Avatar of Vocabulary Set İçecek Hazırlama

Yiyecek ve İçecek Hazırlama İçinde İçecek Hazırlama Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecek ve İçecek Hazırlama' içinde 'İçecek Hazırlama' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

brew

/bruː/

(verb) demlemek, yapmak, baş göstermek;

(noun) demleme, içecek, çay

Örnek:

They decided to brew their own beer at home.
Evde kendi biralarını demlemeye karar verdiler.

grounds

/ɡrɑʊndz/

(plural noun) arazi, alan, telvesi;

(verb) iptal etmek, karaya oturtmak, cezalandırmak;

(adjective) ayakları yere basan, gerçekçi, sağduyulu

Örnek:

The castle is set in extensive grounds.
Kale geniş araziler üzerine kurulmuştur.

percolate

/ˈpɝː.kəl.eɪt/

(verb) süzülmek, sızmak, yayılmak

Örnek:

Water began to percolate through the soil.
Su topraktan süzülmeye başladı.

put the kettle on

/pʊt ðə ˈket.l ɑːn/

(phrase) çaydanlığı ateşe koymak, su kaynatmak

Örnek:

I'm cold, can you put the kettle on for some tea?
Üşüdüm, biraz çay için çaydanlığı ateşe koyar mısın?

tea bag

/ˈtiː.bæɡ/

(noun) çay poşeti

Örnek:

She dropped a tea bag into her mug and poured hot water over it.
Bardağına bir çay poşeti attı ve üzerine sıcak su döktü.

tea leaf

/ˈtiː liːf/

(noun) çay yaprağı, çay yaprakları, çay posası

Örnek:

The aroma of fresh tea leaves filled the air.
Taze çay yapraklarının kokusu havayı doldurdu.

brewer

/ˈbruː.ɚ/

(noun) bira üreticisi, bira fabrikası

Örnek:

The local brewer is known for its craft ales.
Yerel bira üreticisi zanaat biralarıyla tanınıyor.

brewery

/ˈbrʊr.i/

(noun) bira fabrikası, bira imalathanesi

Örnek:

The town is famous for its historic brewery.
Şehir tarihi bira fabrikasıyla ünlüdür.

draught

/dræft/

(noun) hava akımı, cereyan, yudum

Örnek:

Close the window, there's a cold draught coming in.
Pencereyi kapat, soğuk bir hava akımı geliyor.

freshen

/ˈfreʃ.ən/

(verb) tazelemek, canlandırmak, kendini tazelemek

Örnek:

She opened the window to freshen the room.
Odayı havalandırmak için pencereyi açtı.

head

/hed/

(noun) baş, başkan, lider;

(verb) gitmek, yönelmek, yönetmek;

(adjective) baş, ön

Örnek:

She nodded her head in agreement.
Onaylayarak başını salladı.

mash

/mæʃ/

(verb) ezmek, püre yapmak;

(noun) püre, ezme

Örnek:

She began to mash the potatoes for dinner.
Akşam yemeği için patatesleri ezmeye başladı.

microbrewery

/ˈmaɪ.kroʊˌbruː.ɚ.i/

(noun) mikro bira fabrikası, butik bira fabrikası

Örnek:

We visited a local microbrewery and sampled their seasonal ales.
Yerel bir mikro bira fabrikasını ziyaret ettik ve mevsimlik biralarını tattık.

winemaking

/ˈwaɪn.meɪ.kɪŋ/

(noun) şarap yapımı, şarapçılık

Örnek:

The region is famous for its long tradition of winemaking.
Bölge, uzun şarap yapımı geleneğiyle ünlüdür.

winery

/ˈwaɪ.nɚ.i/

(noun) şarap imalathanesi, şaraphane

Örnek:

We visited a beautiful winery in Napa Valley.
Napa Vadisi'nde güzel bir şarap imalathanesi ziyaret ettik.

fermentation

/ˌfɝː.menˈteɪ.ʃən/

(noun) fermantasyon, mayalanma

Örnek:

Yeast is essential for the fermentation of grapes into wine.
Maya, üzümlerin şaraba fermantasyonu için gereklidir.

wine cooler

/ˈwaɪn ˌkuː.lər/

(noun) şarap soğutucu, şarap dolabı

Örnek:

She ordered a refreshing wine cooler at the bar.
Barda ferahlatıcı bir şarap soğutucu sipariş etti.

coffee maker

/ˈkɑː.fi ˌmeɪ.kər/

(noun) kahve makinesi, kahve yapıcı

Örnek:

I need to buy a new coffee maker for the office.
Ofis için yeni bir kahve makinesi almam gerekiyor.

kettle

/ˈket̬.əl/

(noun) çaydanlık, su ısıtıcısı

Örnek:

She put the kettle on to make some tea.
Çay yapmak için çaydanlığı ocağa koydu.

moka pot

/ˈmoʊ.kə pɑːt/

(noun) moka potu, cezve

Örnek:

She made a strong espresso using her moka pot.
Moka potunu kullanarak güçlü bir espresso yaptı.

samovar

/ˈsæm.ə.vɑːr/

(noun) semaver

Örnek:

The old samovar gleamed on the table, ready for tea.
Eski semaver masada parlıyordu, çay için hazırdı.

teapot

/ˈtiː.pɑːt/

(noun) çaydanlık, demlik

Örnek:

She poured hot water into the teapot to make tea.
Çay yapmak için çaydanlığa sıcak su döktü.

cafetière

/ˌkæf.əˈtɪr/

(noun) kahve presi, French press

Örnek:

She made a fresh pot of coffee using her new cafetière.
Yeni kahve presini kullanarak taze bir demlik kahve yaptı.

magnum

/ˈmæɡ.nəm/

(noun) magnum, büyük şişe, magnum tabanca

Örnek:

They celebrated with a magnum of champagne.
Bir magnum şampanya ile kutladılar.

jeroboam

/ˌdʒer.əˈboʊ.əm/

(noun) jeroboam, 3 litrelik şarap şişesi

Örnek:

They celebrated with a jeroboam of champagne.
Bir jeroboam şampanya ile kutladılar.

rehoboam

/ˌriː.həˈboʊ.əm/

(noun) rehoboam

Örnek:

They celebrated with a rehoboam of champagne.
Bir rehoboam şampanya ile kutladılar.

methuselah

/məˈθjuː.zəl.ə/

(noun) Metuşelah, çok yaşlı kişi

Örnek:

My grandfather is a real Methuselah, still telling stories from the 1930s.
Dedem gerçek bir Metuşelah, hala 1930'lardan hikayeler anlatıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren