Avatar of Vocabulary Set Hayvanlar Alemi

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Hayvanlar Alemi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Hayvanlar Alemi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

amphibious

/æmˈfɪb.i.əs/

(adjective) amfibi, su ve karada yaşayan

Örnek:

Frogs are amphibious animals that live on land and in water.
Kurbağalar hem karada hem de suda yaşayan amfibi hayvanlardır.

canine

/ˈkeɪ.naɪn/

(adjective) köpeksi, köpeklerle ilgili;

(noun) köpekgil, köpek, köpek dişi

Örnek:

The veterinarian specializes in canine health.
Veteriner hekim köpek sağlığı konusunda uzmandır.

feline

/ˈfiː.laɪn/

(adjective) kediye ait, kedigillerden, kedi gibi;

(noun) kedi, kedigillerden hayvan

Örnek:

The veterinarian specializes in feline diseases.
Veteriner hekim kedi hastalıkları konusunda uzmandır.

whisker

/ˈwɪs.kɚ/

(noun) bıyık, sakal

Örnek:

The cat twitched its whiskers.
Kedi bıyıklarını oynattı.

tusk

/tʌsk/

(noun) fildişi, diş;

(verb) dişlemek, fildişiyle yaralamak

Örnek:

The elephant's magnificent tusks were a sight to behold.
Filin muhteşem fildişleri görülmeye değerdi.

snout

/snaʊt/

(noun) burun, ağız, koca burun

Örnek:

The pig rooted around with its snout in the mud.
Domuz burnuyla çamurda eşelendi.

fang

/fæŋ/

(noun) köpek dişi, zehir dişi

Örnek:

The vampire bat extended its sharp fangs.
Vampir yarasa keskin dişlerini uzattı.

fauna

/ˈfɑː.nə/

(noun) fauna, hayvanlar alemi

Örnek:

The diverse fauna of the Amazon rainforest includes jaguars, monkeys, and countless bird species.
Amazon yağmur ormanlarının çeşitli faunası jaguarları, maymunları ve sayısız kuş türünü içerir.

lair

/ler/

(noun) in, kovuk, gizli yer

Örnek:

The bear retreated to its lair for the winter.
Ayı kış için inine çekildi.

vermin

/ˈvɝː.mɪn/

(noun) zararlı, haşere, pislik

Örnek:

The farmer used traps to control the vermin in his barn.
Çiftçi, ahırındaki zararlıları kontrol etmek için tuzaklar kullandı.

game

/ɡeɪm/

(noun) oyun, spor, av;

(verb) hile yapmak, oyalamak;

(adjective) istekli, hazır

Örnek:

Let's play a board game tonight.
Bu gece bir masa oyunu oynayalım.

graze

/ɡreɪz/

(verb) otlamak, otlatmak, sıyrık;

(noun) sıyrık, çizik

Örnek:

Cows were grazing peacefully in the meadow.
İnekler çayırda huzur içinde otluyordu.

hibernate

/ˈhaɪ.bɚ.neɪt/

(verb) kış uykusuna yatmak, askıya alınmak, hazırda bekletme moduna geçmek

Örnek:

Bears typically hibernate during the colder months.
Ayılar genellikle soğuk aylarda kış uykusuna yatar.

litter

/ˈlɪt̬.ɚ/

(noun) çöp, atık, yavru;

(verb) kirletmek, saçmak

Örnek:

Please don't drop litter on the streets.
Lütfen sokaklara çöp atmayın.

prey

/preɪ/

(noun) av, yırtıcı hayvanın avı, kurban;

(verb) avlamak, yemek, sömürmek

Örnek:

The lion stalked its prey through the tall grass.
Aslan uzun otların arasından avını takip etti.

bird of prey

/ˌbɜːrd əv ˈpreɪ/

(noun) yırtıcı kuş, avcı kuş

Örnek:

Eagles are magnificent birds of prey.
Kartallar muhteşem yırtıcı kuşlardır.

chirp

/tʃɝːp/

(noun) cıvıltı, ötüş;

(verb) cıvıldamak, ötmek

Örnek:

We woke up to the pleasant chirp of birds outside our window.
Penceremizin dışındaki kuşların hoş cıvıltısıyla uyandık.

crest

/krest/

(noun) ibib, tepe, dalga tepesi;

(verb) zirveye ulaşmak, aşmak

Örnek:

The rooster had a bright red crest.
Horozun parlak kırmızı bir ibiği vardı.

fowl

/faʊl/

(noun) kümes hayvanı, kanatlı;

(verb) kuş avlamak, kanatlı yakalamak

Örnek:

The farmer raised various types of fowl on his farm.
Çiftçi, çiftliğinde çeşitli kümes hayvanları yetiştiriyordu.

incubate

/ˈɪŋ.kjə.beɪt/

(verb) kuluçkaya yatırmak, inkübe etmek, geliştirmek

Örnek:

The hen will incubate her eggs for 21 days.
Tavuk yumurtalarını 21 gün boyunca kuluçkaya yatıracak.

nestling

/ˈnest.lɪŋ/

(noun) yavru kuş, yuvadan ayrılmamış kuş

Örnek:

The mother bird fed the hungry nestling.
Anne kuş aç yavru kuşu besledi.

plumage

/ˈpluː.mɪdʒ/

(noun) tüy, kuş tüyü

Örnek:

The peacock displayed its magnificent plumage.
Tavus kuşu muhteşem tüylerini sergiledi.

talon

/ˈtæl.ən/

(noun) pençe, tırnak

Örnek:

The eagle gripped its prey with sharp talons.
Kartal avını keskin pençeleriyle kavradı.

sponge

/spʌndʒ/

(noun) sünger, asalak, parazit;

(verb) emmek, sünger gibi çekmek, asalaklık etmek

Örnek:

Please wipe the counter with a damp sponge.
Lütfen tezgahı nemli bir süngerle silin.

school

/skuːl/

(noun) okul, okul zamanı, ders;

(verb) eğitmek, öğretmek

Örnek:

My daughter starts school next year.
Kızım gelecek yıl okula başlayacak.

clam

/klæm/

(noun) istiridye, midye;

(verb) sıkıca kapatmak, kapanmak

Örnek:

We dug for clams on the beach.
Sahilde istiridye aradık.

crustacean

/krʌsˈteɪ.ʃən/

(noun) kabuklu deniz ürünü

Örnek:

Lobsters and crabs are common types of crustaceans.
Istakozlar ve yengeçler yaygın kabuklu deniz ürünleri türleridir.

arachnid

/əˈræk.nɪd/

(noun) araknid

Örnek:

Spiders, scorpions, ticks, and mites are all types of arachnids.
Örümcekler, akrepler, keneler ve akarların hepsi araknid türleridir.

tapeworm

/ˈteɪp.wɝːm/

(noun) şerit solucanı, tenya

Örnek:

The veterinarian found a tapeworm in the dog's stool sample.
Veteriner, köpeğin dışkı örneğinde bir şerit solucanı buldu.

silverfish

/ˈsɪl.vɚ.fɪʃ/

(noun) gümüşçün

Örnek:

I found a silverfish in the old book.
Eski kitapta bir gümüşçün buldum.

arthropod

/ˈɑːr.θrə.pɑːd/

(noun) eklembacaklı

Örnek:

Spiders, insects, and crustaceans are all types of arthropods.
Örümcekler, böcekler ve kabukluların hepsi eklembacaklı türleridir.

centipede

/ˈsen.t̬ə.piːd/

(noun) çıyan

Örnek:

The gardener found a large centipede under the rock.
Bahçıvan kayanın altında büyük bir çıyan buldu.

chrysalis

/ˈkrɪs.əl.ɪs/

(noun) krizalit, böcek kozası, koruyucu örtü

Örnek:

The caterpillar transformed into a beautiful chrysalis.
Tırtıl güzel bir krizalite dönüştü.

cocoon

/kəˈkuːn/

(noun) koza, koruyucu örtü;

(verb) sarmak, korumak

Örnek:

The caterpillar spun a beautiful cocoon before transforming into a butterfly.
Tırtıl kelebeğe dönüşmeden önce güzel bir koza ördü.

larva

/ˈlɑːr.və/

(noun) larva

Örnek:

The butterfly larva is a caterpillar.
Kelebek larvası bir tırtıldır.

exoskeleton

/ˌek.soʊˈskel.ət̬ən/

(noun) dış iskelet, dış destek

Örnek:

Insects have a hard exoskeleton that protects their soft bodies.
Böceklerin yumuşak vücutlarını koruyan sert bir dış iskeleti vardır.

louse

/laʊs/

(noun) bit, alçak, adi

Örnek:

The dog was scratching because it had a louse.
Köpek kaşınıyordu çünkü üzerinde bir bit vardı.

mollusk

/ˈmɑː.ləsk/

(noun) yumuşakça

Örnek:

Snails are a common type of mollusk found in gardens.
Salyangozlar bahçelerde bulunan yaygın bir yumuşakça türüdür.

leech

/liːtʃ/

(noun) sülük, asalak, parazit;

(verb) sömürmek, asalaklık etmek

Örnek:

The doctor used a leech to reduce swelling.
Doktor şişliği azaltmak için bir sülük kullandı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren