Avatar of Vocabulary Set Bilinçli veya Bilinçsiz

Bilgi ve Anlayış İçinde Bilinçli veya Bilinçsiz Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Bilgi ve Anlayış' içinde 'Bilinçli veya Bilinçsiz' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

at the back of your mind

/æt ðə bæk əv jʊər maɪnd/

(idiom) aklından çıkmayan, bilinçaltında

Örnek:

The thought of the upcoming exam was always at the back of her mind.
Yaklaşan sınav düşüncesi her zaman aklındaydı.

wake up and smell the coffee

/weɪk ʌp ænd smɛl ðə ˈkɔːfi/

(idiom) gerçekleri görmek, uyanmak ve kahve kokusunu almak

Örnek:

It's time to wake up and smell the coffee; your business is failing.
Gerçekleri görme zamanı geldi; işin batıyor.

with your eyes open

/wɪð jʊər aɪz ˈoʊpən/

(idiom) gözleri açık, bilinçli olarak

Örnek:

She went into the new business venture with her eyes open, knowing the risks involved.
Yeni iş girişimine gözleri açık bir şekilde girdi, ilgili riskleri biliyordu.

lose touch

/luːz tʌtʃ/

(idiom) iletişimi kaybetmek, irtibatı kesmek, bağlantısını kaybetmek

Örnek:

After she moved to another city, we started to lose touch.
Başka bir şehre taşındıktan sonra iletişimi kaybetmeye başladık.

lose sight of

/luːz saɪt əv/

(idiom) gözden kaybetmek, artık görememek, gözden kaçırmak

Örnek:

The ship sailed away until we lost sight of it.
Gemi, biz onu gözden kaybedene kadar uzaklaştı.

with your eyes closed

/wɪð jʊər aɪz kloʊzd/

(idiom) gözü kapalı, çok kolay

Örnek:

She can solve complex math problems with her eyes closed.
Karmaşık matematik problemlerini gözü kapalı çözebilir.

have someone's number

/hæv ˈsʌm.wʌnz ˈnʌm.bər/

(idiom) birinin numarasını bilmek, birinin zayıf yönlerini bilmek

Örnek:

I think I have his number; he's all talk and no action.
Sanırım onun numarasını biliyorum; o sadece konuşur, icraat yok.

ivory tower

/ˈaɪvəri ˈtaʊər/

(idiom) fildişi kule, gerçeklerden kopukluk

Örnek:

Academics are often accused of living in an ivory tower, disconnected from everyday problems.
Akademisyenler genellikle günlük sorunlardan kopuk, bir fildişi kulesinde yaşamakla suçlanır.

be away with the fairies

/bi əˈweɪ wɪð ðə ˈfɛəriz/

(idiom) hayal dünyasında olmak, dalgın olmak

Örnek:

She's always away with the fairies, daydreaming instead of working.
O hep hayal dünyasında, çalışmak yerine hayal kuruyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren