Avatar of Vocabulary Set Ruhsal bozukluklar

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Ruhsal bozukluklar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Ruhsal bozukluklar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

disorder

/dɪˈsɔːr.dɚ/

(noun) düzensizlik, karmaşa, bozukluk;

(verb) dağıtmak, bozmak

Örnek:

The room was in complete disorder after the party.
Partiden sonra oda tamamen dağınıktı.

anxiety

/æŋˈzaɪ.ə.t̬i/

(noun) endişe, kaygı, huzursuzluk

Örnek:

He felt a surge of anxiety as he waited for the test results.
Test sonuçlarını beklerken bir endişe dalgası hissetti.

mental

/ˈmen.təl/

(adjective) zihinsel, akli, akıl hastası;

(noun) akıl hastası, ruh hastası

Örnek:

She's suffering from mental fatigue.
Zihinsel yorgunluk çekiyor.

depression

/dɪˈpreʃ.ən/

(noun) depresyon, buhran, ekonomik durgunluk

Örnek:

She has been suffering from severe depression for years.
Yıllardır şiddetli depresyondan muzdarip.

mania

/ˈmeɪ.ni.ə/

(noun) mani, tutku, çılgınlık

Örnek:

She was diagnosed with bipolar disorder, which includes episodes of mania.
Bipolar bozukluk teşhisi konuldu, bu da mani ataklarını içerir.

dementia

/dɪˈmen.ʃə/

(noun) demans, bunama

Örnek:

Early diagnosis of dementia can help manage its progression.
Demansın erken teşhisi, ilerlemesini yönetmeye yardımcı olabilir.

autism

/ˈɑː.tɪ.zəm/

hyperactivity

/ˌhaɪ.pɚ.ækˈtɪv.ə.t̬i/

(noun) hiperaktivite

Örnek:

The child was diagnosed with hyperactivity.
Çocuğa hiperaktivite teşhisi konuldu.

attention deficit hyperactivity disorder

/əˌten.ʃən ˌdef.ə.sɪt ˌhaɪ.pɚ.æk.tɪv.ə.t̬i dɪsˈɔːr.dɚ/

(noun) dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu

Örnek:

Children with attention deficit hyperactivity disorder may struggle with focus in school.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar okulda odaklanmakta zorlanabilirler.

obsessive-compulsive disorder

/əbˌses.ɪv.kəmˈpʌl.sɪv dɪsˈɔːr.dər/

(noun) obsesif-kompulsif bozukluk, OKB

Örnek:

She was diagnosed with obsessive-compulsive disorder after years of struggling with repetitive handwashing.
Yıllarca tekrarlayan el yıkama sorunlarıyla mücadele ettikten sonra kendisine obsesif-kompulsif bozukluk teşhisi konuldu.

post-traumatic stress disorder

/poʊstˌtrɑːmætɪk ˈstres dɪsɔːrdər/

(noun) travma sonrası stres bozukluğu, TSSB

Örnek:

Many veterans suffer from post-traumatic stress disorder after returning from combat.
Birçok gazi, savaştan döndükten sonra travma sonrası stres bozukluğundan muzdariptir.

panic attack

/ˈpæn.ɪk əˌtæk/

(noun) panik atak

Örnek:

She had a panic attack during the exam.
Sınav sırasında panik atak geçirdi.

paranoia

/ˌper.əˈnɔɪ.ə/

(noun) paranoya, kuruntu, şüphecilik

Örnek:

His increasing paranoia made him distrust everyone around him.
Artan paranoyası onu etrafındaki herkese güvensiz hale getirdi.

paranoid

/ˈper.ə.nɔɪd/

(adjective) paranoyak, şüpheci, kuşkucu

Örnek:

He became increasingly paranoid, believing everyone was out to get him.
Giderek daha paranoyak oldu, herkesin ona karşı olduğunu düşünüyordu.

personality disorder

/ˌpɜːr.sənˈæl.ə.t̬i dɪsˈɔːr.dɚ/

(noun) kişilik bozukluğu

Örnek:

Borderline personality disorder is a complex mental health condition.
Borderline kişilik bozukluğu karmaşık bir ruh sağlığı durumudur.

psychopath

/ˈsaɪ.kə.pæθ/

(noun) psikopat

Örnek:

The movie is about a psychopath who terrorizes a small town.
Film, küçük bir kasabayı terörize eden bir psikopat hakkındadır.

sociopath

/ˈsoʊ.si.ə.pæθ/

(noun) sosyopat

Örnek:

The character in the movie was a manipulative sociopath who felt no guilt.
Filmdeki karakter, suçluluk duymayan manipülatif bir sosyopat idi.

schizophrenia

/ˌskɪt.səˈfriː.ni.ə/

(noun) şizofreni

Örnek:

He was diagnosed with schizophrenia after experiencing hallucinations.
Halüsinasyonlar yaşadıktan sonra kendisine şizofreni teşhisi konuldu.

psychotic

/saɪˈkɑː.t̬ɪk/

(adjective) psikotik, çılgın, deli;

(noun) psikotik

Örnek:

He was diagnosed with a psychotic disorder.
Ona psikotik bir bozukluk teşhisi konuldu.

borderline personality disorder

/ˈbɔːrdərlaɪn pɜːrsəˈnælɪti dɪsˈɔːrdər/

(noun) sınırda kişilik bozukluğu

Örnek:

She was diagnosed with borderline personality disorder after years of struggling with emotional instability.
Duygusal dengesizlikle yıllarca mücadele ettikten sonra kendisine sınırda kişilik bozukluğu teşhisi konuldu.

bipolar disorder

/ˌbaɪ.poʊ.lər dɪsˈɔːr.dər/

(noun) bipolar bozukluk

Örnek:

She was diagnosed with bipolar disorder after experiencing extreme mood swings.
Aşırı ruh hali değişimleri yaşadıktan sonra kendisine bipolar bozukluk teşhisi konuldu.

dissociative identity disorder

/dɪˌsoʊ.si.ə.tɪv aɪˈden.t̬ə.t̬i dɪsˈɔːr.dər/

(noun) dissosiyatif kimlik bozukluğu, çoklu kişilik bozukluğu

Örnek:

She was diagnosed with dissociative identity disorder after years of unexplained memory gaps and shifts in behavior.
Yıllarca süren açıklanamayan hafıza boşlukları ve davranış değişikliklerinden sonra kendisine dissosiyatif kimlik bozukluğu teşhisi konuldu.

insomnia

/ɪnˈsɑːm.ni.ə/

(noun) uykusuzluk

Örnek:

She suffered from severe insomnia, often staying awake all night.
Şiddetli uykusuzluktan muzdaripti, sık sık bütün gece uyanık kalırdı.

amnesia

/æmˈniː.ʒə/

(noun) amnezi, hafıza kaybı

Örnek:

After the accident, he suffered from temporary amnesia.
Kazadan sonra geçici hafıza kaybı yaşadı.

egomania

/ˌiː.ɡoʊˈmeɪ.ni.ə/

(noun) egomani, benmerkezcilik

Örnek:

His unchecked egomania led to the downfall of his company.
Kontrolsüz egomanyası şirketinin çöküşüne yol açtı.

trauma

/ˈtrɑː.mə/

(noun) travma, ruhsal sarsıntı, yaralanma

Örnek:

The accident caused him severe emotional trauma.
Kaza ona ciddi duygusal travma yaşattı.

self-harm

/ˌselfˈhɑːrm/

(noun) kendine zarar verme;

(verb) kendine zarar vermek

Örnek:

The charity provides support for young people struggling with self-harm.
Hayır kurumu, kendine zarar verme ile mücadele eden gençlere destek sağlıyor.

instability

/ˌɪn.stəˈbɪl.ə.t̬i/

(noun) istikrarsızlık, dengesizlik

Örnek:

The political instability in the region is a major concern.
Bölgedeki siyasi istikrarsızlık büyük bir endişe kaynağıdır.

complex

/kɑːmˈpleks/

(adjective) karmaşık, kompleks, anlaşılması zor;

(noun) kompleks, binalar topluluğu, psikolojik sorun

Örnek:

The human brain is a highly complex organ.
İnsan beyni oldukça karmaşık bir organdır.

suicidal

/ˌsuː.əˈsaɪ.dəl/

(adjective) intihar eğilimli, intihar niteliğinde, kendine zarar veren

Örnek:

He was admitted to the hospital after expressing suicidal thoughts.
İntihar düşüncelerini dile getirdikten sonra hastaneye kaldırıldı.

masochistic

/ˌmæs.əˈkɪs.tɪk/

(adjective) mazoşist, mazoşistçe

Örnek:

Running a marathon in this heat seems almost masochistic.
Bu sıcakta maraton koşmak neredeyse mazoşistçe görünüyor.

sadistic

/səˈdɪs.tɪk/

(adjective) sadist, işkenceci

Örnek:

His sadistic behavior towards his subordinates was well-known.
Astlarına karşı sadistçe davranışları iyi biliniyordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren