Avatar of Vocabulary Set B2 - Sadece beni ara!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Sadece beni ara! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Sadece beni ara!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

address book

/ˈæd.res ˌbʊk/

(noun) adres defteri

Örnek:

I need to update my address book with her new contact details.
Onun yeni iletişim bilgileriyle adres defterimi güncellemem gerekiyor.

answering machine

/ˈæn.sər.ɪŋ ˌməˈʃiːn/

(noun) telesekreter

Örnek:

Please leave a message after the beep on the answering machine.
Lütfen bip sesinden sonra telesekretere mesaj bırakın.

phone booth

/ˈfoʊn buːθ/

(noun) telefon kulübesi

Örnek:

He stepped into the phone booth to make a call.
Telefon etmek için telefon kulübesine girdi.

handset

/ˈhænd.set/

(noun) ahize, telefon ahizesi, cep telefonu

Örnek:

She picked up the handset and dialed the number.
Ahizeyi kaldırdı ve numarayı çevirdi.

hotline

/ˈhɑːt.laɪn/

(noun) hat, telefon hattı

Örnek:

The crisis hotline is available 24/7.
Kriz hattı 7/24 hizmet vermektedir.

landline

/ˈlænd.laɪn/

(noun) sabit hat, ev telefonu

Örnek:

I still prefer to use my landline for important calls.
Önemli aramalar için hala sabit hattımı kullanmayı tercih ediyorum.

communicate

/kəˈmjuː.nə.keɪt/

(verb) iletişim kurmak, aktarmak, bulaştırmak

Örnek:

They communicate primarily through email.
Başlıca e-posta yoluyla iletişim kurarlar.

dial

/ˈdaɪ.əl/

(noun) kadran, ayarlama düğmesi;

(verb) çevirmek, aramak, ayarlamak

Örnek:

The clock's dial was made of polished brass.
Saatin kadranı cilalı pirinçten yapılmıştı.

call around

/kɔːl əˈraʊnd/

(phrasal verb) telefonla araştırmak, birkaç yeri aramak

Örnek:

I need to call around to a few different stores to find this item.
Bu ürünü bulmak için birkaç farklı mağazayı aramam gerekiyor.

call back

/kɔːl bæk/

(phrasal verb) geri aramak, geri çağırmak, iptal etmek

Örnek:

I'll call you back in 10 minutes.
10 dakika içinde seni geri arayacağım.

call up

/kɔːl ˈʌp/

(phrasal verb) telefon etmek, aramak, askere çağırmak

Örnek:

I need to call up my sister to wish her a happy birthday.
Kız kardeşimi doğum gününü kutlamak için aramam gerekiyor.

caller

/ˈkɑː.lɚ/

(noun) arayan, telefon eden kişi, çağırıcı

Örnek:

The customer service representative answered the caller's questions.
Müşteri hizmetleri temsilcisi arayanın sorularını yanıtladı.

operator

/ˈɑː.pə.reɪ.t̬ɚ/

(noun) operatör, işletmeci, şirket

Örnek:

The crane operator carefully lifted the heavy beam.
Vinç operatörü ağır kirişi dikkatlice kaldırdı.

caller ID

/ˈkɔːl.ər ˌaɪˈdiː/

(noun) arayan kimliği, numara gösterimi

Örnek:

My phone has caller ID, so I can see who's calling before I answer.
Telefonumda arayan kimliği var, bu yüzden cevaplamadan önce kimin aradığını görebiliyorum.

cut off

/kʌt ˈɔːf/

(phrasal verb) kesmek, ayırmak, sözünü kesmek

Örnek:

The surgeon had to cut off the gangrenous limb.
Cerrah kangrenli uzvu kesmek zorunda kaldı.

give someone a call

/ɡɪv ˈsʌm.wʌn ə kɔːl/

(phrase) telefon etmek, aramak

Örnek:

I'll give you a call tomorrow to confirm the details.
Detayları onaylamak için yarın seni arayacağım.

hang on

/hæŋ ɑːn/

(phrasal verb) beklemek, tutunmak, sıkıca tutmak

Örnek:

Can you hang on a minute? I'll be right with you.
Bir dakika bekleyebilir misin? Hemen geliyorum.

hang up

/hæŋ ˈʌp/

(phrasal verb) telefonu kapatmak, asmak

Örnek:

Don't hang up on me!
Beni kapatma!

hold

/hoʊld/

(verb) tutmak, taşımak, alıkoymak;

(noun) tutuş, kavrama, bekleme

Örnek:

Can you hold this for a moment?
Bunu bir anlığına tutar mısın?

put through

/pʊt θruː/

(phrasal verb) bağlamak, yaşatmak, geçirmek

Örnek:

Can you put me through to customer service?
Beni müşteri hizmetlerine bağlayabilir misiniz?

available

/əˈveɪ.lə.bəl/

(adjective) mevcut, kullanılabilir

Örnek:

The book is available at the library.
Kitap kütüphanede mevcut.

busy

/ˈbɪz.i/

(adjective) meşgul, yoğun, karmaşık;

(verb) meşgul etmek, oyalamak

Örnek:

I'm too busy to talk right now.
Şu an konuşamayacak kadar meşgulüm.

Internet café

/ˈɪn.tər.net ˌkæf.eɪ/

(noun) internet kafe, siber kafe

Örnek:

I need to find an Internet café to check my emails.
E-postalarımı kontrol etmek için bir internet kafe bulmam gerekiyor.

social media

/ˌsoʊ.ʃəl ˈmiː.di.ə/

(noun) sosyal medya

Örnek:

Many people get their news from social media platforms now.
Birçok kişi haberlerini artık sosyal medya platformlarından alıyor.

home page

/ˈhoʊm peɪdʒ/

(noun) ana sayfa

Örnek:

You can always return to the home page by clicking the logo.
Logoya tıklayarak her zaman ana sayfaya dönebilirsiniz.

http

/ˌeɪtʃ.tiː.tiːˈpiː/

(abbreviation) Köprü Metni Aktarım Protokolü

Örnek:

Make sure the URL starts with http:// for a standard web page.
Standart bir web sayfası için URL'nin http:// ile başladığından emin olun.

follower

/ˈfɑː.loʊ.ɚ/

(noun) takipçi, taraftar, izleyen

Örnek:

She has a large number of followers on social media.
Sosyal medyada çok sayıda takipçisi var.

friend

/frend/

(noun) arkadaş, dost, destekçi;

(verb) arkadaş eklemek, arkadaş olmak

Örnek:

She introduced me to her best friend.
Beni en iyi arkadaşıyla tanıştırdı.

friend request

/ˈfrend rɪˌkwest/

(noun) arkadaşlık isteği

Örnek:

I sent her a friend request on Facebook.
Ona Facebook'ta bir arkadaşlık isteği gönderdim.

attachment

/əˈtætʃ.mənt/

(noun) bağlılık, düşkünlük, sadakat

Örnek:

She developed a strong attachment to her new puppy.
Yeni köpeğine karşı güçlü bir bağlılık geliştirdi.

hate mail

/ˈheɪt meɪl/

(noun) nefret mektubu, nefret postası

Örnek:

The politician received a lot of hate mail after his controversial speech.
Siyasetçi, tartışmalı konuşmasının ardından çok sayıda nefret mektubu aldı.

instant message

/ˈɪn.stənt ˌmes.ɪdʒ/

(noun) anlık mesaj;

(verb) anlık mesaj göndermek

Örnek:

I'll send you an instant message with the details.
Sana detayları içeren bir anlık mesaj göndereceğim.

skype

/skaɪp/

(trademark) Skype;

(verb) Skype yapmak, Skype üzerinden konuşmak

Örnek:

Let's have a quick chat on Skype.
Hadi Skype'ta hızlıca sohbet edelim.

web chat

/ˈweb tʃæt/

(noun) web sohbeti, çevrimiçi sohbet

Örnek:

I had a long web chat with my friend who lives abroad.
Yurt dışında yaşayan arkadaşımla uzun bir web sohbeti yaptım.

net surfer

/ˈnet ˌsɜːr.fər/

(noun) internet kullanıcısı, net sörfçüsü

Örnek:

As a dedicated net surfer, she always knows the latest online trends.
Adanmış bir internet kullanıcısı olarak, her zaman en son çevrimiçi trendleri bilir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren