Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - C1 - M Harfi

Oxford 5000 - C1 İçinde Oxford 5000 - C1 - M Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - C1' içinde 'Oxford 5000 - C1 - M Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

machinery

/məˈʃiː.nɚ.i/

(noun) makine, makineler, mekanizma

Örnek:

The factory uses heavy machinery for production.
Fabrika üretim için ağır makine kullanıyor.

magical

/ˈmædʒ.ɪ.kəl/

(adjective) büyülü, sihirli, büyüleyici

Örnek:

The wizard performed a magical spell.
Büyücü büyülü bir büyü yaptı.

magistrate

/ˌmædʒ.ə.streɪt ˈdʒʌdʒ/

(noun) hakim, sulh yargıcı

Örnek:

The suspect was brought before the magistrate.
Şüpheli hakim önüne çıkarıldı.

magnetic

/mæɡˈnet̬.ɪk/

(adjective) manyetik, çekici, büyüleyici

Örnek:

The compass needle is magnetic.
Pusula ibresi manyetiktir.

magnitude

/ˈmæɡ.nə.tuːd/

(noun) büyüklük, şiddet, önem

Örnek:

The magnitude of the earthquake was devastating.
Depremin şiddeti yıkıcıydı.

mainland

/ˈmeɪn.lænd/

(noun) anakara, kıta;

(adjective) anakara, kıtasal

Örnek:

They traveled from the island to the mainland by ferry.
Adadan anakaraya feribotla seyahat ettiler.

mainstream

/ˈmeɪn.striːm/

(noun) ana akım, yaygın eğilim;

(adjective) ana akım, yaygın;

(verb) ana akım haline getirmek, entegre etmek

Örnek:

His music moved from the underground scene to the mainstream.
Müziği yeraltı sahnesinden ana akıma geçti.

maintenance

/ˈmeɪn.tən.əns/

(noun) bakım, sürdürme, nafaka

Örnek:

The maintenance of peace is crucial for global stability.
Barışın sürdürülmesi küresel istikrar için çok önemlidir.

mandate

/ˈmæn.deɪt/

(noun) yetki, talimat;

(verb) yetkilendirmek, görevlendirmek

Örnek:

The government received a clear mandate from the people.
Hükümet halktan açık bir yetki aldı.

mandatory

/ˈmæn.də.tɔːr.i/

(adjective) zorunlu, mecburi, gerekli

Örnek:

Wearing a helmet is mandatory for all cyclists.
Kask takmak tüm bisikletçiler için zorunludur.

manifest

/ˈmæn.ə.fest/

(verb) göstermek, ortaya çıkarmak, kanıtlamak;

(adjective) açık, belli;

(noun) manifesto, liste

Örnek:

She began to manifest symptoms of the disease.
Hastalığın belirtilerini göstermeye başladı.

manipulate

/məˈnɪp.jə.leɪt/

(verb) manipüle etmek, kullanmak, etkilemek

Örnek:

He skillfully manipulated the controls of the drone.
Drone'un kontrollerini ustaca manipüle etti.

manipulation

/məˌnɪp.jəˈleɪ.ʃən/

(noun) manipülasyon, işleme, hile

Örnek:

The careful manipulation of the delicate instruments was crucial for the surgery's success.
Hassas aletlerin dikkatli manipülasyonu, ameliyatın başarısı için çok önemliydi.

manuscript

/ˈmæn.jə.skrɪpt/

(noun) el yazması, taslak

Örnek:

The ancient manuscript was carefully preserved in the museum.
Antik el yazması müzede özenle korunuyordu.

march

/mɑːrtʃ/

(verb) yürümek, ilerlemek, hızla yürümek;

(noun) yürüyüş, marş, Mart

Örnek:

The soldiers marched in perfect formation.
Askerler mükemmel bir düzen içinde yürüdüler.

marginal

/ˈmɑːr.dʒɪ.nəl/

(adjective) kenar, sınır, önemsiz

Örnek:

There was a marginal note in the book.
Kitapta kenar notu vardı.

marine

/məˈriːn/

(adjective) deniz, denizcilik, gemicilik;

(noun) deniz piyadesi, bahriyeli

Örnek:

The scientist studies marine life.
Bilim insanı deniz yaşamını inceliyor.

marketplace

/ˈmɑːr.kɪt.pleɪs/

(noun) pazar yeri, çarşı, piyasa

Örnek:

The old town square used to be a bustling marketplace.
Eski şehir meydanı eskiden hareketli bir pazar yeriydi.

mask

/mæsk/

(noun) maske, yüz maskesi;

(verb) maskelemek, gizlemek

Örnek:

She wore a decorative mask to the masquerade ball.
Maskeli baloya süslü bir maske taktı.

massacre

/ˈmæs.ə.kɚ/

(noun) katliam, soykırım;

(verb) katletmek, kıyım yapmak

Örnek:

The historical records describe a horrific massacre of innocent villagers.
Tarihi kayıtlar, masum köylülerin korkunç bir katliamını anlatıyor.

mathematical

/ˌmæθˈmæt̬.ɪ.kəl/

(adjective) matematiksel, kesin, doğru

Örnek:

She has a strong background in mathematical logic.
Matematiksel mantık konusunda güçlü bir geçmişi var.

mature

/məˈtʃʊr/

(adjective) olgun, yetişkin, akıllı;

(verb) olgunlaşmak, büyümek, vadesi dolmak

Örnek:

She is very mature for her age.
Yaşına göre çok olgun.

maximize

/ˈmæk.sə.maɪz/

(verb) maksimize etmek, en üst düzeye çıkarmak

Örnek:

We need to maximize our profits this quarter.
Bu çeyrekte kârımızı maksimize etmemiz gerekiyor.

meaningful

/ˈmiː.nɪŋ.fəl/

(adjective) anlamlı, önemli, faydalı

Örnek:

She found a meaningful career in social work.
Sosyal hizmetlerde anlamlı bir kariyer buldu.

meantime

/ˈmiːn.taɪm/

(noun) bu arada, o esnada;

(adverb) bu arada, o esnada

Örnek:

The new system will be ready next month; in the meantime, we'll use the old one.
Yeni sistem gelecek ay hazır olacak; bu arada, eskisini kullanacağız.

medieval

/ˌmed.iˈiː.vəl/

(adjective) ortaçağ, ilkel, eski moda

Örnek:

They visited a well-preserved medieval castle.
İyi korunmuş bir ortaçağ kalesini ziyaret ettiler.

meditation

/ˌmed.əˈteɪ.ʃən/

(noun) meditasyon, derin düşünme

Örnek:

She practices meditation daily to reduce stress.
Stresi azaltmak için her gün meditasyon yapıyor.

melody

/ˈmel.ə.di/

(noun) melodi, ezgi

Örnek:

The song has a beautiful melody.
Şarkının güzel bir melodisi var.

memo

/ˈmem.oʊ/

(noun) not, muhtıra

Örnek:

Please read this memo regarding the new company policy.
Yeni şirket politikasıyla ilgili bu notu okuyun lütfen.

memoir

/ˈmem.wɑːr/

(noun) anı, hatırat

Örnek:

She published a memoir of her time as a war correspondent.
Savaş muhabiri olarak geçirdiği döneme dair bir anı yayınladı.

memorial

/məˈmɔːr.i.əl/

(noun) anıt, anıtsal yapı, hatıra;

(adjective) anma, anıtsal

Örnek:

The city erected a new memorial to honor the fallen soldiers.
Şehir, düşen askerleri anmak için yeni bir anıt dikti.

mentor

/ˈmen.tɔːr/

(noun) mentor, akıl hocası;

(verb) mentorluk yapmak, rehberlik etmek

Örnek:

She found a great mentor who guided her through her career.
Kariyeri boyunca ona rehberlik eden harika bir mentor buldu.

merchant

/ˈmɝː.tʃənt/

(noun) tüccar, esnaf

Örnek:

The silk merchant traveled extensively to source the finest fabrics.
İpek tüccarı, en iyi kumaşları bulmak için geniş çapta seyahat etti.

mercy

/ˈmɝː.si/

(noun) merhamet, şefkat, lütuf

Örnek:

The judge showed mercy to the young offender.
Yargıç genç suçluya merhamet gösterdi.

mere

/mɪr/

(adjective) sadece, yalnızca

Örnek:

It was a mere misunderstanding.
Bu sadece bir yanlış anlaşılmaydı.

merely

/ˈmɪr.li/

(adverb) sadece, yalnızca

Örnek:

It was merely a suggestion, not a command.
Bu sadece bir öneriydi, bir emir değil.

merge

/mɝːdʒ/

(verb) birleşmek, kaynaşmak, birleştirmek

Örnek:

The two companies decided to merge.
İki şirket birleşmeye karar verdi.

merger

/ˈmɝː.dʒɚ/

(noun) birleşme, birleşme ve devralma

Örnek:

The two companies announced a merger to create a global powerhouse.
İki şirket, küresel bir güç merkezi oluşturmak için bir birleşme duyurdu.

merit

/ˈmer.ɪt/

(noun) değer, liyakat, hak;

(verb) hak etmek, layık olmak

Örnek:

The proposal has considerable merit.
Teklifin önemli bir değeri var.

methodology

/ˌmeθ.əˈdɑː.lə.dʒi/

(noun) metodoloji, yöntem

Örnek:

The research team developed a new methodology for data analysis.
Araştırma ekibi veri analizi için yeni bir metodoloji geliştirdi.

midst

/mɪdst/

(noun) orta, ortasında;

(preposition) arasında, ortasında

Örnek:

He found himself in the midst of a large crowd.
Kendini büyük bir kalabalığın ortasında buldu.

migration

/maɪˈɡreɪ.ʃən/

(noun) göç, taşınma, yer değiştirme

Örnek:

The annual migration of wildebeest across the Serengeti is a spectacular sight.
Serengeti boyunca yıllık gnu göçü muhteşem bir manzaradır.

militant

/ˈmɪl.ə.tənt/

(adjective) militan, savaşçı, agresif;

(noun) militan, savaşçı

Örnek:

The group adopted a more militant stance after the protests.
Grup, protestolardan sonra daha militan bir duruş sergiledi.

militia

/məˈlɪʃ.ə/

(noun) milise, halk ordusu

Örnek:

The local militia was called upon to defend the town.
Yerel milise şehri savunmak için çağrı yapıldı.

mill

/mɪl/

(noun) değirmen, fabrika, tesis;

(verb) öğütmek, değirmende öğütmek, frezelemek

Örnek:

The old water mill still stands by the river.
Eski su değirmeni hala nehrin kenarında duruyor.

minimal

/ˈmɪn.ə.məl/

(adjective) minimal, en az, minimalist

Örnek:

The damage to the car was minimal.
Arabadaki hasar minimaldi.

minimize

/ˈmɪn.ə.maɪz/

(verb) minimize etmek, azaltmak, küçümsemek

Örnek:

We need to minimize the risks involved in this project.
Bu projedeki riskleri minimize etmemiz gerekiyor.

mining

/ˈmaɪ.nɪŋ/

(noun) madencilik, kazı, mayınlama;

(verb) maden çıkarmak, kazmak

Örnek:

Coal mining is a major industry in this region.
Kömür madenciliği bu bölgede önemli bir endüstridir.

ministry

/ˈmɪn.ɪ.stri/

(noun) bakanlık, din hizmeti, papazlık

Örnek:

The Ministry of Education announced new reforms.
Eğitim Bakanlığı yeni reformlar duyurdu.

minute

/ˈmɪn.ɪt/

(noun) dakika, an, saniye;

(adjective) küçük, titiz

Örnek:

The meeting will start in five minutes.
Toplantı beş dakika içinde başlayacak.

miracle

/ˈmɪr.ə.kəl/

(noun) mucize, olağanüstü başarı

Örnek:

The doctors said it was a miracle that he survived the accident.
Doktorlar, kazadan sağ çıkmasının bir mucize olduğunu söylediler.

misery

/ˈmɪz.ɚ.i/

(noun) sefalet, ızdırap, perişanlık

Örnek:

He endured years of misery after losing his family.
Ailesini kaybettikten sonra yıllarca sefalet çekti.

misleading

/ˌmɪsˈliː.dɪŋ/

(adjective) yanıltıcı, aldatıcı

Örnek:

The advertisement was highly misleading.
Reklam çok yanıltıcıydı.

missile

/ˈmɪs.əl/

(noun) füze, mermi

Örnek:

The anti-aircraft missile intercepted the enemy plane.
Uçaksavar füzesi düşman uçağını engelledi.

mob

/mɑːb/

(noun) kalabalık, çete, mafya;

(verb) sarmak, üzerine üşüşmek

Örnek:

The angry mob gathered outside the courthouse.
Öfkeli kalabalık adliye binasının önünde toplandı.

mobility

/moʊˈbɪl.ə.t̬i/

(noun) hareketlilik, esneklik, geçişkenlik

Örnek:

The new design improves the mobility of the wheelchair.
Yeni tasarım tekerlekli sandalyenin hareketliliğini artırıyor.

mobilize

/ˈmoʊ.bə.laɪz/

(verb) seferber etmek, harekete geçirmek

Örnek:

The government decided to mobilize its reserve forces.
Hükümet yedek kuvvetlerini seferber etmeye karar verdi.

moderate

/ˈmɑː.dɚ.ət/

(adjective) ılımlı, orta, mutedil;

(verb) ılımlı hale getirmek, azaltmak, yönetmek

Örnek:

She achieved moderate success in her career.
Kariyerinde ılımlı bir başarı elde etti.

modification

/ˌmɑː.də.fəˈkeɪ.ʃən/

(noun) değişiklik, modifikasyon, uyarlama

Örnek:

The architect proposed a modification to the building's design.
Mimar, binanın tasarımında bir değişiklik önerdi.

momentum

/məˈmen.t̬əm/

(noun) ivme, momentum, dinamizm

Örnek:

The car gained momentum as it rolled down the hill.
Araba yokuş aşağı yuvarlanırken ivme kazandı.

monk

/mʌŋk/

(noun) keşiş, rahip

Örnek:

The monk devoted his life to prayer and meditation.
Keşiş hayatını duaya ve meditasyona adadı.

monopoly

/məˈnɑː.pəl.i/

(noun) tekel, Monopoly, Monopoly masa oyunu

Örnek:

The company has a virtual monopoly on the market.
Şirketin piyasada sanal bir tekeli var.

morality

/məˈræl.ə.t̬i/

(noun) ahlak, moral, etik

Örnek:

The debate touched upon issues of ethics and morality.
Tartışma etik ve ahlak konularına değindi.

motive

/ˈmoʊ.t̬ɪv/

(noun) sebep, güdü;

(verb) motive etmek, teşvik etmek

Örnek:

The police are still investigating the killer's motive.
Polis hala katilin motivasyonunu araştırıyor.

motorist

/ˈmoʊ.t̬ɚ.ɪst/

(noun) sürücü, otomobil sürücüsü

Örnek:

The motorist stopped at the red light.
Sürücü kırmızı ışıkta durdu.

municipal

/mjuːˈnɪs.ə.pəl/

(adjective) belediye, kentsel

Örnek:

The municipal government is responsible for local services.
Belediye hükümeti yerel hizmetlerden sorumludur.

mutual

/ˈmjuː.tʃu.əl/

(adjective) karşılıklı, ortak

Örnek:

Their respect for each other was mutual.
Birbirlerine olan saygıları karşılıklıydı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren