Avatar of Vocabulary Set Latin ve Sosyal Dans

Sahne Sanatları İçinde Latin ve Sosyal Dans Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sahne Sanatları' içinde 'Latin ve Sosyal Dans' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

samba

/ˈsæm.bə/

(noun) samba, samba müziği;

(verb) samba yapmak

Örnek:

The carnival parade was filled with vibrant samba dancers.
Karnaval geçit töreni canlı samba dansçılarıyla doluydu.

salsa

/ˈsɑːl.sə/

(noun) salsa

Örnek:

The club was playing lively salsa music all night.
Kulüp bütün gece canlı salsa müziği çalıyordu.

flamenco

/fləˈmeŋ.koʊ/

(noun) flamenko;

(adjective) flamenko

Örnek:

The audience was captivated by the passionate flamenco music.
Seyirci, tutkulu flamenko müziğiyle büyülendi.

mambo

/ˈmɑːm.boʊ/

(noun) mambo;

(verb) mambo yapmak

Örnek:

They danced the mambo with great enthusiasm.
Büyük bir coşkuyla mambo dansı yaptılar.

bolero

/bəˈler.oʊ/

(noun) bolero, İspanyol dansı, kısa ceket

Örnek:

The couple performed a passionate bolero.
Çift tutkulu bir bolero sergiledi.

bossa nova

/ˌbɑːs.ə ˈnoʊ.və/

(noun) bossa nova

Örnek:

She loves listening to bossa nova while relaxing at home.
Evde dinlenirken bossa nova dinlemeyi sever.

fandango

/fænˈdæŋ.ɡoʊ/

(noun) fandango, İspanyol dansı, saçmalık

Örnek:

The couple performed a passionate fandango.
Çift tutkulu bir fandango sergiledi.

cha-cha-cha

/ˌtʃɑː.tʃɑːˈtʃɑː/

(noun) çaçaça;

(verb) çaçaça yapmak

Örnek:

They learned to dance the cha-cha-cha at the studio.
Stüdyoda çaçaça dans etmeyi öğrendiler.

tango

/ˈtæŋ.ɡoʊ/

(noun) tango, tango (NATO fonetik alfabesinde T harfi);

(verb) tango yapmak

Örnek:

They danced a passionate tango across the floor.
Tutkulu bir tango dansı yaptılar.

waltz

/wɑːls/

(noun) vals;

(verb) vals yapmak, dalıvermek, kolayca halletmek

Örnek:

They danced a beautiful waltz across the ballroom.
Balo salonunda güzel bir vals yaptılar.

the Big Apple

/ðə bɪɡ ˈæp.əl/

(noun) Büyük Elma, New York Şehri

Örnek:

I've always dreamed of visiting the Big Apple.
Her zaman Büyük Elma'yı ziyaret etmeyi hayal etmişimdir.

cancan

/ˈkæn.kæn/

(noun) kankan

Örnek:

The dancers performed a lively cancan.
Dansçılar canlı bir kankan sergilediler.

foxtrot

/ˈfɑːks.trɑːt/

(noun) fokstrot;

(verb) fokstrot yapmak

Örnek:

They gracefully danced the foxtrot across the ballroom floor.
Balo salonu zemininde zarifçe fokstrot yaptılar.

quadrille

/kwəˈdrɪl/

(noun) kadril, kadril (iskambil oyunu)

Örnek:

The guests enjoyed dancing the quadrille at the ball.
Misafirler baloda kadril dans etmekten keyif aldılar.

quickstep

/ˈkwɪk.step/

(noun) quickstep;

(verb) hızlı adımlarla gitmek, çabuk hareket etmek

Örnek:

They gracefully performed the quickstep across the dance floor.
Dans pistinde zarifçe quickstep yaptılar.

two-step

/ˈtuː.step/

(noun) iki adımlı dans, two-step, iki aşamalı;

(verb) iki adımlı dans yapmak

Örnek:

They gracefully performed the two-step across the dance floor.
Dans pistinde zarifçe iki adımlı dansı yaptılar.

square dance

/ˈskwer dæns/

(noun) kare dansı, square dance;

(verb) kare dansı yapmak, square dance yapmak

Örnek:

They learned how to do a traditional square dance at the community event.
Topluluk etkinliğinde geleneksel bir kare dansı yapmayı öğrendiler.

lambada

/læmˈbɑː.də/

(noun) lambada

Örnek:

The couple swayed to the rhythm of the lambada.
Çift, lambada ritmine göre sallandı.

Carioca

/ˌker.iˈoʊ.kə/

(noun) Carioca, Rio de Janeiro sakini;

(adjective) Carioca, Rio de Janeiro'ya ait

Örnek:

She is a proud Carioca, born and raised in Rio.
Rio'da doğup büyümüş gururlu bir Carioca'dır.

conga

/ˈkɑːŋ.ɡə/

(noun) konga, konga davulu;

(verb) konga yapmak

Örnek:

The party guests formed a conga line and danced around the room.
Parti misafirleri bir konga hattı oluşturup odanın etrafında dans ettiler.

cotillion

/koʊˈtɪl.jən/

(noun) kotilyon, resmi balo, resmi dans

Örnek:

The annual cotillion was held at the grand ballroom.
Yıllık kotilyon büyük balo salonunda yapıldı.

twist

/twɪst/

(verb) bükmek, çarpıtmak, kıvrılmak;

(noun) bükme, dönüş, sürpriz

Örnek:

She twisted her hair into a bun.
Saçını topuz yaptı.

Boston

/ˈbɑː.stən/

(noun) Boston

Örnek:

She moved to Boston for college.
Üniversite için Boston'a taşındı.

bump

/bʌmp/

(noun) sarsıntı, şişlik;

(verb) çarpmak, vurmak

Örnek:

I felt a sudden bump as the car hit the pothole.
Araba çukura çarptığında ani bir sarsıntı hissettim.

barn dance

/ˈbɑːrn dæns/

(noun) ahır dansı, köy dansı

Örnek:

We attended a lively barn dance last Saturday.
Geçen Cumartesi canlı bir ahır dansına katıldık.

country dance

/ˈkʌn.tri ˌdæns/

(noun) country dansı, halk dansı

Örnek:

They learned a new country dance at the festival.
Festivalde yeni bir country dansı öğrendiler.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren