Avatar of Vocabulary Set A'dan F'ye

Hukuk İçinde A'dan F'ye Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Hukuk' içinde 'A'dan F'ye' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

accountable

/əˈkaʊn.t̬ə.bəl/

(adjective) sorumlu, hesap verebilir

Örnek:

Managers are accountable for their team's performance.
Yöneticiler ekiplerinin performansından sorumludur.

accredited

/əˈkred.ɪ.t̬ɪd/

(adjective) akredite, yetkili

Örnek:

The university offers accredited degree programs.
Üniversite akredite lisans programları sunmaktadır.

acquit

/əˈkwɪt/

(verb) beraat ettirmek, aklamak, davranmak

Örnek:

The jury decided to acquit the defendant due to lack of evidence.
Jüri, delil yetersizliğinden dolayı sanığı beraat ettirmeye karar verdi.

act of God

/ˌækt əv ˈɡɑːd/

(phrase) doğal afet, mücbir sebep

Örnek:

The damage to the house was caused by an act of God, so the insurance company covered it.
Evdeki hasar bir doğal afet nedeniyle oluştu, bu yüzden sigorta şirketi karşıladı.

affidavit

/ˌæf.əˈdeɪ.vɪt/

(noun) yeminli ifade, affidavit

Örnek:

The witness submitted an affidavit to the court.
Tanık mahkemeye bir yeminli ifade sundu.

argument

/ˈɑːrɡ.jə.mənt/

(noun) tartışma, kavga, münakaşa

Örnek:

They had a fierce argument about politics.
Siyaset hakkında şiddetli bir tartışma yaşadılar.

arraignment

/əˈreɪn.mənt/

(noun) mahkemeye çıkarma, suçlama

Örnek:

The suspect's arraignment is scheduled for next Tuesday.
Şüphelinin mahkemeye çıkarılması gelecek Salı günü yapılacak.

arrest

/əˈrest/

(verb) tutuklamak, gözaltına almak, durdurmak;

(noun) tutuklama, gözaltı, durdurma

Örnek:

The police decided to arrest the suspect.
Polis şüpheliyi tutuklamaya karar verdi.

attorney

/əˈtɝː.ni/

(noun) avukat, vekil

Örnek:

My attorney advised me to settle the case.
Avukatım davayı çözmemi tavsiye etti.

bail

/beɪl/

(noun) kefalet, kova, sintine pompası;

(verb) kefaletle serbest bırakmak, suyu boşaltmak, sintineyi boşaltmak

Örnek:

He was released on bail after paying a large sum.
Büyük bir miktar ödedikten sonra kefaletle serbest bırakıldı.

civil law

/ˌsɪv.əl ˈlɑː/

(noun) medeni hukuk

Örnek:

The case was settled under civil law, not criminal law.
Dava ceza hukuku değil, medeni hukuk kapsamında çözüldü.

class action

/klæs ˈæk.ʃən/

(noun) toplu dava, sınıf davası

Örnek:

The consumers filed a class action lawsuit against the company for defective products.
Tüketiciler, kusurlu ürünler nedeniyle şirkete karşı bir toplu dava açtı.

client

/ˈklaɪ.ənt/

(noun) müşteri, müvekkil, istemci

Örnek:

The lawyer met with his client to discuss the case.
Avukat, davayı görüşmek üzere müvekkiliyle buluştu.

common law

/ˌkɑː.mən ˈlɑː/

(noun) ortak hukuk, teamül hukuku, yazılı olmayan yasalar

Örnek:

Many legal systems around the world are based on common law principles.
Dünya genelindeki birçok hukuk sistemi ortak hukuk ilkelerine dayanmaktadır.

complaint

/kəmˈpleɪnt/

(noun) şikayet, yakınma, şikayet nedeni

Örnek:

We received a complaint about the noise.
Gürültü hakkında bir şikayet aldık.

concurrent jurisdiction

/kənˌkɜːr.ənt dʒʊr.ɪsˈdɪk.ʃən/

(noun) eşzamanlı yargı yetkisi, paralel yargı yetkisi

Örnek:

The case involved both federal and state laws, leading to concurrent jurisdiction.
Dava hem federal hem de eyalet yasalarını içeriyordu ve bu da eşzamanlı yargı yetkisine yol açtı.

the court of appeals

/ðə kɔrt əv əˈpiːlz/

(noun) İstinaf Mahkemesi

Örnek:

The case was sent to the Court of Appeals after the initial ruling.
Dava, ilk kararın ardından İstinaf Mahkemesi'ne gönderildi.

crime

/kraɪm/

(noun) suç, cürüm, ayıp

Örnek:

He was arrested for committing a serious crime.
Ciddi bir suç işlediği için tutuklandı.

criminal law

/ˈkrɪmɪnl lɔː/

(noun) ceza hukuku

Örnek:

He specializes in criminal law and has handled many high-profile cases.
Ceza hukukunda uzmandır ve birçok yüksek profilli davayı ele almıştır.

damages

/ˈdæm·ɪ·dʒɪz/

(plural noun) tazminat, zarar

Örnek:

The court awarded him substantial damages for the breach of contract.
Mahkeme, sözleşme ihlali nedeniyle ona önemli tazminat ödenmesine karar verdi.

deal with

/diːl wɪð/

(phrasal verb) ilgilenmek, başa çıkmak, iş yapmak

Örnek:

We need to deal with this issue immediately.
Bu sorunla hemen ilgilenmemiz gerekiyor.

defendant

/dɪˈfen.dənt/

(noun) sanık, davalı

Örnek:

The defendant pleaded not guilty to all charges.
Sanık tüm suçlamaları reddetti.

deposition

/ˌdep.əˈzɪʃ.ən/

(noun) tahttan indirme, görevden alma, ifade

Örnek:

The deposition of the king led to a period of political instability.
Kralın tahttan indirilmesi siyasi istikrarsızlık dönemine yol açtı.

depot

/ˈdiː.poʊ/

(noun) depo, ambar, istasyon

Örnek:

The military established a supply depot in the region.
Ordu bölgede bir ikmal deposu kurdu.

detail

/dɪˈteɪl/

(noun) ayrıntı, detay;

(verb) detaylandırmak, ayrıntılandırmak

Örnek:

The artist paid great attention to every detail in the painting.
Sanatçı, tablodaki her ayrıntıya büyük özen gösterdi.

discovery

/dɪˈskʌv.ɚ.i/

(noun) keşif, buluntu, keşfedilen şey

Örnek:

The discovery of penicillin revolutionized medicine.
Penisilinin keşfi tıpta devrim yarattı.

dispute

/dɪˈspjuːt/

(noun) anlaşmazlık, tartışma, çekişme;

(verb) tartışmak, itiraz etmek, çekişmek

Örnek:

The border dispute between the two countries escalated.
İki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığı tırmandı.

equity

/ˈek.wə.t̬i/

(noun) eşitlik, hakkaniyet, adalet

Örnek:

The company is committed to ensuring equity in its hiring practices.
Şirket, işe alım uygulamalarında eşitliği sağlamaya kararlıdır.

felony

/ˈfel.ə.ni/

(noun) ağır suç, büyük suç

Örnek:

He was charged with a serious felony.
Ciddi bir suçla itham edildi.

fine

/faɪn/

(adjective) güzel, iyi, ince;

(noun) para cezası, ceza;

(verb) para cezası vermek, cezalandırmak;

(adverb) iyi, gayet iyi

Örnek:

This is a fine example of ancient pottery.
Bu, antik çömlekçiliğin güzel bir örneğidir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren