Avatar of Vocabulary Set Edebiyat ve Yazma

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Edebiyat ve Yazma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Edebiyat ve Yazma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

abridged

/əˈbrɪdʒd/

(adjective) kısaltılmış, özet;

(verb) kısalttı, kısıtladı

Örnek:

I read the abridged version of the novel.
Romanın kısaltılmış versiyonunu okudum.

allegorical

/ˌæl.əˈɡɔːr.ə.kəl/

(adjective) alegorik, simgesel

Örnek:

The painting is an allegorical representation of Liberty.
Resim, Özgürlük'ün alegorik bir temsilidir.

lurid

/ˈlʊr.ɪd/

(adjective) korkunç, müstehcen, sansasyonel

Örnek:

The paper published lurid details of the murder.
Gazete cinayetin korkunç detaylarını yayınladı.

turgid

/ˈtɝː.dʒɪd/

(adjective) ağdalı, şatafatlı, şişmiş

Örnek:

The critic dismissed the novel for its turgid prose.
Eleştirmen, romanı ağdalı nesri nedeniyle reddetti.

acrostic

/əˈkrɑː.stɪk/

(noun) akrostiş;

(adjective) akrostişle ilgili

Örnek:

She wrote an acrostic poem where the first letter of each line spelled out her friend's name.
Her satırın ilk harfinin arkadaşının adını hecelediği bir akrostiş şiir yazdı.

burlesque

/bɝːˈlesk/

(noun) burlesk, parodi, komik taklit;

(verb) burlesk etmek, parodisini yapmak, alay etmek;

(adjective) burlesk, parodik, komik

Örnek:

The play was a burlesque of Shakespearean tragedy.
Oyun, Shakespeare trajedisinin bir burleskiydi.

doggerel

/ˈdɑː.ɡɚ.əl/

(noun) tekerleme, kötü yazılmış şiir;

(adjective) tekerleme gibi

Örnek:

The greeting card was filled with sentimental doggerel.
Tebrik kartı duygusal tekerlemelerle doluydu.

elegy

/ˈel.ə.dʒi/

(noun) ağıt, mersiye

Örnek:

He wrote an elegy for his deceased friend.
Ölen arkadaşı için bir ağıt yazdı.

epic

/ˈep.ɪk/

(noun) destan, epik şiir;

(adjective) destansı, kahramanca, muhteşem

Örnek:

Homer's 'The Odyssey' is a classic epic poem.
Homeros'un 'Odysseia'sı klasik bir destandır.

haiku

/ˈhaɪ.kuː/

(noun) hayku

Örnek:

She wrote a beautiful haiku about the cherry blossoms.
Kiraz çiçekleri hakkında güzel bir hayku yazdı.

lament

/ləˈment/

(noun) ağıt, yakınma;

(verb) ağıt yakmak, yakınmak

Örnek:

Her lament for her lost child was heartbreaking.
Kaybettiği çocuğu için ağıtı yürek parçalayıcıydı.

lampoon

/læmˈpuːn/

(verb) hicvetmek, alay etmek;

(noun) hiciv, taşlama

Örnek:

The magazine is famous for lampooning political figures.
Dergi, siyasi figürleri hicvetmesiyle ünlüdür.

ode

/oʊd/

(noun) ode, kaside

Örnek:

Keats's 'Ode to a Nightingale' is a classic example.
Keats'in 'Bir Bülbüle Ode'si klasik bir örnektir.

parody

/ˈper.ə.di/

(noun) parodi, taklit;

(verb) parodi yapmak, taklit etmek

Örnek:

The film was a brilliant parody of classic horror movies.
Film, klasik korku filmlerinin harika bir parodisiydi.

psalm

/sɑːm/

(noun) mezmur, ilah

Örnek:

The choir sang a beautiful psalm during the service.
Koro ayin sırasında güzel bir mezmur söyledi.

sonnet

/ˈsɑː.nɪt/

(noun) sone

Örnek:

Shakespeare wrote many famous sonnets.
Shakespeare birçok ünlü sone yazdı.

bard

/bɑːrd/

(noun) ozan, şair

Örnek:

Shakespeare is often referred to as 'The Bard of Avon'.
Shakespeare'a sık sık 'Avon'un Ozanı' denir.

stanza

/ˈstæn.zə/

(noun) kıta, bent

Örnek:

The poem consists of four stanzas, each with a distinct rhyme scheme.
Şiir, her biri farklı bir kafiye düzenine sahip dört kıtadan oluşmaktadır.

canto

/ˈkæn.toʊ/

(noun) kanto, şiir bölümü

Örnek:

Dante's Divine Comedy is divided into one hundred cantos.
Dante'nin İlahi Komedyası yüz kantoya bölünmüştür.

conceit

/kənˈsiːt/

(noun) kibir, gurur, fantezi

Örnek:

His conceit made him unpopular among his colleagues.
Onun kibiri, meslektaşları arasında sevilmemesine neden oldu.

enjambement

/ɛnˈdʒæmbmənt/

(noun) anjambman, dize atlaması

Örnek:

The poet used enjambment to create a sense of continuous flow in the verse.
Şair, dizede sürekli bir akış hissi yaratmak için anjambman kullandı.

rhetoric

/ˈret̬.ɚ.ɪk/

(noun) retorik, hitabet sanatı

Örnek:

His powerful rhetoric swayed the crowd.
Güçlü retoriği kalabalığı etkiledi.

prosody

/ˈprɑː.sə.di/

(noun) vezin, aruz, prosodi

Örnek:

The poet carefully crafted the prosody of his verses.
Şair, dizelerinin veznini dikkatle oluşturdu.

addendum

/əˈden.dəm/

(noun) ek, ilave

Örnek:

The publisher included an addendum with corrections to the first edition.
Yayıncı, ilk baskıya düzeltmeler içeren bir ek ekledi.

antagonist

/ænˈtæɡ.ən.ɪst/

(noun) antagonist, rakip, düşman

Örnek:

The hero faced his main antagonist in the final battle.
Kahraman son savaşta ana düşmanıyla karşılaştı.

appendix

/əˈpen.dɪks/

(noun) apandisit, kör bağırsak, ek

Örnek:

The surgeon removed his inflamed appendix.
Cerrah iltihaplı apandisitini çıkardı.

blurb

/blɝːb/

(noun) tanıtım yazısı, arka kapak yazısı, kısa açıklama;

(verb) tanıtım yazısı yazmak, tanıtmak

Örnek:

The blurb on the back of the book made me want to read it.
Kitabın arkasındaki tanıtım yazısı onu okumak istememe neden oldu.

marginalia

/ˌmɑːr.dʒɪˈneɪ.li.ə/

(plural noun) kenar notları, marginalia

Örnek:

The scholar spent years studying the marginalia in the medieval manuscript.
Bilgin, ortaçağ el yazmasındaki kenar notlarını incelemek için yıllarını harcadı.

glossary

/ˈɡlɑː.sɚ.i/

(noun) sözlük, terimler sözlüğü

Örnek:

The book includes a glossary of technical terms at the end.
Kitap, sonunda teknik terimler sözlüğü içermektedir.

erratum

/erˈɑː.t̬əm/

(noun) düzeltme, baskı hatası

Örnek:

The publisher issued an erratum for the typo on page 5.
Yayıncı, 5. sayfadaki yazım hatası için bir düzeltme yayınladı.

canon

/ˈkæn.ən/

(noun) kanon, kural, ilke

Örnek:

The decision was made according to the established canon of the organization.
Karar, kuruluşun belirlenmiş kanonuna göre alındı.

motif

/moʊˈtiːf/

(noun) motif, tema, desen

Örnek:

The motif of betrayal runs through the entire novel.
İhanet motifi tüm romana yayılmıştır.

codex

/ˈkoʊ.deks/

(noun) kodeks, el yazması, kanunname

Örnek:

The ancient codex contained rare biblical texts.
Antik kodeks nadir İncil metinleri içeriyordu.

magnum opus

/ˌmæɡ.nəm ˈoʊ.pəs/

(noun) başyapıt, magnum opus

Örnek:

His latest novel is considered his magnum opus.
Son romanı onun başyapıtı olarak kabul ediliyor.

novella

/noʊˈvel.ə/

(noun) novella, kısa roman

Örnek:

Ernest Hemingway's 'The Old Man and the Sea' is a famous novella.
Ernest Hemingway'in 'Yaşlı Adam ve Deniz' adlı eseri ünlü bir novelladır.

plot hole

/ˈplɑːt hoʊl/

(noun) konu hatası, mantık hatası

Örnek:

Fans pointed out a major plot hole in the movie's ending.
Hayranlar filmin sonunda büyük bir konu hatasına dikkat çekti.

prolixity

/prəˈlɪk.sə.t̬i/

(noun) uzunluk, laf kalabalığı, gereksiz söz

Örnek:

The editor advised the writer to reduce the prolixity in his manuscript.
Editör, yazara el yazmasındaki uzunluğu azaltmasını tavsiye etti.

satirize

/ˈsæt̬.ə.raɪz/

(verb) hicvetmek, taşlamak

Örnek:

The movie satirizes the modern obsession with social media.
Film, modern sosyal medya takıntısını hicvediyor.

epilogue

/ˈep.ə.lɑːɡ/

(noun) epilog, son söz

Örnek:

The novel concluded with a poignant epilogue.
Roman dokunaklı bir epilog ile sona erdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren