Avatar of Vocabulary Set Tarih ve Arkeoloji

SAT'de Beşeri Bilimler ile ilgili kelime bilgisi İçinde Tarih ve Arkeoloji Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'SAT'de Beşeri Bilimler ile ilgili kelime bilgisi' içinde 'Tarih ve Arkeoloji' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

renaissance

/ˈren.ə.sɑːns/

(noun) Rönesans, yeniden doğuş, canlanma

Örnek:

The Italian Renaissance was a period of great cultural change and achievement.
İtalyan Rönesansı, büyük kültürel değişim ve başarı dönemiydi.

antiquity

/ænˈtɪk.wə.t̬i/

(noun) antik çağ, eski zamanlar, eskilik

Örnek:

The museum houses artifacts from antiquity.
Müze, antik çağlardan kalma eserleri barındırıyor.

pre-industrial

/ˌpriː.ɪnˈdʌs.tri.əl/

(adjective) sanayi öncesi, endüstri öncesi

Örnek:

In pre-industrial societies, most people worked in agriculture.
Sanayi öncesi toplumlarda insanların çoğu tarımda çalışıyordu.

contemporary

/kənˈtem.pə.rer.i/

(adjective) çağdaş, eş zamanlı, güncel;

(noun) çağdaş, akran

Örnek:

The artist's work is often compared to that of his contemporary peers.
Sanatçının eserleri genellikle çağdaş akranlarının eserleriyle karşılaştırılır.

Mesopotamia

/ˌmes.ə.pəˈteɪ.mi.ə/

(noun) Mezopotamya

Örnek:

The first writing systems were developed in Mesopotamia.
İlk yazı sistemleri Mezopotamya'da geliştirilmiştir.

hieroglyph

/ˈhaɪ.roʊ.ɡlɪf/

(noun) hiyeroglif, okunaksız yazı, karalama

Örnek:

The walls of the tomb were covered in ancient hieroglyphs.
Mezarın duvarları antik hiyerogliflerle kaplıydı.

predate

/ˌpriːˈdeɪt/

(verb) önceye dayanmak, daha eski olmak, önceden tarihlendirmek

Örnek:

These ruins predate the Roman Empire.
Bu kalıntılar Roma İmparatorluğu'ndan önceye dayanır.

monument

/ˈmɑːn.jə.mənt/

(noun) anıt, anıtsal yapı, kalıcı kanıt

Örnek:

The Washington Monument is a famous landmark in the United States.
Washington Anıtı, Amerika Birleşik Devletleri'nde ünlü bir simgedir.

relic

/ˈrel.ɪk/

(noun) kalıntı, yadigâr, kutsal emanet

Örnek:

The old sword was a relic from the medieval era.
Eski kılıç, ortaçağdan kalma bir kalıntıydı.

catacomb

/ˈkæt̬.ə.kuːm/

(noun) katakomp, yeraltı mezarlığı

Örnek:

The tourists explored the ancient catacombs beneath the city of Rome.
Turistler Roma şehrinin altındaki antik katakompları keşfettiler.

mummify

/ˈmʌm.ɪ.faɪ/

(verb) mumyalamak

Örnek:

The ancient Egyptians used to mummify their pharaohs to prepare them for the afterlife.
Antik Mısırlılar, firavunlarını ahirete hazırlamak için mumyalarlardı.

alchemy

/ˈæl.kə.mi/

(noun) simya, sihirli dönüşüm, mucizevi süreç

Örnek:

Ancient texts describe the pursuit of alchemy to create the philosopher's stone.
Antik metinler, felsefe taşını yaratmak için simya arayışını anlatır.

scribe

/skraɪb/

(noun) katip, yazıcı, noter;

(verb) çizmek, işaretlemek

Örnek:

The ancient scribe meticulously copied the sacred texts.
Antik katip kutsal metinleri titizlikle kopyaladı.

ancestral

/ænˈses.trəl/

(adjective) atalardan kalma, soydan geçen

Örnek:

They returned to their ancestral home in the countryside.
Kırsaldaki atalardan kalma evlerine döndüler.

ancient

/ˈeɪn.ʃənt/

(adjective) antik, eski, yaşlı

Örnek:

The pyramids are ancient structures.
Piramitler antik yapılardır.

genealogy

/ˌdʒiː.niˈæl.ə.dʒi/

(noun) şecere, soybilim

Örnek:

She spent years researching her family's genealogy.
Ailesinin şeceresini araştırmak için yıllarını harcadı.

epoch

/ˈiː.pɑːk/

(noun) çağ, dönem, devir

Örnek:

The invention of the printing press marked a new epoch in human history.
Matbaanın icadı insanlık tarihinde yeni bir dönem başlattı.

provenance

/ˈprɑː.vən.əns/

(noun) köken, menşei

Örnek:

The museum is investigating the provenance of the painting.
Müze, tablonun kökenini araştırıyor.

medievalist

/ˌmed.ˈiː.vəl.ɪst/

(noun) Orta Çağ tarihçisi, Orta Çağ uzmanı

Örnek:

The medievalist spent years researching 14th-century manuscripts.
Orta Çağ tarihçisi, 14. yüzyıl el yazmalarını araştırmak için yıllarını harcadı.

archeologist

/ˌɑːr.kiˈɑː.lə.dʒɪst/

(noun) arkeolog

Örnek:

The archeologist carefully unearthed ancient pottery fragments.
Arkeolog, eski çanak çömlek parçalarını dikkatlice gün yüzüne çıkardı.

preservationist

/ˌprez.ɚˈveɪ.ʃən.ɪst/

(noun) korumacı, çevreci

Örnek:

The local preservationist group fought to save the old theater from demolition.
Yerel korumacı grup, eski tiyatroyu yıkımdan kurtarmak için mücadele etti.

paleontologist

/ˌpeɪ.li.ənˈtɑː.lə.dʒɪst/

(noun) paleontolog

Örnek:

The paleontologist carefully excavated the dinosaur bones.
Paleontolog, dinozor kemiklerini dikkatlice kazdı.

artifact

/ˈɑːr.t̬ə.fækt/

(noun) eser, yapıt, artefakt

Örnek:

The museum displayed ancient Roman artifacts.
Müze, antik Roma eserlerini sergiledi.

excavate

/ˈek.skə.veɪt/

(verb) kazmak, toprak çıkarmak, ortaya çıkarmak

Örnek:

They plan to excavate the site for ancient artifacts.
Antik eserler için alanı kazmayı planlıyorlar.

radiocarbon dating

/ˌreɪ.di.oʊˈkɑːr.bən ˈdeɪ.t̬ɪŋ/

(noun) radyokarbon tarihleme, karbon-14 tarihleme

Örnek:

Scientists used radiocarbon dating to determine the age of the ancient bones.
Bilim insanları antik kemiklerin yaşını belirlemek için radyokarbon tarihleme yöntemini kullandılar.

Paleolithic

/ˌpeɪ.li.oʊˈlɪθ.ɪk/

(adjective) paleolitik, yontma taş devrine ait;

(noun) Paleolitik dönem, Yontma Taş Devri

Örnek:

Archaeologists discovered several Paleolithic tools in the cave.
Arkeologlar mağarada birkaç Paleolitik alet keşfettiler.

prehistoric

/ˌpriː.hɪˈstɔːr.ɪk/

(adjective) tarih öncesi, eski moda, ilkel

Örnek:

Dinosaurs lived in prehistoric times.
Dinozorlar tarih öncesi zamanlarda yaşadı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren