Avatar of Vocabulary Set Moda dünyası

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Moda dünyası Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Moda dünyası' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

anklet

/ˈæŋ.klət/

(noun) halhal, kısa çorap, halhal çorap

Örnek:

She wore a delicate silver anklet with small charms.
Küçük süslemeleri olan narin bir gümüş halhal takıyordu.

bracelet

/ˈbreɪ.slət/

(noun) bilezik, bileklik

Örnek:

She wore a beautiful silver bracelet on her wrist.
Bileğinde güzel bir gümüş bilezik takıyordu.

bandana

/bænˈdæn.ə/

(noun) bandana, eşarp

Örnek:

He wore a red bandana around his neck.
Boynuna kırmızı bir bandana takmıştı.

blazer

/ˈbleɪ.zɚ/

(noun) blazer, ceket

Örnek:

He wore a navy blazer with khaki pants.
Haki pantolonla lacivert bir blazer giydi.

pullover

/ˈpʊlˌoʊ.vɚ/

(noun) kazak, süveter

Örnek:

She wore a warm wool pullover.
Sıcak bir yün kazak giymişti.

buckle

/ˈbʌk.əl/

(noun) toka, kemer tokası;

(verb) bağlamak, tokalamak, bükülmek

Örnek:

He fastened the buckle of his belt.
Kemerinin tokasını bağladı.

chic

/ʃiːk/

(adjective) şık, zarif;

(noun) şıklık, zarafet

Örnek:

She looked very chic in her new dress.
Yeni elbisesiyle çok şık görünüyordu.

bonnet

/ˈbɑː.nɪt/

(noun) bone, başlık, kaput

Örnek:

The baby wore a cute pink bonnet.
Bebek sevimli pembe bir bone takıyordu.

cloak

/kloʊk/

(noun) pelerin, manto, örtü;

(verb) örtmek, gizlemek

Örnek:

She wrapped her cloak tightly around her to ward off the cold.
Soğuktan korunmak için pelerinini sıkıca sardı.

cape

/keɪp/

(noun) pelerin, kaftan, burun

Örnek:

The superhero wore a flowing red cape.
Süper kahraman akıcı kırmızı bir pelerin giyiyordu.

cufflink

/ˈkʌf.lɪŋk/

(noun) kol düğmesi

Örnek:

He wore a crisp white shirt with elegant silver cufflinks.
Zarif gümüş kol düğmeleri olan bembeyaz bir gömlek giymişti.

brooch

/broʊtʃ/

(noun) broş

Örnek:

She wore a beautiful silver brooch on her lapel.
Yakasına güzel bir gümüş broş takmıştı.

locket

/ˈlɑː.kɪt/

(noun) madalyon, kolye ucu

Örnek:

She wore a silver locket with a picture of her grandmother inside.
Büyükannesinin fotoğrafı olan gümüş bir madalyon takıyordu.

tiara

/tiˈer.ə/

(noun) taç, diadem

Örnek:

The bride wore a beautiful diamond tiara.
Gelin güzel bir pırlanta taç takıyordu.

cut

/kʌt/

(verb) kesmek, doğramak, yaralamak;

(noun) kesik, kesme, saç kesimi;

(adjective) kesilmiş, doğranmış

Örnek:

She accidentally cut her finger while chopping vegetables.
Sebze doğrarken yanlışlıkla parmağını kesti.

low-cut

/ˈloʊ.kʌt/

(adjective) dekolteli, düşük kesimli

Örnek:

She wore a stunning low-cut dress to the party.
Partiye çarpıcı dekolteli bir elbise giydi.

flamboyant

/flæmˈbɔɪ.ənt/

(adjective) gösterişli, abartılı, flamboyan

Örnek:

The artist was known for his flamboyant style and colorful paintings.
Sanatçı, gösterişli tarzı ve renkli tablolarıyla tanınıyordu.

hijab

/ˈhɪdʒ.æb/

(noun) başörtüsü, örtü

Örnek:

Many Muslim women choose to wear a hijab as a sign of modesty.
Birçok Müslüman kadın, tevazu işareti olarak başörtüsü takmayı tercih eder.

loafer

/ˈloʊ.fɚ/

(noun) aylak, tembel, makosen

Örnek:

He's been a loafer ever since he lost his job.
İşini kaybettiğinden beri bir aylak oldu.

nightgown

/ˈnaɪt.ɡaʊn/

(noun) gecelik, pijama

Örnek:

She slipped into her silk nightgown before going to sleep.
Uyumadan önce ipek geceliğini giydi.

high-top

/ˈhaɪ.tɑːp/

(noun) boğazlı ayakkabı, yüksek bilekli ayakkabı;

(adjective) boğazlı, yüksek bilekli

Örnek:

He laced up his high-tops before the basketball game.
Basketbol maçından önce boğazlı ayakkabılarını bağladı.

V-neck

/ˈviː.nek/

(noun) V yaka;

(adjective) V yaka

Örnek:

She wore a stylish V-neck sweater.
Şık bir V yaka kazak giymişti.

flattering

/ˈflæt̬.ɚ.ɪŋ/

(adjective) iltifat edici, gurur verici, yakışan

Örnek:

She received many flattering comments on her new dress.
Yeni elbisesi hakkında birçok iltifat edici yorum aldı.

becoming

/bɪˈkʌm.ɪŋ/

(adjective) uygun, yakışan;

(verb) olmak, dönüşmek

Örnek:

Her modest dress was very becoming for the formal event.
Mütevazı elbisesi resmi etkinlik için çok uygundu.

overdressed

/ˌoʊ.vɚˈdrest/

(adjective) fazla şık giyinmiş, aşırı giyinmiş

Örnek:

I felt completely overdressed at the casual backyard barbecue.
Sıradan arka bahçe barbeküsünde kendimi tamamen fazla şık giyinmiş hissettim.

underdressed

/ˌʌn.dɚˈdrest/

(adjective) yetersiz giyinmiş, uygunsuz giyinmiş

Örnek:

I felt completely underdressed at the fancy restaurant.
Lüks restoranda kendimi tamamen yetersiz giyinmiş hissettim.

waistline

/ˈweɪst.laɪn/

(noun) bel, bel çevresi, bel çizgisi

Örnek:

She measured her waistline to see if her diet was working.
Diyetinin işe yarayıp yaramadığını görmek için belini ölçtü.

textile

/ˈtek.staɪl/

(noun) tekstil, kumaş, tekstil endüstrisi;

(adjective) tekstil, dokuma ile ilgili

Örnek:

The company specializes in sustainable textiles for clothing.
Şirket, giyim için sürdürülebilir tekstil ürünlerinde uzmanlaşmıştır.

mohair

/ˈmoʊ.her/

(noun) mohair

Örnek:

The soft sweater was made of mohair.
Yumuşak kazak mohairden yapılmıştı.

leotard

/ˈliː.ə.tɑːrd/

(noun) mayo, leotard

Örnek:

The gymnast wore a sparkling blue leotard for her performance.
Jimnastikçi performansı için parıldayan mavi bir mayo giydi.

velvet

/ˈvel.vɪt/

(noun) kadife;

(adjective) kadifemsi, yumuşak

Örnek:

The dress was made of soft red velvet.
Elbise yumuşak kırmızı kadifeden yapılmıştı.

satin

/ˈsæt̬.ən/

(noun) saten;

(adjective) saten, parlak

Örnek:

The dress was made of luxurious satin.
Elbise lüks satenden yapılmıştı.

suede

/sweɪd/

(noun) süet;

(adjective) süet

Örnek:

She bought a new pair of suede boots.
Yeni bir çift süet bot aldı.

cashmere

/ˈkæʃ.mɪr/

(noun) kaşmir;

(adjective) kaşmir

Örnek:

She wore a luxurious cashmere sweater.
Lüks bir kaşmir kazak giymişti.

strap

/stræp/

(noun) kayış, askı;

(verb) bağlamak, askılamak

Örnek:

He adjusted the strap of his backpack.
Sırt çantasının kayışını ayarladı.

revealing

/rɪˈviː.lɪŋ/

(adjective) aydınlatıcı, açığa çıkaran, açık

Örnek:

The documentary offered a revealing look into the artist's private life.
Belgesel, sanatçının özel hayatına aydınlatıcı bir bakış sundu.

ragged

/ˈræɡ.ɪd/

(adjective) yıpranmış, eski püskü, engebeli

Örnek:

He wore a ragged coat that was too big for him.
Üzerinde kendisine büyük gelen yırtık pırtık bir palto vardı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren