Avatar of Vocabulary Set Zihinsel ve Fiziksel Acı

Sağlık İçinde Zihinsel ve Fiziksel Acı Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sağlık' içinde 'Zihinsel ve Fiziksel Acı' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

backache

/ˈbæk.eɪk/

(noun) sırt ağrısı, bel ağrısı

Örnek:

She often suffers from a severe backache after long hours of sitting.
Uzun saatler oturduktan sonra sık sık şiddetli sırt ağrısı çeker.

colic

/ˈkɑː.lɪk/

(noun) kolik, karın ağrısı

Örnek:

The baby cried for hours due to colic.
Bebek kolik nedeniyle saatlerce ağladı.

cramp

/kræmp/

(noun) kramp, engel, kısıtlama;

(verb) kısıtlamak, engellemek

Örnek:

I got a terrible cramp in my leg while swimming.
Yüzerken bacağıma korkunç bir kramp girdi.

crick

/krɪk/

(noun) tutulma, kasılma, dere;

(verb) tutmak, kasılmak

Örnek:

I woke up with a crick in my neck.
Boynumda bir tutulma ile uyandım.

earache

/ˈɪr.eɪk/

(noun) kulak ağrısı

Örnek:

She complained of a severe earache.
Şiddetli bir kulak ağrısından şikayet etti.

electric shock

/ɪˈlɛktrɪk ʃɑk/

(noun) elektrik çarpması, elektrik şoku

Örnek:

He received an electric shock when he touched the exposed wire.
Açıkta duran tele dokunduğunda elektrik çarpması yaşadı.

eyestrain

/ˈaɪ.streɪn/

(noun) göz yorgunluğu, göz gerginliği

Örnek:

Working on the computer for too long can cause eyestrain.
Bilgisayarda çok uzun süre çalışmak göz yorgunluğuna neden olabilir.

growing pains

/ˈɡroʊɪŋ peɪnz/

(plural noun) büyüme ağrıları, büyüme sancıları, ilk aşama zorlukları

Örnek:

My daughter often complains of growing pains in her legs at night.
Kızım geceleri bacaklarında sık sık büyüme ağrılarından şikayet eder.

headache

/ˈhed.eɪk/

(noun) baş ağrısı, baş belası, dert

Örnek:

I woke up with a terrible headache this morning.
Bu sabah korkunç bir baş ağrısıyla uyandım.

lumbago

/lʌmˈbeɪ.ɡoʊ/

(noun) lumbago, bel ağrısı

Örnek:

He suffered from chronic lumbago, making it difficult to stand for long periods.
Kronik lumbagodan muzdaripti, bu da uzun süre ayakta durmasını zorlaştırıyordu.

pins and needles

/ˌpɪnz ən ˈniːdlz/

(phrase) karıncalanma, uyuşma

Örnek:

I had pins and needles in my leg after sitting in the same position for too long.
Aynı pozisyonda çok uzun süre oturduktan sonra bacağımda karıncalanma hissettim.

stomach ache

/ˈstʌm.ək eɪk/

(noun) karın ağrısı, mide ağrısı

Örnek:

I ate too much and now I have a stomach ache.
Çok yedim ve şimdi karın ağrım var.

toothache

/ˈtuːθ.eɪk/

(noun) diş ağrısı

Örnek:

I have a terrible toothache and need to see a dentist.
Korkunç bir diş ağrım var ve dişçiye gitmem gerekiyor.

writer's cramp

/ˈraɪ.t̬ɚz ˌkræmp/

(noun) yazıcı krampı

Örnek:

After hours of note-taking, she developed a severe case of writer's cramp.
Saatlerce not aldıktan sonra şiddetli bir yazıcı krampı geliştirdi.

ache

/eɪk/

(noun) ağrı, sızı, hüzün;

(verb) ağrımak, sızlamak, can atmak

Örnek:

I have a dull ache in my lower back.
Belimde hafif bir ağrı var.

agony

/ˈæɡ.ə.ni/

(noun) ızdırap, acı

Örnek:

He was in agony after breaking his leg.
Bacağını kırdıktan sonra ızdırap içindeydi.

anguish

/ˈæŋ.ɡwɪʃ/

(noun) ızdırap, acı, elem;

(verb) ızdırap vermek, acı çektirmek

Örnek:

He experienced great anguish after the loss of his child.
Çocuğunu kaybettikten sonra büyük bir ızdırap yaşadı.

irritation

/ˌɪr.əˈteɪ.ʃən/

(noun) rahatsızlık, sinirlilik, öfke

Örnek:

He tried to hide his irritation at the delay.
Gecikmeden duyduğu rahatsızlığı gizlemeye çalıştı.

neuralgia

/nʊˈræl.dʒə/

(noun) nevralji, sinir ağrısı

Örnek:

She suffered from severe neuralgia in her jaw.
Çenesinde şiddetli nevralji çekiyordu.

pang

/pæŋ/

(noun) sancı, keskin ağrı, acı

Örnek:

She felt a sudden pang of guilt.
Aniden bir vicdan azabı hissetti.

smart

/smɑːrt/

(adjective) zeki, akıllı, şık;

(verb) acı vermek, yanmak

Örnek:

She's a very smart student and always gets good grades.
Çok zeki bir öğrenci ve her zaman iyi notlar alır.

spasm

/ˈspæz.əm/

(noun) spazm, kasılma, nöbet

Örnek:

The sudden cold water caused a spasm in his leg.
Ani soğuk su bacağında bir spazma neden oldu.

stab

/stæb/

(verb) bıçaklamak, saplamak, gagalamak;

(noun) bıçaklama, acı

Örnek:

He was arrested for trying to stab his neighbor.
Komşusunu bıçaklamaya çalıştığı için tutuklandı.

suffering

/ˈsʌf.ɚ.ɪŋ/

(noun) acı, ızdırap, eziyet;

(verb) acı çeken, ızdırap çeken

Örnek:

The war caused immense suffering to the population.
Savaş, halka büyük acı çektirdi.

throb

/θrɑːb/

(verb) zonklamak, titremek, vurmak;

(noun) zonklama, titreme, vurma

Örnek:

His head began to throb with pain.
Başı ağrıyla zonklamaya başladı.

torment

/ˈtɔːr.ment/

(noun) eziyet, ızdırap;

(verb) eziyet etmek, işkence etmek

Örnek:

The prisoner endured days of torment.
Mahkum günlerce eziyet çekti.

torture

/ˈtɔːr.tʃɚ/

(noun) işkence, eziyet;

(verb) işkence etmek

Örnek:

The prisoner was subjected to brutal torture.
Mahkum acımasız işkenceye maruz kaldı.

twinge

/twɪndʒ/

(noun) sızı, ağrı, vicdan azabı;

(verb) sızlamak, ağrımak, vicdan azabı çekmek

Örnek:

She felt a sudden twinge in her knee.
Dizinde ani bir sızı hissetti.

griping

/ˈɡraɪ.pɪŋ/

(verb) sızlanmak, yakınmak;

(noun) şikayet, sızlanma

Örnek:

He's always griping about the food.
O her zaman yemekten şikayet ediyor.

decompression sickness

/ˌdiː.kəmˈpreʃ.ən ˌsɪk.nəs/

(noun) dekompresyon hastalığı, vurgun

Örnek:

Divers must ascend slowly to avoid decompression sickness.
Dalgıçlar dekompresyon hastalığını önlemek için yavaşça yükselmelidir.

repetitive strain injury

/rɪˌpet.ɪ.tɪv ˈstreɪn ˌɪn.dʒə.ri/

(noun) tekrarlayan gerilme yaralanması, RSI

Örnek:

Typing all day can lead to repetitive strain injury.
Tüm gün yazı yazmak tekrarlayan gerilme yaralanmasına yol açabilir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren