Sabır İçinde Elinizden gelenin en iyisini yapın Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Sabır' içinde 'Elinizden gelenin en iyisini yapın' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /bɜːrn ðə ˈmɪd.naɪt ˌɔɪl/
(idiom) gece geç saatlere kadar çalışmak, geceyi gündüze katmak
Örnek:
I had to burn the midnight oil to finish the report on time.
Raporu zamanında bitirmek için gece geç saatlere kadar çalışmak zorunda kaldım.
/ɡoʊ tə taʊn/
(idiom) abartmak, aşırıya kaçmak, coşmak
Örnek:
When she started decorating for the party, she really went to town with balloons and streamers.
Parti için süslemeye başladığında, balonlar ve flamalarla gerçekten abarttı.
/meɪk ə pɔɪnt ʌv/
(idiom) önemsemek, mutlaka yapmak
Örnek:
She always makes a point of thanking her team members.
Ekip üyelerine teşekkür etmeyi her zaman önemser.
/muːv ˈmaʊn.tənz/
(idiom) dağları yerinden oynatmak, imkansızı başarmak
Örnek:
She's so determined, she could probably move mountains if she wanted to.
O kadar kararlı ki, istese muhtemelen dağları yerinden oynatabilir.
give a hundred (and ten) per cent
/ɡɪv ə ˈhʌndrəd (ænd tɛn) pər sɛnt/
(idiom) yüzde yüzünü vermek, elinden gelenin en iyisini yapmak
Örnek:
If we all give a hundred per cent, we can win this game.
Hepimiz yüzde yüzümüzü verirsek, bu maçı kazanabiliriz.
/bɛnd jʊər maɪnd tu/
(idiom) zihnini bir şeye vermek, bir şeye odaklanmak
Örnek:
You need to really bend your mind to this problem if you want to solve it.
Bu sorunu çözmek istiyorsan, gerçekten zihnini buna vermelisin.
/blʌd swɛt ənd tɪərz/
(idiom) kan, ter ve gözyaşı, büyük çaba
Örnek:
Building this company took years of blood, sweat, and tears.
Bu şirketi kurmak yıllarca kan, ter ve gözyaşı gerektirdi.
/ˈel.boʊ ˌɡriːs/
(idiom) bilek gücü, yoğun çaba
Örnek:
This old car needs a lot of elbow grease to get it shining again.
Bu eski arabanın tekrar parlaması için çok fazla bilek gücü gerekiyor.
/pʊʃ ðə ˈɛnvəˌloʊp/
(idiom) sınırları zorlamak, yenilik yapmak
Örnek:
The company is always trying to push the envelope with its new technology.
Şirket, yeni teknolojisiyle her zaman sınırları zorlamaya çalışıyor.
/breɪk ðə bæk əv/
(idiom) en zor kısmını halletmek, belini kırmak
Örnek:
Once we break the back of this report, the rest will be easy.
Bu raporun en zor kısmını hallettiğimizde, gerisi kolay olacak.