Avatar of Vocabulary Set Hayvan Anatomisi (Balıklar, Böcekler vb.)

Hayvanlar İçinde Hayvan Anatomisi (Balıklar, Böcekler vb.) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Hayvanlar' içinde 'Hayvan Anatomisi (Balıklar, Böcekler vb.)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

head

/hed/

(noun) baş, başkan, lider;

(verb) gitmek, yönelmek, yönetmek;

(adjective) baş, ön

Örnek:

She nodded her head in agreement.
Onaylayarak başını salladı.

abdomen

/ˈæb.də.mən/

(noun) karın, abdomen

Örnek:

He felt a sharp pain in his abdomen.
Karnında keskin bir ağrı hissetti.

thorax

/ˈθɔːr.æks/

(noun) göğüs kafesi, toraks, göğüs kısmı

Örnek:

The surgeon made an incision in the patient's thorax.
Cerrah hastanın göğüs kafesine bir kesi yaptı.

antenna

/ænˈten.ə/

(noun) anten, duyarga

Örnek:

The old television had a rabbit-ear antenna.
Eski televizyonun tavşan kulaklı bir anteni vardı.

simple eye

/ˈsɪm.pəl ˌaɪ/

(noun) basit göz, osel

Örnek:

Insects often have both compound eyes and simple eyes (ocelli).
Böcekler genellikle hem bileşik gözlere hem de basit gözlere (osel) sahiptir.

compound eye

/ˈkɑːm.paʊnd aɪ/

(noun) bileşik göz

Örnek:

The fly's compound eye allows it to detect movement from many directions.
Sineklerin bileşik gözü, birçok yönden hareketi algılamasını sağlar.

feeler

/ˈfiː.lɚ/

(noun) anten, duyarga, nabız yoklaması

Örnek:

The cockroach moved its feelers rapidly.
Hamam böceği antenlerini hızla hareket ettirdi.

gossamer

/ˈɡɑː.sə.mɚ/

(noun) örümcek ağı, ince iplik, ince;

(adjective) ince, hafif, şeffaf

Örnek:

The morning dew clung to the delicate gossamer threads.
Sabah çiyi narin örümcek ağı ipliklerine yapışmıştı.

pincer

/ˈpɪn.sɚ/

(noun) kerpeten, pens, kıskaç;

(verb) kıskaçlamak, çevrelemek

Örnek:

He used a pair of pincers to pull out the nail.
Çiviyi çıkarmak için bir çift kerpeten kullandı.

proboscis

/proʊˈbɑː.sɪs/

(noun) hortum, proboscis

Örnek:

The elephant used its proboscis to spray water over itself.
Fil, hortumunu kullanarak üzerine su püskürttü.

segment

/ˈseɡ.mənt/

(noun) segment, parça, bölüm;

(verb) segmentlere ayırmak, bölmek

Örnek:

The orange was divided into several segments.
Portakal birkaç dilime ayrıldı.

stinger

/ˈstɪŋ.ɚ/

(noun) iğne, sokucu, iğneleme

Örnek:

The bee left its stinger in my arm.
Arı iğnesini kolumda bıraktı.

sucker

/ˈsʌk.ɚ/

(noun) saf, kolay aldatılan kişi, yavru;

(verb) kandırmak, aldatmak

Örnek:

He's such a sucker for a sob story.
O, acıklı hikayelere karşı tam bir saf.

vein

/veɪn/

(noun) damar, toplardamar, çizgi

Örnek:

The nurse struggled to find a suitable vein for the injection.
Hemşire enjeksiyon için uygun bir damar bulmakta zorlandı.

endoskeleton

/ˌen.doʊˈskel.ɪ.tən/

(noun) iç iskelet, endoskeleton

Örnek:

Humans and other mammals have an endoskeleton.
İnsanlar ve diğer memelilerde iç iskelet bulunur.

exoskeleton

/ˌek.soʊˈskel.ət̬ən/

(noun) dış iskelet, dış destek

Örnek:

Insects have a hard exoskeleton that protects their soft bodies.
Böceklerin yumuşak vücutlarını koruyan sert bir dış iskeleti vardır.

fin

/fɪn/

(noun) yüzgeç, kanatçık;

(verb) yüzgeç eklemek, kanatçık takmak

Örnek:

The shark's dorsal fin cut through the water.
Köpekbalığının sırt yüzgeci suyu yardı.

venom

/ˈvenəm/

(noun) zehir, kin, nefret

Örnek:

The snake injected its venom into the mouse.
Yılan zehrini fareye enjekte etti.

tentacle

/ˈten.t̬ə.kəl/

(noun) dokunaç, anten, uzantı

Örnek:

The octopus used its tentacles to grab the prey.
Ahtapot avını yakalamak için dokunaçlarını kullandı.

gill

/ɡɪl/

(noun) solungaç, lamel, gill

Örnek:

Fish breathe through their gills.
Balıklar solungaçları aracılığıyla nefes alır.

pectoral fin

/ˈpek.tər.əl fɪn/

(noun) göğüs yüzgeci

Örnek:

The shark used its pectoral fins to steer through the water.
Köpekbalığı, suda yönünü bulmak için göğüs yüzgeçlerini kullandı.

vent

/vent/

(noun) havalandırma deliği, menfez, baca;

(verb) dışa vurmak, havalandırmak, boşaltmak

Örnek:

The bathroom has a small vent to remove steam.
Banyoda buharı dışarı atmak için küçük bir havalandırma deliği var.

prothorax

/ˌproʊˈθɔː.ræks/

(noun) prothoraks

Örnek:

The beetle's prothorax was heavily armored.
Böceğin prothoraksı ağır zırhlıydı.

mesothorax

/ˌmɛsoʊˈθɔːræks/

(noun) mezotoraks

Örnek:

The forewings of the beetle are attached to its mesothorax.
Böceğin ön kanatları mezotoraksına bağlıdır.

metathorax

/ˌmetəˈθɔːræks/

(noun) metatoraks

Örnek:

The insect's metathorax is clearly visible, supporting its powerful hind legs.
Böceğin metatoraksı açıkça görülebilir, güçlü arka bacaklarını destekler.

forewing

/ˈfɔːr.wɪŋ/

(noun) ön kanat

Örnek:

The butterfly's forewing had a distinctive blue spot.
Kelebeğin ön kanadında belirgin bir mavi leke vardı.

hindwing

/ˈhaɪnd.wɪŋ/

(noun) arka kanat

Örnek:

The butterfly's hindwing had a beautiful eyespot pattern.
Kelebeğin arka kanadında güzel bir göz lekesi deseni vardı.

hindgut

/ˈhaɪndɡʌt/

(noun) arka bağırsak

Örnek:

In insects, the hindgut is involved in water and ion reabsorption.
Böceklerde arka bağırsak, su ve iyon geri emiliminde rol oynar.

oviduct

/ˈoʊ.vɪ.dʌkt/

(noun) yumurta kanalı

Örnek:

In birds, the oviduct is where the eggshell is formed.
Kuşlarda yumurta kanalı, yumurta kabuğunun oluştuğu yerdir.

mouthpart

/ˈmaʊθ.pɑːrt/

(noun) ağız parçası, ağız organı

Örnek:

The mosquito's mouthparts are adapted for piercing and sucking blood.
Sivrisineğin ağız parçaları delme ve kan emme için uyarlanmıştır.

operculum

/oʊˈpɜːr.kjə.ləm/

(noun) operkulum, solungaç kapağı

Örnek:

The snail retracted into its shell, closing the operculum tightly.
Salyangoz kabuğuna çekilerek kapakçığı sıkıca kapattı.

lateral line

/ˈlæt.ər.əl ˌlaɪn/

(noun) yan çizgi

Örnek:

Fish use their lateral line to navigate in murky waters.
Balıklar bulanık sularda gezinmek için yan çizgilerini kullanır.

dorsal fin

/ˈdɔːr.səl ˌfɪn/

(noun) sırt yüzgeci

Örnek:

The shark's dorsal fin cut through the water.
Köpekbalığının sırt yüzgeci suyu yardı.

adipose fin

/ˈæd.ɪ.poʊs fɪn/

(noun) yağ yüzgeci

Örnek:

The salmon's adipose fin is a key identifier for its species.
Somonun yağ yüzgeci, türünün önemli bir tanımlayıcısıdır.

caudal fin

/ˈkɔːdəl fɪn/

(noun) kuyruk yüzgeci

Örnek:

The shark's powerful caudal fin propelled it through the water.
Köpekbalığının güçlü kuyruk yüzgeci onu suda itti.

photophore

/ˈfoʊtəfɔːr/

(noun) fotofor

Örnek:

Many deep-sea creatures use photophores to attract prey or mates.
Birçok derin deniz canlısı, av veya eş çekmek için fotofor kullanır.

pelvic fin

/ˈpel.vɪk fɪn/

(noun) karın yüzgeci, pelvik yüzgeç

Örnek:

The fish used its pelvic fins to maintain balance in the current.
Balık, akıntıda dengesini korumak için karın yüzgeçlerini kullandı.

barbel

/ˈbɑːr.bəl/

(noun) bıyık, bıyıklı balık

Örnek:

The catfish has prominent barbels around its mouth.
Kedi balığının ağzının etrafında belirgin bıyıkları vardır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren