Avatar of Vocabulary Set Giyim Tarzları

Kıyafet ve Moda İçinde Giyim Tarzları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Kıyafet ve Moda' içinde 'Giyim Tarzları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

hip

/hɪp/

(noun) kalça;

(adjective) havalı, moda, trend;

(exclamation) hip

Örnek:

She put her hands on her hips and sighed.
Ellerini kalçalarına koydu ve iç çekti.

trend

/trend/

(noun) trend, eğilim, yönelim;

(verb) eğilim göstermek, yönelmek

Örnek:

The latest trend in fashion is minimalist design.
Modadaki son trend minimalist tasarımdır.

retro

/ˈret.roʊ/

(adjective) retro, eski moda

Örnek:

She loves collecting retro furniture from the 70s.
70'lerden retro mobilyalar toplamayı seviyor.

informal

/ɪnˈfɔːr.məl/

(adjective) gayri resmi, samimi, resmi olmayan

Örnek:

The meeting had an informal atmosphere.
Toplantının gayri resmi bir atmosferi vardı.

trendy

/ˈtren.di/

(adjective) moda, trend

Örnek:

She always wears the most trendy clothes.
Her zaman en moda kıyafetleri giyer.

normcore

/ˈnɔːrm.kɔːr/

(noun) normcore, sıradan moda

Örnek:

Her style is very normcore, favoring simple jeans and a plain t-shirt.
Tarzı çok normcore, sade kot pantolon ve düz tişört tercih ediyor.

stylishness

/ˈstaɪlɪʃnəs/

(noun) şıklık, zarafet, moda

Örnek:

Her new outfit had an undeniable stylishness.
Yeni kıyafeti inkar edilemez bir şıklığa sahipti.

bodycon

/ˈbɑː.di.kɑːn/

(adjective) vücudu saran, dar kesim

Örnek:

She wore a stunning red bodycon dress to the party.
Partiye çarpıcı kırmızı bir vücudu saran elbise giydi.

natty

/ˈnæt̬.i/

(adjective) şık, zarif

Örnek:

He always looks very natty in his tailored suits.
Özel dikim takım elbiseleriyle her zaman çok şık görünür.

unhip

/ˌʌnˈhɪp/

(adjective) demode, modası geçmiş

Örnek:

His parents are so unhip, they still listen to disco music.
Anne babası o kadar demode ki hala disko müziği dinliyorlar.

unflattering

/ʌnˈflæt̬.ɚ.ɪŋ/

(adjective) çirkin, hoş olmayan

Örnek:

The photograph was quite unflattering.
Fotoğraf oldukça çirkindi.

open-necked

/ˌoʊ.pənˈnekt/

(adjective) açık yakalı, yakasız

Örnek:

He wore an open-necked shirt to the casual dinner.
Günlük akşam yemeğine açık yakalı bir gömlek giydi.

casual

/ˈkæʒ.uː.əl/

(adjective) rahat, umursamaz, günlük

Örnek:

He adopted a casual attitude towards his studies.
Çalışmalarına karşı rahat bir tavır sergiledi.

underdressed

/ˌʌn.dɚˈdrest/

(adjective) yetersiz giyinmiş, uygunsuz giyinmiş

Örnek:

I felt completely underdressed at the fancy restaurant.
Lüks restoranda kendimi tamamen yetersiz giyinmiş hissettim.

becoming

/bɪˈkʌm.ɪŋ/

(adjective) uygun, yakışan;

(verb) olmak, dönüşmek

Örnek:

Her modest dress was very becoming for the formal event.
Mütevazı elbisesi resmi etkinlik için çok uygundu.

sharp

/ʃɑːrp/

(adjective) keskin, sivri, yoğun;

(adverb) keskin, tam;

(noun) diyez

Örnek:

Be careful, that knife is very sharp.
Dikkat et, o bıçak çok keskin.

comfortable

/ˈkʌm.fɚ.t̬ə.bəl/

(adjective) rahat, huzurlu

Örnek:

This chair is very comfortable.
Bu sandalye çok rahat.

uncomfortable

/ʌnˈkʌm.fɚ.t̬ə/

(adjective) rahatsız, konforsuz, rahatsız edici

Örnek:

This chair is very uncomfortable.
Bu sandalye çok rahatsız.

dressy

/ˈdres.i/

(adjective) şık, resmi

Örnek:

She wore a dressy gown to the gala.
Galaya şık bir elbise giydi.

elegant

/ˈel.ə.ɡənt/

(adjective) zarif, şık, güzel

Örnek:

She wore an elegant black dress to the party.
Partiye zarif siyah bir elbise giydi.

fetching

/ˈfetʃ.ɪŋ/

(adjective) çekici, alımlı

Örnek:

She looked quite fetching in her new dress.
Yeni elbisesiyle oldukça çekici görünüyordu.

fitted

/ˈfɪt̬.ɪd/

(adjective) oturan, yerleştirilmiş;

(verb) uymak, yakışmak

Örnek:

She wore a beautifully fitted dress.
Üzerine çok güzel oturan bir elbise giymişti.

flamboyant

/flæmˈbɔɪ.ənt/

(adjective) gösterişli, abartılı, flamboyan

Örnek:

The artist was known for his flamboyant style and colorful paintings.
Sanatçı, gösterişli tarzı ve renkli tablolarıyla tanınıyordu.

formal

/ˈfɔːr.məl/

(adjective) resmi, biçimsel, yapısal

Örnek:

The meeting requires formal attire.
Toplantı resmi kıyafet gerektiriyor.

form-fitting

/ˈfɔːrmˌfɪt.ɪŋ/

(adjective) vücuda oturan, dar

Örnek:

She wore a sleek, form-fitting dress to the party.
Partiye şık, vücuda oturan bir elbise giydi.

frumpy

/ˈfrʌm.pi/

(adjective) demode, köhne, pasaklı

Örnek:

She felt a bit frumpy in her old sweater.
Eski kazağıyla biraz demode hissetti.

snappy

/ˈsnæp.i/

(adjective) çabuk, enerjik, canlı

Örnek:

She gave a snappy response to the question.
Soruya çabuk ve enerjik bir yanıt verdi.

sober

/ˈsoʊ.bɚ/

(adjective) ayık, sarhoş olmayan, ciddi;

(verb) ayılmak, ayıltmak, ciddileştirmek

Örnek:

He was completely sober after the party.
Partiden sonra tamamen ayıktı.

sporty

/ˈspɔːr.t̬i/

(adjective) sportif, şık ve hızlı görünümlü

Örnek:

She's very sporty and plays tennis every weekend.
Çok sportif ve her hafta sonu tenis oynar.

stylish

/ˈstaɪ.lɪʃ/

(adjective) şık, tarz sahibi

Örnek:

She always wears very stylish clothes.
Her zaman çok şık kıyafetler giyer.

stylishly

/ˈstaɪ.lɪʃ.li/

(adverb) şık bir şekilde, zarifçe

Örnek:

She was dressed stylishly for the party.
Parti için şık giyinmişti.

chic

/ʃiːk/

(adjective) şık, zarif;

(noun) şıklık, zarafet

Örnek:

She looked very chic in her new dress.
Yeni elbisesiyle çok şık görünüyordu.

gaudy

/ˈɡɑː.di/

(adjective) gösterişli, rüküş, zıpçıktı

Örnek:

The tourist shop was full of gaudy souvenirs.
Turistik dükkan gösterişli hediyelik eşyalarla doluydu.

glamorous

/ˈɡlæm.ə.əs/

(adjective) göz alıcı, büyüleyici, çekici

Örnek:

She looked absolutely glamorous in her new evening gown.
Yeni gece elbisesiyle kesinlikle göz alıcı görünüyordu.

grungy

/ˈɡrʌn.dʒi/

(adjective) kirli, pasaklı, grunge

Örnek:

The old apartment was quite grungy and needed a deep clean.
Eski daire oldukça kirliydi ve derinlemesine temizliğe ihtiyacı vardı.

sloppy

/ˈslɑː.pi/

(adjective) özensiz, dikkatsiz, dağınık

Örnek:

His work is always sloppy and full of errors.
İşi her zaman özensiz ve hatalarla dolu.

smart

/smɑːrt/

(adjective) zeki, akıllı, şık;

(verb) acı vermek, yanmak

Örnek:

She's a very smart student and always gets good grades.
Çok zeki bir öğrenci ve her zaman iyi notlar alır.

smart casual

/ˌsmɑːrt ˈkæʒ.u.əl/

(adjective) smart casual, şık günlük

Örnek:

The invitation specified smart casual attire.
Davetiyede smart casual kıyafet belirtilmişti.

smartly

/ˈsmɑːrt.li/

(adverb) şıkça, akıllıca, zekice

Örnek:

He was dressed very smartly for the interview.
Mülakat için çok şık giyinmişti.

overdressed

/ˌoʊ.vɚˈdrest/

(adjective) fazla şık giyinmiş, aşırı giyinmiş

Örnek:

I felt completely overdressed at the casual backyard barbecue.
Sıradan arka bahçe barbeküsünde kendimi tamamen fazla şık giyinmiş hissettim.

garish

/ˈɡer.ɪʃ/

(adjective) gösterişli, abartılı, parlak

Örnek:

The clown's costume was too garish for the elegant party.
Palyaçonun kostümü şık parti için çok gösterişliydi.

flattering

/ˈflæt̬.ɚ.ɪŋ/

(adjective) iltifat edici, gurur verici, yakışan

Örnek:

She received many flattering comments on her new dress.
Yeni elbisesi hakkında birçok iltifat edici yorum aldı.

loud

/laʊd/

(adjective) yüksek sesli, gürültülü, gösterişli;

(adverb) yüksek sesle, gürültülü bir şekilde

Örnek:

The music was too loud.
Müzik çok yüksekti.

baggy

/ˈbæɡ.i/

(adjective) bol, sarkık

Örnek:

He wore a baggy T-shirt and shorts.
Bol bir tişört ve şort giymişti.

styleless

/ˈstaɪl.ləs/

(adjective) tarzsız, zevksiz

Örnek:

The new building was completely styleless and uninspiring.
Yeni bina tamamen tarzsız ve ilham verici değildi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren