Avatar of Vocabulary Set Ünite 5: Vietnam'ın Harikaları

9. Sınıf İçinde Ünite 5: Vietnam'ın Harikaları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'9. Sınıf' içinde 'Ünite 5: Vietnam'ın Harikaları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

administrative

/ædˈmɪn.ɪˌstreɪ.t̬ɪv/

(adjective) idari, yönetimsel

Örnek:

She handles all the administrative tasks in the office.
Ofisteki tüm idari işleri o halleder.

astounding

/əˈstaʊn.dɪŋ/

(adjective) şaşırtıcı, hayret verici, muhteşem

Örnek:

The magician performed an astounding trick.
Sihirbaz şaşırtıcı bir numara yaptı.

backdrop

/ˈbæk.drɑːp/

(noun) fon, dekor, arka plan

Örnek:

The play used a beautiful hand-painted backdrop of a forest.
Oyun, orman temalı güzel, el boyaması bir fon kullandı.

breathtaking

/ˈbreθˌteɪ.kɪŋ/

(adjective) nefes kesici, muhteşem

Örnek:

The view from the mountain top was absolutely breathtaking.
Dağ tepesinden manzara kesinlikle nefes kesiciydi.

cavern

/ˈkæv.ɚn/

(noun) mağara, oyuk;

(verb) oymak, mağara oluşturmak

Örnek:

The explorers discovered a hidden cavern deep within the mountain.
Kaşifler dağın derinliklerinde gizli bir mağara keşfettiler.

citadel

/ˈsɪt̬.ə.del/

(noun) kale, iç kale, güçlü yer

Örnek:

The ancient citadel stood proudly overlooking the city.
Antik kale şehre tepeden bakarak gururla duruyordu.

complex

/kɑːmˈpleks/

(adjective) karmaşık, kompleks, anlaşılması zor;

(noun) kompleks, binalar topluluğu, psikolojik sorun

Örnek:

The human brain is a highly complex organ.
İnsan beyni oldukça karmaşık bir organdır.

conserve

/kənˈsɝːv/

(verb) korumak, muhafaza etmek, idareli kullanmak;

(noun) reçel, meyve konservesi

Örnek:

We must conserve our natural resources for future generations.
Gelecek nesiller için doğal kaynaklarımızı korumalıyız.

contestant

/kənˈtes.t̬ənt/

(noun) yarışmacı, katılımcı

Örnek:

Each contestant had to perform a song.
Her yarışmacı bir şarkı seslendirmek zorundaydı.

excited

/ɪkˈsaɪ.t̬ɪd/

(adjective) heyecanlı, coşkulu

Örnek:

The children were very excited about their trip to the zoo.
Çocuklar hayvanat bahçesi gezileri konusunda çok heyecanlıydı.

fortress

/ˈfɔːr.trəs/

(noun) kale, istihkam, sığınak

Örnek:

The ancient fortress stood proudly on the hill, guarding the city below.
Antik kale, tepede gururla duruyor, aşağıdaki şehri koruyordu.

geological

/ˌdʒi.əˈlɑː.dʒɪ.kəl/

(adjective) jeolojik

Örnek:

The area is known for its unique geological formations.
Bölge, eşsiz jeolojik oluşumlarıyla tanınır.

heritage

/ˈher.ɪ.t̬ɪdʒ/

(noun) miras, kalıtım, kültürel miras

Örnek:

The old house was part of her family's heritage.
Eski ev, ailesinin mirasının bir parçasıydı.

honour

/ˈɑː.nɚ/

(noun) onur, saygı, dürüstlük;

(verb) onurlandırmak, saygı duymak, tutmak

Örnek:

He was buried with full military honour.
Tam askeri onurla gömüldü.

limestone

/ˈlaɪm.stoʊn/

(noun) kireçtaşı

Örnek:

The ancient temple was built from local limestone.
Antik tapınak yerel kireçtaşından yapılmıştı.

man-made

/ˈmæn.meɪd/

(adjective) yapay, insan yapımı

Örnek:

The lake is a man-made reservoir.
Göl yapay bir rezervuardır.

measure

/ˈmeʒ.ɚ/

(verb) ölçmek, ölçüsünde olmak, kadar olmak;

(noun) ölçü, ölçüt, önlem

Örnek:

The tailor will measure you for a new suit.
Terzi sana yeni bir takım elbise için ölçü alacak.

monument

/ˈmɑːn.jə.mənt/

(noun) anıt, anıtsal yapı, kalıcı kanıt

Örnek:

The Washington Monument is a famous landmark in the United States.
Washington Anıtı, Amerika Birleşik Devletleri'nde ünlü bir simgedir.

palace

/ˈpæl.ɪs/

(noun) saray, köşk

Örnek:

Buckingham Palace is the official residence of the British monarch.
Buckingham Sarayı, İngiliz hükümdarının resmi ikametgahıdır.

paradise

/ˈper.ə.daɪs/

(noun) cennet, paradise, uçmak

Örnek:

The island was a true paradise with its white sands and clear waters.
Ada, beyaz kumları ve berrak sularıyla gerçek bir cennetti.

picturesque

/ˌpɪk.tʃərˈesk/

(adjective) manzaralı, pitoresk

Örnek:

The village is very picturesque with its old stone houses and narrow streets.
Köy, eski taş evleri ve dar sokaklarıyla çok manzaralı.

pilgrim

/ˈpɪl.ɡrɪm/

(noun) hacı, ziyaretçi, Piligrimler

Örnek:

Many pilgrims visit Mecca each year.
Her yıl birçok hacı Mekke'yi ziyaret eder.

recognition

/ˌrek.əɡˈnɪʃ.ən/

(noun) tanıma, takdir

Örnek:

He received a medal in recognition of his bravery.
Cesaretinin takdiri olarak madalya aldı.

reign

/reɪn/

(noun) saltanat, hükümranlık, iktidar;

(verb) hüküm sürmek, saltanat sürmek, hakim olmak

Örnek:

Queen Victoria's reign lasted for 63 years.
Kraliçe Victoria'nın saltanatı 63 yıl sürdü.

religious

/rɪˈlɪdʒ.əs/

(adjective) dini, dindar, titiz

Örnek:

She comes from a very religious family.
Çok dindar bir aileden geliyor.

restore

/rɪˈstɔːr/

(verb) yeniden tesis etmek, geri getirmek, iade etmek

Örnek:

The government promised to restore peace and order.
Hükümet barış ve düzeni yeniden tesis etme sözü verdi.

rickshaw

/ˈrɪk.ʃɑː/

(noun) çekçek, rikşa

Örnek:

We took a rickshaw ride through the old city.
Eski şehri çekçek ile gezdik.

round

/raʊnd/

(adjective) yuvarlak, tam;

(noun) tur, raunt, mermi;

(verb) dönmek, yuvarlamak;

(adverb) etrafında, dönerek;

(preposition) etrafında, çevresinde

Örnek:

The table is round.
Masa yuvarlak.

sculpture

/ˈskʌlp.tʃɚ/

(noun) heykel, heykel sanatı, yontu;

(verb) heykel yapmak, şekil vermek

Örnek:

He studied sculpture at art school.
Sanat okulunda heykel eğitimi aldı.

setting

/ˈset̬.ɪŋ/

(noun) mekan, ortam, ayarlama

Örnek:

The movie's setting was a remote island.
Filmin mekanı uzak bir adaydı.

severe

/səˈvɪr/

(adjective) şiddetli, ağır, ciddi

Örnek:

The patient is experiencing severe pain.
Hasta şiddetli ağrı çekiyor.

souvenir

/ˌsuː.vəˈnɪr/

(noun) hatıra, hediyelik eşya

Örnek:

I bought a small statue as a souvenir of my trip to Paris.
Paris gezimin bir hatırası olarak küçük bir heykel aldım.

spectacular

/spekˈtæk.jə.lɚ/

(adjective) muhteşem, görkemli

Örnek:

The view from the mountain was spectacular.
Dağdan manzara muhteşemdi.

structure

/ˈstrʌk.tʃɚ/

(noun) yapı, kuruluş, bina;

(verb) yapılandırmak, düzenlemek

Örnek:

The structure of the human body is incredibly complex.
İnsan vücudunun yapısı inanılmaz derecede karmaşıktır.

theme

/θiːm/

(noun) tema, konu, melodi;

(verb) temalandırmak, tema vermek

Örnek:

The main theme of the novel is love and loss.
Romanın ana teması aşk ve kayıptır.

tomb

/tuːm/

(noun) mezar, kabir;

(verb) gömmek, defnetmek

Örnek:

The ancient pharaoh's tomb was discovered by archaeologists.
Antik firavunun mezarı arkeologlar tarafından keşfedildi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren