Avatar of Vocabulary Set B1 - Hava Durumu

B1 Seviyesi İçinde B1 - Hava Durumu Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B1 Seviyesi' içinde 'B1 - Hava Durumu' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

sunrise

/ˈsʌn.raɪz/

(noun) gün doğumu, şafak

Örnek:

We woke up early to watch the sunrise over the mountains.
Dağların üzerinden gün doğuşunu izlemek için erken kalktık.

sunset

/ˈsʌn.set/

(noun) gün batımı, akşamüstü, son

Örnek:

We watched the beautiful sunset over the ocean.
Okyanus üzerindeki güzel gün batımını izledik.

sunshine

/ˈsʌn.ʃaɪn/

(noun) güneş ışığı, güneş, neşe

Örnek:

The children were playing happily in the sunshine.
Çocuklar güneşli havada mutlu bir şekilde oynuyorlardı.

shade

/ʃeɪd/

(noun) gölge, ton, perde;

(verb) gölgelemek, korumak, tonlamak

Örnek:

We sat in the shade of a large tree.
Büyük bir ağacın gölgesinde oturduk.

thunder

/ˈθʌn.dɚ/

(noun) gök gürültüsü;

(verb) gürlemek, uğuldamak

Örnek:

We heard a loud clap of thunder in the distance.
Uzakta yüksek bir gök gürültüsü duyduk.

lightning

/ˈlaɪt.nɪŋ/

(noun) şimşek, yıldırım;

(adjective) şimşek gibi, çok hızlı

Örnek:

The sky was lit up by a sudden flash of lightning.
Gökyüzü aniden çakan bir şimşekle aydınlandı.

rainfall

/ˈreɪn.fɑːl/

(noun) yağış, yağış miktarı

Örnek:

The region experienced heavy rainfall last month.
Bölge geçen ay yoğun yağış aldı.

snowfall

/ˈsnoʊ.fɑːl/

(noun) kar yağışı, kar

Örnek:

The region experienced heavy snowfall overnight.
Bölge gece boyunca yoğun kar yağışı yaşadı.

shower

/ˈʃaʊ.ɚ/

(noun) duş, duş alma, sağanak;

(verb) duş almak, yağmak, yağmuruna tutmak

Örnek:

I need to fix the leaky shower head.
Sızdıran duş başlığını tamir etmem gerekiyor.

rainstorm

/ˈreɪn.stɔːrm/

(noun) yağmur fırtınası, sağanak

Örnek:

The sudden rainstorm caught us by surprise.
Ani yağmur fırtınası bizi hazırlıksız yakaladı.

snowstorm

/ˈsnoʊ.stɔːrm/

(noun) kar fırtınası

Örnek:

The city was paralyzed by a severe snowstorm.
Şehir şiddetli bir kar fırtınası yüzünden felç oldu.

rainwater

/ˈreɪnˌwɑː.t̬ɚ/

(noun) yağmur suyu

Örnek:

The garden is watered using collected rainwater.
Bahçe toplanan yağmur suyu kullanılarak sulanır.

raindrop

/ˈreɪn.drɑːp/

(noun) yağmur damlası

Örnek:

A single raindrop fell on my nose.
Tek bir yağmur damlası burnuma düştü.

snowflake

/ˈsnoʊ.fleɪk/

(noun) kar tanesi, aşırı hassas kişi

Örnek:

Each snowflake has a unique and intricate design.
Her kar tanesi benzersiz ve karmaşık bir tasarıma sahiptir.

pour

/pɔːr/

(verb) akmak, boşalmak, dökmek;

(noun) akış, yağış

Örnek:

Water poured from the broken pipe.
Kırık borudan su boşaldı.

flood

/flʌd/

(noun) sel, taşkın, akın;

(verb) sel basmak, su altında bırakmak, doldurmak

Örnek:

The heavy rains caused a severe flood in the region.
Şiddetli yağmurlar bölgede ciddi bir sele neden oldu.

humid

/ˈhjuː.mɪd/

(adjective) nemli, rutubetli

Örnek:

The weather today is very humid.
Bugün hava çok nemli.

damp

/dæmp/

(adjective) nemli, rutubetli;

(verb) nemlendirmek, ıslatmak, azaltmak;

(noun) nem, rutubet

Örnek:

The clothes were still damp from the wash.
Çamaşırlar yıkamadan sonra hala nemliydi.

frozen

/ˈfroʊ.zən/

(adjective) donmuş, dondurulmuş, hareketsiz;

(past participle) donmuş, dondurulmuş

Örnek:

The lake was completely frozen over.
Göl tamamen donmuştu.

heat wave

/ˈhiːt weɪv/

(noun) sıcak hava dalgası, sıcak dalgası

Örnek:

The city is experiencing a severe heat wave this week.
Şehir bu hafta şiddetli bir sıcak hava dalgası yaşıyor.

fine

/faɪn/

(adjective) güzel, iyi, ince;

(noun) para cezası, ceza;

(verb) para cezası vermek, cezalandırmak;

(adverb) iyi, gayet iyi

Örnek:

This is a fine example of ancient pottery.
Bu, antik çömlekçiliğin güzel bir örneğidir.

calm

/kɑːm/

(adjective) sakin, dingin, durgun;

(verb) sakinleştirmek, yatıştırmak;

(noun) sakinlik, dinginlik

Örnek:

She remained calm despite the chaos around her.
Etrafındaki kaosa rağmen sakin kaldı.

hailstorm

/ˈheɪl.stɔːrm/

(noun) dolu fırtınası, dolu

Örnek:

The sudden hailstorm damaged the crops.
Ani dolu fırtınası ekinlere zarar verdi.

icy

/ˈaɪ.si/

(adjective) buzlu, buz gibi, çok soğuk

Örnek:

The roads were icy and dangerous.
Yollar buzlu ve tehlikeliydi.

forecast

/ˈfɔːr.kæst/

(noun) tahmin, öngörü;

(verb) tahmin etmek, öngörmek

Örnek:

The weather forecast predicts rain for tomorrow.
Hava tahmini yarın yağmur öngörüyor.

set

/set/

(verb) koymak, yerleştirmek, kurmak;

(noun) takım, set, duruş;

(adjective) belirlenmiş, sabit

Örnek:

She set the book on the table.
Kitabı masaya koydu.

rise

/raɪz/

(verb) yükselmek, kalkmak, doğmak;

(noun) yükseliş, artış, doğuş

Örnek:

The sun began to rise over the mountains.
Güneş dağların üzerinden yükselmeye başladı.

freeze

/friːz/

(verb) donmak, dondurmak, hareketsiz kalmak;

(noun) don, dondurma, askıya alma

Örnek:

The water pipes might freeze if the temperature drops too low.
Sıcaklık çok düşerse su boruları donabilir.

melt

/melt/

(verb) erimek, eritmek, yumuşamak;

(noun) erime

Örnek:

The ice cream started to melt in the sun.
Dondurma güneşte erimeye başladı.

shine

/ʃaɪn/

(verb) parlamak, ışıldamak, tutmak;

(noun) parlaklık, ışıltı

Örnek:

The sun began to shine brightly.
Güneş parlak bir şekilde parlamaya başladı.

acid rain

/ˈæs.ɪd ˌreɪn/

(noun) asit yağmuru

Örnek:

The factory's emissions are contributing to acid rain in the region.
Fabrikanın emisyonları bölgedeki asit yağmurlarına katkıda bulunuyor.

sandstorm

/ˈsænd.stɔːrm/

(noun) kum fırtınası

Örnek:

The desert travelers were caught in a sudden sandstorm.
Çöl gezginleri aniden bir kum fırtınasına yakalandı.

windstorm

/ˈwɪnd.stɔːrm/

(noun) rüzgar fırtınası, fırtına

Örnek:

The sudden windstorm knocked down several trees in the park.
Ani rüzgar fırtınası parktaki birkaç ağacı devirdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren