She looks just like her mother.
Tıpkı annesi gibi görünüyor.

comment

/ˈkɑː.ment/

(noun) yorum, açıklama;

(verb) yorum yapmak, açıklama yapmak

Örnek:

She made a positive comment about his performance.
Performansı hakkında olumlu bir yorum yaptı.

timeline

/ˈtaɪm.laɪn/

(noun) zaman çizelgesi, kronoloji, program

Örnek:

The project manager presented a detailed timeline for the new software development.
Proje yöneticisi, yeni yazılım geliştirme için ayrıntılı bir zaman çizelgesi sundu.

story

/ˈstɔːr.i/

(noun) hikaye, masal, haber

Örnek:

She told us a fascinating story about her travels.
Bize seyahatleri hakkında büyüleyici bir hikaye anlattı.

post

/poʊst/

(noun) direk, kazık, gönderi;

(verb) asmak, duyurmak, postalamak;

(preposition) sonra, post-

Örnek:

The fence post was rotten and needed to be replaced.
Çit direği çürümüştü ve değiştirilmesi gerekiyordu.

status

/ˈsteɪ.t̬əs/

(noun) statü, konum, durum

Örnek:

He achieved high status in the company.
Şirkette yüksek bir statü elde etti.

feed

/fiːd/

(verb) beslemek, yedirmek, sağlamak;

(noun) besleme, yem, akış

Örnek:

She needs to feed her baby every three hours.
Bebeğini her üç saatte bir beslemesi gerekiyor.

dm

/ˌdiːˈem/

(noun) DM, direkt mesaj;

(verb) DM atmak, direkt mesaj göndermek;

(abbreviation) DM, zindan ustası

Örnek:

Send me a DM if you have any questions.
Herhangi bir sorunuz varsa bana bir DM gönderin.

notification

/ˌnoʊ.t̬ə.fəˈkeɪ.ʃən/

(noun) bildirim, duyuru, resmi bildirim

Örnek:

We received notification of the upcoming meeting.
Yaklaşan toplantının bildirimini aldık.

friend

/frend/

(noun) arkadaş, dost, destekçi;

(verb) arkadaş eklemek, arkadaş olmak

Örnek:

She introduced me to her best friend.
Beni en iyi arkadaşıyla tanıştırdı.

friend request

/ˈfrend rɪˌkwest/

(noun) arkadaşlık isteği

Örnek:

I sent her a friend request on Facebook.
Ona Facebook'ta bir arkadaşlık isteği gönderdim.

engagement

/ɪnˈɡeɪdʒ.mənt/

(noun) nişan, randevu, taahhüt

Örnek:

They announced their engagement at the party.
Partide nişanlarını duyurdular.

highlight

/ˈhaɪ.laɪt/

(verb) vurgulamak, öne çıkarmak, işaretlemek;

(noun) önemli an, vurgu, en iyi kısım

Örnek:

The report highlights the need for better education.
Rapor, daha iyi eğitime olan ihtiyacı vurguluyor.

pm

/ˌpiːˈem/

(abbreviation) PM, öğleden sonra

Örnek:

The meeting is scheduled for 3 PM.
Toplantı saat 3 PM'e ayarlandı.

tweet

/twiːt/

(noun) ötüş, cıvıltı, tweet;

(verb) ötmek, cıvıldamak, tweet atmak

Örnek:

We woke up to the cheerful tweet of birds outside our window.
Penceremizin dışındaki kuşların neşeli ötüşüyle uyandık.

vlog

/vlɑːɡ/

(noun) vlog, video blogu;

(verb) vlog çekmek, video blogu yapmak

Örnek:

She posts a daily vlog about her travels.
Seyahatleri hakkında günlük bir vlog yayınlıyor.

vlogging

/ˈvlɑːɡ.ɪŋ/

(noun) vlog çekmek, vloglama;

(verb) vlog çekmek, vloglamak

Örnek:

She started vlogging about her travel experiences.
Seyahat deneyimleri hakkında vlog çekmeye başladı.

group

/ɡruːp/

(noun) grup, küme, müzik grubu;

(verb) gruplamak, bir araya getirmek

Örnek:

A group of students gathered outside the library.
Bir grup öğrenci kütüphanenin dışında toplandı.

flashmob

/ˈflæʃ.mɑːb/

(noun) flashmob

Örnek:

A huge flashmob suddenly appeared in the town square, dancing in sync.
Büyük bir flashmob aniden şehir meydanında belirdi, senkronize bir şekilde dans ediyordu.

recommendation

/ˌrek.ə.menˈdeɪ.ʃən/

(noun) tavsiye, öneri, referans

Örnek:

The committee made several recommendations for policy changes.
Komite, politika değişiklikleri için birkaç tavsiyede bulundu.

algorithm

/ˈæl.ɡə.rɪ.ðəm/

(noun) algoritma

Örnek:

The search engine uses a complex algorithm to rank websites.
Arama motoru web sitelerini sıralamak için karmaşık bir algoritma kullanır.

social network

/ˈsoʊʃl ˌnetwɜːrk/

(noun) sosyal ağ, sosyal medya platformu

Örnek:

Her extensive social network helped her find a new job quickly.
Geniş sosyal ağı, yeni bir işi hızla bulmasına yardımcı oldu.

social networking

/ˈsoʊʃl ˈnetwɜːrkɪŋ/

(noun) sosyal ağ, sosyal medya

Örnek:

Social networking has become an integral part of modern communication.
Sosyal ağ modern iletişimin ayrılmaz bir parçası haline geldi.

content

/kənˈtent/

(noun) içerik, muhteva, oran;

(adjective) memnun, hoşnut;

(verb) memnun etmek, hoşnut etmek

Örnek:

The table of contents lists all the chapters.
İçindekiler tablosu tüm bölümleri listeler.

reel

/riːl/

(noun) makara, bobin, reel;

(verb) sendelmek, yalpalamak, sarmak

Örnek:

The fishing line was wound tightly on the reel.
Misina makaraya sıkıca sarılmıştı.

archive

/ˈɑːr.kaɪv/

(noun) arşiv, arşiv binası;

(verb) arşivlemek

Örnek:

The university maintains a vast archive of historical manuscripts.
Üniversite, tarihi el yazmalarının geniş bir arşivini tutmaktadır.

meme

/miːm/

(noun) meme, kültürel meme, kültürel bilgi birimi

Örnek:

The internet is full of funny memes.
İnternet komik memlerle dolu.

FOMO

/ˈfoʊ.moʊ/

(noun) FOMO, bir şeyleri kaçırma korkusu

Örnek:

She decided to go to the party because of FOMO, even though she was tired.
Yorgun olmasına rağmen FOMO yüzünden partiye gitmeye karar verdi.

selfie

/ˈsel.fi/

(noun) selfie, özçekim

Örnek:

She posted a selfie on Instagram.
Instagram'a bir selfie paylaştı.

handle

/ˈhæn.dəl/

(noun) sap, kulp;

(verb) idare etmek, ele almak

Örnek:

The cup has a broken handle.
Bardağın kırık bir sapı var.

troll

/troʊl/

(noun) trol, internet provokatörü;

(verb) trollemek, provoke etmek

Örnek:

The children read a story about a friendly troll who lived in the forest.
Çocuklar ormanda yaşayan dost canlısı bir trol hakkında bir hikaye okudu.

dislike

/dɪˈslaɪk/

(noun) sevmezlik, hoşnutsuzluk;

(verb) sevmemek, hoşlanmamak

Örnek:

She has a strong dislike for seafood.
Deniz ürünlerine karşı güçlü bir sevmezlik duyuyor.

avatar

/ˈæv.ə.tɑːr/

(noun) avatar, sanal temsilci, enkarnasyon

Örnek:

Users can customize their avatar with different clothes and accessories.
Kullanıcılar avatarlarını farklı kıyafetler ve aksesuarlarla özelleştirebilirler.

filter

/ˈfɪl.tɚ/

(noun) filtre;

(verb) filtrelemek, elemek

Örnek:

The coffee machine has a built-in filter.
Kahve makinesinde dahili bir filtre bulunur.

emoji

/ɪˈmoʊ.dʒi/

(noun) emoji, ifade simgesi

Örnek:

She sent a happy face emoji to show her excitement.
Heyecanını göstermek için gülen yüz emoji'si gönderdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren