Avatar of Vocabulary Set B1 - Görünüm

B1 Seviyesi İçinde B1 - Görünüm Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B1 Seviyesi' içinde 'B1 - Görünüm' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

figure

/ˈfɪɡ.jɚ/

(noun) rakam, sayı, fizik;

(verb) düşünmek, tahmin etmek, çözmek

Örnek:

The latest unemployment figures are alarming.
Son işsizlik rakamları endişe verici.

beauty

/ˈbjuː.t̬i/

(noun) güzellik, güzel, dilber

Örnek:

The beauty of the sunset was breathtaking.
Gün batımının güzelliği nefes kesiciydi.

attractiveness

/əˈtræk.tɪv.nəs/

(noun) çekicilik, cazibe

Örnek:

The attractiveness of the new car model was undeniable.
Yeni araba modelinin çekiciliği yadsınamazdı.

stunning

/ˈstʌn.ɪŋ/

(adjective) çarpıcı, muhteşem, göz alıcı

Örnek:

She looked absolutely stunning in her wedding dress.
Gelinliğinin içinde kesinlikle çarpıcı görünüyordu.

gorgeous

/ˈɡɔːr.dʒəs/

(adjective) muhteşem, görkemli, harika

Örnek:

She looked gorgeous in her wedding dress.
Gelinliğinin içinde muhteşem görünüyordu.

ugliness

/ˈʌɡ.li.nəs/

(noun) çirkinlik, görünüş bozukluğu, ahlaksızlık

Örnek:

The ugliness of the abandoned building was a blight on the neighborhood.
Terk edilmiş binanın çirkinliği mahalleye bir lekeydi.

unattractive

/ˌʌn.əˈtræk.tɪv/

(adjective) çekici olmayan, çirkin

Örnek:

The old building was quite unattractive.
Eski bina oldukça çekici değildi.

chubby

/ˈtʃʌb.i/

(adjective) tomurcuk, şişman

Örnek:

The baby had cute, chubby cheeks.
Bebeğin sevimli, tomurcuk yanakları vardı.

overweight

/ˌoʊ.vɚˈweɪt/

(adjective) kilolu, obez

Örnek:

The doctor told him he was overweight and needed to exercise more.
Doktor ona kilolu olduğunu ve daha fazla egzersiz yapması gerektiğini söyledi.

obese

/oʊˈbiːs/

(adjective) obez, şişman, aşırı kilolu

Örnek:

The doctor told him he was obese and needed to lose weight.
Doktor ona obez olduğunu ve kilo vermesi gerektiğini söyledi.

underweight

/ˌʌn.dɚˈweɪt/

(adjective) zayıf, kilolu olmayan

Örnek:

The doctor said the baby was slightly underweight.
Doktor bebeğin biraz zayıf olduğunu söyledi.

hairstyle

/ˈher.staɪl/

(noun) saç stili, saç kesimi

Örnek:

She changed her hairstyle for the party.
Parti için saç stilini değiştirdi.

thick

/θɪk/

(adjective) kalın, yoğun, sık;

(adverb) kalın, yoğun

Örnek:

The book has a thick cover.
Kitabın kalın bir kapağı var.

comb

/koʊm/

(noun) tarak, ibik;

(verb) taramak, aramak

Örnek:

She ran a comb through her tangled hair.
Dolaşmış saçlarını bir tarakla taradı.

haircut

/ˈher.kʌt/

(noun) saç kesimi, saç modeli, saç kesme eylemi

Örnek:

I need a new haircut for the summer.
Yaz için yeni bir saç kesimine ihtiyacım var.

shave

/ʃeɪv/

(verb) tıraş etmek, kısaltmak, azaltmak;

(noun) tıraş

Örnek:

He needs to shave his beard.
Sakalını tıraş etmesi gerekiyor.

hairy

/ˈher.i/

(adjective) tüylü, kıllı, zor

Örnek:

He has a very hairy chest.
Çok tüylü bir göğsü var.

gray-haired

/ˈɡreɪ.herd/

(adjective) gri saçlı, ak saçlı

Örnek:

The wise, gray-haired man shared his stories.
Bilge, gri saçlı adam hikayelerini paylaştı.

fair

/fer/

(adjective) adil, dürüst, açık;

(noun) fuar, panayır;

(verb) aydınlatmak, güzelleştirmek;

(adverb) adilce, dürüstçe

Örnek:

The teacher was always fair to all her students.
Öğretmen her zaman tüm öğrencilerine adil davrandı.

ginger

/ˈdʒɪn.dʒɚ/

(noun) zencefil, kızıl, turuncu-kahverengi;

(adjective) kızıl, turuncu-kahverengi

Örnek:

Add a slice of fresh ginger to your tea for a warming effect.
Isıtıcı bir etki için çayınıza bir dilim taze zencefil ekleyin.

red

/red/

(adjective) kırmızı, kızarmış;

(noun) kırmızı, kırmızı renk

Örnek:

The stop sign was bright red.
Dur işareti parlak kırmızıydı.

shiny

/ˈʃaɪ.ni/

(adjective) parlak, ışıl ışıl

Örnek:

The car was polished to a shiny finish.
Araba parlak bir yüzey elde etmek için cilalandı.

expression

/ɪkˈspreʃ.ən/

(noun) ifade, dışavurum, deyim

Örnek:

Art is a form of self-expression.
Sanat bir kendini ifade etme biçimidir.

pale

/peɪl/

(adjective) soluk, açık, solgun;

(verb) solmak, benzi atmak, sönük kalmak;

(noun) sınır, çit

Örnek:

She wore a dress of pale blue.
Soluk mavi bir elbise giymişti.

frown

/fraʊn/

(noun) kaş çatma, somurtma;

(verb) kaş çatmak, somurtmak

Örnek:

She gave him a stern frown.
Ona sert bir kaş çatma verdi.

grin

/ɡrɪn/

(noun) sırıtma, geniş gülümseme;

(verb) sırıtmak, geniş gülümsemek

Örnek:

He had a wide grin on his face after winning the lottery.
Piyangoyu kazandıktan sonra yüzünde geniş bir sırıtış vardı.

spot

/spɑːt/

(noun) leke, nokta, yer;

(verb) fark etmek, görmek

Örnek:

There's a grease spot on your shirt.
Gömleğinde bir yağ lekesi var.

freckle

/ˈfrek.əl/

(noun) çil;

(verb) çillenmek, çillemek

Örnek:

She has a few cute freckles on her nose.
Burnunda birkaç sevimli çil var.

well-dressed

/ˌwelˈdrest/

(adjective) şık giyimli, iyi giyinmiş

Örnek:

He always looks very well-dressed for work.
İş için her zaman çok şık giyimli görünüyor.

race

/reɪs/

(noun) yarış, koşu, ırk;

(verb) yarışmak, koşmak, hızla gitmek

Örnek:

She won the 100-meter race.
100 metre yarışını kazandı.

shape

/ʃeɪp/

(noun) şekil, biçim, yapı;

(verb) şekil vermek, biçimlendirmek

Örnek:

The artist molded the clay into a beautiful shape.
Sanatçı kili güzel bir şekle soktu.

little

/ˈlɪt̬.əl/

(adjective) küçük, az, genç;

(determiner) az, biraz;

(adverb) biraz, az

Örnek:

She has a little dog.
Onun küçük bir köpeği var.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren