Avatar of Vocabulary Set Hayvan Evleri

Hayvanlar İçinde Hayvan Evleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Hayvanlar' içinde 'Hayvan Evleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

hive

/haɪv/

(noun) kovan, arı kovanı, hareketli yer;

(verb) toplanmak, akın etmek

Örnek:

The beekeeper carefully opened the hive to check on the bees.
Arıcı, arıları kontrol etmek için kovanı dikkatlice açtı.

barn

/bɑːrn/

(noun) ahır, ambar

Örnek:

The farmer stored his hay in the barn.
Çiftçi samanını ahırda sakladı.

byre

/ˈbaɪ.ɚ/

(noun) ahır, inek ahırı

Örnek:

The farmer led the cows into the byre for milking.
Çiftçi inekleri sağmak için ahıra götürdü.

pasture

/ˈpæs.tʃɚ/

(noun) otlak, mera;

(verb) otlatmak, mera yapmak

Örnek:

The cows grazed peacefully in the green pasture.
İnekler yeşil otlakta huzur içinde otluyordu.

stable

/ˈsteɪ.bəl/

(adjective) istikrarlı, sağlam, dengeli;

(noun) ahır, tavla;

(verb) ahıra koymak, barındırmak

Örnek:

The country's economy is now stable.
Ülkenin ekonomisi şimdi istikrarlı.

tunnel

/ˈtʌn.əl/

(noun) tünel;

(verb) tünel kazmak, oymak

Örnek:

The train passed through a long tunnel.
Tren uzun bir tünelden geçti.

hutch

/hʌtʃ/

(noun) kulübe, kafes, büfe

Örnek:

The rabbit was happily hopping around in its new hutch.
Tavşan yeni kulübesinde neşeyle zıplıyordu.

web

/web/

(noun) ağ, örümcek ağı, web;

(verb) ağla kaplamak, perdeli olmak

Örnek:

The spider spun a intricate web between the branches.
Örümcek dallar arasına karmaşık bir ördü.

lair

/ler/

(noun) in, kovuk, gizli yer

Örnek:

The bear retreated to its lair for the winter.
Ayı kış için inine çekildi.

nest

/nest/

(noun) yuva, sığınak, barınak;

(verb) yuva yapmak, yerleşmek

Örnek:

The bird built its nest in the tall tree.
Kuş, yüksek ağaca yuvasını kurdu.

honeycomb

/ˈhʌn.i.koʊm/

(noun) petek, bal peteği, petek yapısı;

(verb) delik deşik etmek, petekli hale getirmek

Örnek:

The beekeeper carefully removed a section of honeycomb from the hive.
Arıcı, kovandan dikkatlice bir parça petek çıkardı.

cobweb

/ˈkɑːb.web/

(noun) örümcek ağı, ağ, karmaşa

Örnek:

There were cobwebs in the corners of the old attic.
Eski tavan arasının köşelerinde örümcek ağları vardı.

anthill

/ˈænt.hɪl/

(noun) karınca yuvası, karınca tepesi

Örnek:

The children carefully observed the ants working on their anthill.
Çocuklar, karıncaların karınca yuvalarında çalışmasını dikkatle izlediler.

roost

/ruːst/

(noun) tünek, kuşların gecelediği yer;

(verb) tünemek, gecelemek

Örnek:

The chickens returned to their roost at dusk.
Tavuklar alacakaranlıkta tüneklerine döndü.

rookery

/ˈrʊk.ɚ.i/

(noun) karga kolonisi, kuş kolonisi, fok üreme alanı

Örnek:

The old oak tree was home to a large rookery.
Eski meşe ağacı büyük bir karga kolonisine ev sahipliği yapıyordu.

perch

/pɝːtʃ/

(noun) tünek, levrek;

(verb) tünemek, konmak, yerleştirmek

Örnek:

The parrot sat on its perch.
Papağan tüneğinde oturdu.

aerie

/ˈɪr.i/

(noun) kartal yuvası, yırtıcı kuş yuvası, yüksek yerleşim yeri

Örnek:

The eagle returned to its aerie with food for its young.
Kartal yavruları için yiyecekle birlikte yuvasına döndü.

warren

/ˈwɔːr.ən/

(noun) tavşan yuvası, tavşan deliği, labirent

Örnek:

The rabbits disappeared into their warren.
Tavşanlar yuvalarına kayboldu.

territory

/ˈter.ə.tɔːr.i/

(noun) toprak, bölge, alan

Örnek:

The country expanded its territory through conquest.
Ülke fetih yoluyla topraklarını genişletti.

sett

/set/

(noun) porsuk ini, parke taşı, kaldırım taşı

Örnek:

The wildlife photographer patiently waited near the badger's sett.
Vahşi yaşam fotoğrafçısı porsuğun ini yakınında sabırla bekledi.

rabbit hole

/ˈræb.ɪt ˌhoʊl/

(noun) tavşan deliği, tavşan yuvası, karmaşık durum

Örnek:

The dog sniffed around the rabbit hole, hoping to find its occupant.
Köpek, içindekini bulma umuduyla tavşan deliği etrafında kokladı.

molehill

/ˈmoʊl.hɪl/

(noun) köstebek yuvası

Örnek:

The lawn was covered with fresh molehills after the rain.
Yağmurdan sonra çimler taze köstebek yuvalarıyla kaplıydı.

lodge

/lɑːdʒ/

(noun) kulübe, dağ evi, konaklama yeri;

(verb) sunmak, şikayet etmek, yerleştirmek

Örnek:

They stayed in a hunting lodge deep in the woods.
Ormanın derinliklerinde bir av kulübesinde kaldılar.

habitat

/ˈhæb.ə.tæt/

(noun) yaşam alanı, habitat

Örnek:

The panda's natural habitat is the bamboo forest.
Pandanın doğal yaşam alanı bambu ormanıdır.

den

/den/

(noun) in, kovuk, çalışma odası;

(verb) barınmak, yuva yapmak

Örnek:

The bear retreated to its den for the winter.
Ayı kış için inine çekildi.

burrow

/ˈbɝː.oʊ/

(noun) yuva, in;

(verb) kazmak, oymak, gömülmek

Örnek:

The rabbit disappeared into its burrow.
Tavşan yuvasına girdi.

fold

/foʊld/

(verb) katlamak, batmak, kapanmak;

(noun) kat, kıvrım, sürü

Örnek:

She carefully folded the letter and put it in an envelope.
Mektubu dikkatlice katladı ve bir zarfa koydu.

pen

/pen/

(noun) kalem, ağıl, kümes;

(verb) yazmak, kaleme almak, ağıla kapatmak

Örnek:

Can I borrow your pen for a moment?
Kalemini bir dakikalığına ödünç alabilir miyim?

aquarium

/əˈkwer.i.əm/

(noun) akvaryum, deniz yaşamı merkezi

Örnek:

The children loved watching the colorful fish in the aquarium.
Çocuklar akvaryumdaki renkli balıkları izlemeyi çok sevdi.

cote

/koʊt/

(noun) kümes, ağıl

Örnek:

The farmer built a new cote for his pigeons.
Çiftçi güvercinleri için yeni bir kümes inşa etti.

sty

/staɪ/

(noun) domuz ağılı, domuz ahırı, arpacık

Örnek:

The farmer cleaned out the pig's sty.
Çiftçi domuzun ağılını temizledi.

cage

/keɪdʒ/

(noun) kafes, göğüs kafesi;

(verb) kafese kapatmak, hapsetmek

Örnek:

The bird sang sweetly from its cage.
Kuş kafesinden tatlı tatlı şarkı söyledi.

kennel

/ˈken.əl/

(noun) köpek kulübesi, köpek pansiyonu, köpek çiftliği;

(verb) kulübeye koymak, pansiyona bırakmak

Örnek:

The dog slept soundly in its kennel.
Köpek kulübesinde mışıl mışıl uyudu.

oceanarium

/ˌoʊ.ʃəˈner.i.əm/

(noun) okyanus akvaryumu, deniz akvaryumu

Örnek:

We visited the new oceanarium and saw various marine species.
Yeni okyanus akvaryumunu ziyaret ettik ve çeşitli deniz türlerini gördük.

dolphinarium

/ˌdɑːl.fɪˈneər.i.əm/

(noun) yunus gösteri merkezi, dolfinaryum

Örnek:

We visited the dolphinarium and watched the amazing dolphin show.
Yunus gösteri merkezini ziyaret ettik ve harika yunus gösterisini izledik.

aviary

/ˈeɪ.vi.er.i/

(noun) kuşhane, büyük kuş kafesi

Örnek:

The zoo has a magnificent aviary with various exotic birds.
Hayvanat bahçesinde çeşitli egzotik kuşların bulunduğu muhteşem bir kuşhane var.

fishbowl

/ˈfɪʃ.boʊl/

(noun) fanus, balık kasesi, fanus (mecazi)

Örnek:

The goldfish swam lazily in its small fishbowl.
Japon balığı küçük fanusunda tembel tembel yüzüyordu.

beehive

/ˈbiː.haɪv/

(noun) kovan, arı kovanı saç modeli

Örnek:

The beekeeper carefully inspected the beehive for honey production.
Arıcı, bal üretimi için kovanı dikkatlice inceledi.

animal shelter

/ˈæn.ɪ.məl ˌʃel.tər/

(noun) hayvan barınağı, hayvan sığınağı

Örnek:

We adopted our dog from the local animal shelter.
Köpeğimizi yerel hayvan barınağından sahiplendik.

pound

/paʊnd/

(noun) pound, sterlin, hayvan barınağı;

(verb) yumruklamak, vurmak, koşmak

Örnek:

The baby weighed eight pounds at birth.
Bebek doğduğunda sekiz pound ağırlığındaydı.

form

/fɔːrm/

(noun) şekil, tür, form;

(verb) şekil vermek, oluşturmak, oluşmak

Örnek:

Water can exist in solid, liquid, or gaseous form.
Su katı, sıvı veya gaz halinde bulunabilir.

columbary

/kəˈlʌm.bər.i/

(noun) güvercinlik, kolumbaryum

Örnek:

The old estate had a beautiful stone columbary where pigeons nested.
Eski malikanede güvercinlerin yuva yaptığı güzel bir taş güvercinlik vardı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren