Avatar of Vocabulary Set Duygu ve Etkileşim (Yap)

'Make- Take- Have' ile sabit ifadeler İçinde Duygu ve Etkileşim (Yap) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Make- Take- Have' ile sabit ifadeler' içinde 'Duygu ve Etkileşim (Yap)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

make a call

/meɪk ə kɔːl/

(phrase) karar vermek, hüküm vermek, telefon etmek

Örnek:

It's a tough situation, but someone has to make a call.
Zor bir durum ama birinin karar vermesi gerekiyor.

make a choice

/meɪk ə tʃɔɪs/

(phrase) seçim yapmak, seçmek

Örnek:

You need to make a choice between staying or leaving.
Kalmak ya da gitmek arasında bir seçim yapmalısın.

make a decision

/meɪk ə dɪˈsɪʒ.ən/

(phrase) karar vermek, kararlaştırmak

Örnek:

It's time to make a decision about your future.
Geleceğin hakkında bir karar verme zamanı geldi.

make a fool of

/meɪk ə fuːl ʌv/

(idiom) aptal yerine koymak, rezil etmek

Örnek:

He tried to make a fool of me in front of everyone.
Herkesin önünde beni aptal yerine koymaya çalıştı.

make love

/meɪk lʌv/

(verb) sevişmek, cinsel ilişkiye girmek

Örnek:

They decided to make love after a romantic dinner.
Romantik bir akşam yemeğinden sonra sevişmeye karar verdiler.

make someone's acquaintance

/meɪk ˈsʌmwʌnz əˈkweɪntəns/

(idiom) biriyle tanışmak, biriyle ahbaplık kurmak

Örnek:

I was delighted to make your acquaintance at the conference.
Konferansta sizinle tanışmaktan memnuniyet duydum.

make peace

/meɪk piːs/

(phrase) barışmak, uzlaşmak

Örnek:

After their big argument, they decided to make peace.
Büyük tartışmalarından sonra barışmaya karar verdiler.

make a joke of

/meɪk ə dʒoʊk əv/

(idiom) şakaya vurmak, hafife almak

Örnek:

He always tries to make a joke of his mistakes, but sometimes they are serious.
Hatalarını her zaman şakaya vurmaya çalışır ama bazen ciddidirler.

make friends with

/meɪk frendz wɪð/

(phrase) ile arkadaş olmak, ile dostluk kurmak

Örnek:

It's easy to make friends with her because she's so outgoing.
Çok dışa dönük olduğu için onunla arkadaş olmak kolay.

make contact with

/meɪk ˈkɑːntækt wɪθ/

(phrase) iletişime geçmek, temas kurmak, temas etmek

Örnek:

I need to make contact with the client regarding the new proposal.
Yeni teklif hakkında müşteriyle iletişime geçmem gerekiyor.

make a big thing (out) of

/meɪk ə bɪɡ θɪŋ (aʊt) əv/

(idiom) büyütmek, mesele yapmak

Örnek:

It was just a small mistake, don't make a big thing out of it.
Küçük bir hataydı, büyütme.

make a difference

/meɪk ə ˈdɪf.ər.əns/

(idiom) fark yaratmak, etki etmek

Örnek:

Every small donation can make a difference.
Her küçük bağış fark yaratabilir.

make an impression

/meɪk ən ɪmˈpreʃ.ən/

(idiom) etki bırakmak, izlenim bırakmak

Örnek:

He tried hard to make an impression on his new boss.
Yeni patronu üzerinde etki bırakmak için çok uğraştı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren