Avatar of Vocabulary Set Sinema ve Tiyatroyu Tanımlamak

Sinema ve Tiyatro İçinde Sinema ve Tiyatroyu Tanımlamak Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sinema ve Tiyatro' içinde 'Sinema ve Tiyatroyu Tanımlamak' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

animated

/ˈæn.ə.meɪ.t̬ɪd/

(adjective) canlı, hareketli, neşeli

Örnek:

The children were very animated as they talked about their trip to the zoo.
Çocuklar hayvanat bahçesi gezileri hakkında konuşurken çok canlıydı.

subtitled

/ˈsʌbˌtaɪ.t̬əld/

(adjective) altyazılı;

(verb) altyazılandırmak

Örnek:

The foreign film was subtitled in English.
Yabancı film İngilizce altyazılıydı.

uncut

/ʌŋˈkʌt/

(adjective) kesilmemiş, bölünmemiş, tam

Örnek:

The diamond was still uncut.
Elmas hala kesilmemişti.

unrated

/ʌnˈreɪ.t̬ɪd/

(adjective) derecelendirilmemiş, puanlanmamış

Örnek:

The film is currently unrated, so parental guidance is advised.
Film şu anda derecelendirilmemiş, bu yüzden ebeveyn rehberliği tavsiye edilir.

widescreen

/ˈwaɪd.skriːn/

(noun) geniş ekran;

(adjective) geniş ekran

Örnek:

The new television has a stunning widescreen display.
Yeni televizyon çarpıcı bir geniş ekrana sahip.

cinematic

/ˌsɪn.əˈmæt̬.ɪk/

(adjective) sinematik

Örnek:

The director is known for his stunning cinematic visuals.
Yönetmen, çarpıcı sinematik görselleriyle tanınıyor.

X-rated

/ˌeksˈreɪtɪd/

(adjective) X-rated, yetişkinlere özel

Örnek:

The movie received an X-rated classification.
Film X-rated sınıflandırması aldı.

supporting

/səˈpɔːr.t̬ɪŋ/

(adjective) destekleyici, yardımcı, taşıyıcı;

(noun) destek, yardım;

(verb) desteklemek, yardım etmek

Örnek:

She has always been a supporting friend.
Her zaman destekleyici bir arkadaş olmuştur.

pre-production

/ˌpriː.prəˈdʌk.ʃən/

(noun) ön prodüksiyon, hazırlık aşaması

Örnek:

The team spent three months in pre-production, finalizing the script and casting.
Ekip, senaryoyu ve oyuncu kadrosunu tamamlamak için üç ayını ön prodüksiyonda geçirdi.

post-production

/ˈpoʊst.prəˌdʌk.ʃən/

(noun) post prodüksiyon

Örnek:

The film is currently in post-production, with editing expected to take several months.
Film şu anda post prodüksiyon aşamasında, kurgunun birkaç ay sürmesi bekleniyor.

directorial

/ˌdɪr.ekˈtɔːr.i.əl/

(adjective) yönetmenlik, yönetimsel

Örnek:

The film received praise for its innovative directorial style.
Film, yenilikçi yönetmenlik tarzıyla övgü topladı.

ad lib

/ˌæd ˈlɪb/

(verb) doğaçlama yapmak, hazırlıksız konuşmak;

(noun) doğaçlama, hazırlıksız söz;

(adverb) doğaçlama, hazırlıksız

Örnek:

The comedian had to ad lib when his script was lost.
Komedyen senaryosu kaybolunca doğaçlama yapmak zorunda kaldı.

backstage

/bækˈsteɪdʒ/

(adverb) sahne arkası, kuliste, gizli;

(noun) sahne arkası, kulise;

(adjective) sahne arkası, kulise ait

Örnek:

The actors waited backstage before their performance.
Oyuncular performanslarından önce sahne arkasında beklediler.

blockbusting

/ˈblɑːkˌbʌs.tɪŋ/

(noun) blok patlatma, ırkçı korkuyla emlak spekülasyonu

Örnek:

Historically, blockbusting contributed to racial segregation in many cities.
Tarihsel olarak, blok patlatma birçok şehirde ırk ayrımcılığına katkıda bulunmuştur.

downstage

/ˈdaʊn.steɪdʒ/

(adverb) sahnenin önüne, sahnenin önünde;

(adjective) sahne önü, sahnenin önünde bulunan

Örnek:

The actor moved downstage to deliver his monologue.
Aktör monoloğunu sunmak için sahnenin önüne doğru hareket etti.

dramatic

/drəˈmæt̬.ɪk/

(adjective) dramatik, tiyatral, çarpıcı

Örnek:

She has a very dramatic voice, perfect for the stage.
Sahne için mükemmel, çok dramatik bir sesi var.

offstage

/ˌɑːfˈsteɪdʒ/

(adverb) sahne dışında, kuliste;

(adjective) sahne dışı, kuliste

Örnek:

The actor waited offstage for his cue.
Aktör, işaretini beklemek için sahne dışında bekledi.

onstage

/ˌɑːnˈsteɪdʒ/

(adverb) sahnede, sahneye;

(adjective) sahnede, sahneyle ilgili

Örnek:

The actors walked onstage to take their bows.
Oyuncular selam vermek için sahneye çıktı.

silent

/ˈsaɪ.lənt/

(adjective) sessiz, suskun, zımni

Örnek:

The house was completely silent.
Ev tamamen sessizdi.

stage-struck

/ˈsteɪdʒ.strʌk/

(adjective) sahneye tutkun, sahne ateşi olan

Örnek:

From a young age, she was completely stage-struck and dreamed of Broadway.
Küçük yaşlardan itibaren tamamen sahneye tutkundu ve Broadway'i hayal ediyordu.

theater-going

/ˈθiːətərˌɡoʊɪŋ/

(noun) tiyatroya gitme, tiyatroseverlik;

(adjective) tiyatroya gitme ile ilgili, tiyatrosever

Örnek:

Her passion for theater-going led her to subscribe to the local playhouse.
Tiyatroya gitme tutkusu onu yerel tiyatroya abone olmaya yöneltti.

theatrical

/θiˈæt.rɪ.kəl/

(adjective) tiyatral, tiyatroya ait, abartılı

Örnek:

The play had a strong theatrical performance.
Oyunun güçlü bir tiyatral performansı vardı.

upstage

/ʌpˈsteɪdʒ/

(adverb) sahne arkası, sahnenin arkasına doğru;

(verb) gölgede bırakmak, dikkatini dağıtmak

Örnek:

The actor moved upstage to deliver his monologue.
Aktör monoloğunu sunmak için sahnenin arkasına geçti.

young adult

/ˌjʌŋ ˈæd.ʌlt/

(noun) genç yetişkin, genç yetişkinler

Örnek:

The workshop is designed for young adults interested in technology.
Atölye, teknolojiye ilgi duyan genç yetişkinler için tasarlanmıştır.

star-studded

/ˈstɑːrˌstʌd.ɪd/

(adjective) yıldızlarla dolu, ünlülerle dolu

Örnek:

The movie boasts a star-studded cast.
Film yıldızlarla dolu bir kadroya sahip.

feature-length

/ˈfiːtʃərˌleŋθ/

(adjective) uzun metrajlı, tam uzunlukta

Örnek:

The director's debut was a feature-length documentary.
Yönetmenin ilk filmi uzun metrajlı bir belgeseldi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren