Avatar of Vocabulary Set Telefonlar ve Telefon Hizmetleri 2

İletişim İçinde Telefonlar ve Telefon Hizmetleri 2 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'İletişim' içinde 'Telefonlar ve Telefon Hizmetleri 2' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

on hold

/ɑːn hoʊld/

(phrase) beklemede, hat üzerinde, ertelendi

Örnek:

I've been on hold for twenty minutes, waiting to talk to customer service.
Müşteri hizmetleriyle konuşmak için yirmi dakikadır beklemedeyim.

on the phone

/ɑːn ðə foʊn/

(phrase) telefonda

Örnek:

She was on the phone for an hour with her sister.
Kız kardeşiyle bir saat telefonda konuştu.

operator

/ˈɑː.pə.reɪ.t̬ɚ/

(noun) operatör, işletmeci, şirket

Örnek:

The crane operator carefully lifted the heavy beam.
Vinç operatörü ağır kirişi dikkatlice kaldırdı.

page

/peɪdʒ/

(noun) sayfa, bellboy, hizmetli;

(verb) çağırmak, anons etmek

Örnek:

Please turn to page 25.
Lütfen 25. sayfaya geçin.

phone

/foʊn/

(noun) telefon;

(verb) telefon etmek, aramak

Örnek:

Can I use your phone to make a quick call?
Hızlı bir arama yapmak için telefonunuzu kullanabilir miyim?

phone booth

/ˈfoʊn buːθ/

(noun) telefon kulübesi

Örnek:

He stepped into the phone booth to make a call.
Telefon etmek için telefon kulübesine girdi.

phone call

/ˈfoʊn kɔːl/

(noun) telefon görüşmesi, telefon araması

Örnek:

I need to make a phone call to my mother.
Anneme bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor.

raise

/reɪz/

(verb) kaldırmak, yükseltmek, artırmak;

(noun) zam, maaş artışı

Örnek:

She raised her hand to ask a question.
Soru sormak için elini kaldırdı.

reach

/riːtʃ/

(verb) uzanmak, erişmek, ulaşmak;

(noun) erişim, menzil, ulaşılabilirlik

Örnek:

He reached for the book on the top shelf.
Üst raftaki kitaba uzandı.

redial

/ˈriːˌdaɪəl/

(verb) tekrar aramak, yeniden çevirmek;

(noun) tekrar arama, yeniden çevirme

Örnek:

I had to redial the number because it was busy.
Meşgul olduğu için numarayı tekrar aramak zorunda kaldım.

ring

/rɪŋ/

(noun) yüzük, halka, daire;

(verb) çalmak, çınlamak, aramak

Örnek:

She wore a beautiful diamond ring on her left hand.
Sol elinde güzel bir pırlanta yüzük takıyordu.

scrambler

/ˈskræm.blɚ/

(noun) karıştırıcı, şifreleyici, tırmanıcı

Örnek:

The military uses a voice scrambler for secure communications.
Ordu, güvenli iletişim için ses karıştırıcı kullanır.

skype

/skaɪp/

(trademark) Skype;

(verb) Skype yapmak, Skype üzerinden konuşmak

Örnek:

Let's have a quick chat on Skype.
Hadi Skype'ta hızlıca sohbet edelim.

speed dial

/ˈspiːd daɪəl/

(noun) hızlı arama, kısa yol tuşu;

(verb) hızlı aramaya eklemek, hızlı aramak

Örnek:

I have my mom on speed dial.
Annemi hızlı aramada tutuyorum.

teleconference

/ˈtel.əˌkɑːn.fɚ.əns/

(noun) telekonferans;

(verb) telekonferans yapmak

Örnek:

We held a teleconference with our team in London.
Londra'daki ekibimizle bir telekonferans düzenledik.

teleconferencing

/ˈtel.əˌkɑːn.fɚ.ən.sɪŋ/

(noun) telekonferans, video konferans

Örnek:

Due to the pandemic, most business meetings are now conducted via teleconferencing.
Pandemi nedeniyle çoğu iş toplantısı artık telekonferans yoluyla yapılıyor.

telemarketing

/ˈtel.əˌmɑːr.kə.t̬ɪŋ/

(noun) telepazarlama

Örnek:

I received an unsolicited telemarketing call this morning.
Bu sabah istenmeyen bir telepazarlama araması aldım.

telephone

/ˈtel.ə.foʊn/

(noun) telefon;

(verb) telefon etmek, aramak

Örnek:

She answered the telephone on the first ring.
İlk çalışta telefonu açtı.

telephone banking

/ˈtel.ə.foʊn ˈbæŋ.kɪŋ/

(noun) telefon bankacılığı, telebankacılık

Örnek:

I used telephone banking to check my account balance.
Hesap bakiyemi kontrol etmek için telefon bankacılığı kullandım.

telephone pole

/ˈtel.ɪ.foʊn poʊl/

(noun) telefon direği, elektrik direği

Örnek:

The car crashed into a telephone pole, causing a power outage.
Araba bir telefon direğine çarptı ve elektrik kesintisine neden oldu.

teleshopping

/ˈtel.iˌʃɑːp.ɪŋ/

(noun) teleshopping, televizyon alışverişi

Örnek:

She bought the new kitchen gadget through teleshopping.
Yeni mutfak aletini teleshopping aracılığıyla satın aldı.

telex

/ˈtel.eks/

(noun) teleks;

(verb) teleksle göndermek

Örnek:

The company sent an urgent message by telex.
Şirket acil bir mesajı teleks ile gönderdi.

toll

/toʊl/

(noun) geçiş ücreti, bedel, zarar;

(verb) çalmak, vurmak

Örnek:

The new bridge has a high toll.
Yeni köprünün yüksek bir geçiş ücreti var.

trace

/treɪs/

(noun) iz, eser, belirti;

(verb) izini sürmek, bulmak, ortaya çıkarmak

Örnek:

The police found no trace of the suspect.
Polis, şüphelinin hiçbir izine rastlamadı.

unblock

/ʌnˈblɑːk/

(verb) engeli kaldırmak, açmak, engellemeyi kaldırmak

Örnek:

Can you help me unblock the drain?
Gideri açmama yardım edebilir misin?

unlisted

/ʌnˈlɪs.t̬ɪd/

(adjective) listelenmemiş, kayıt dışı, borsada işlem görmeyen

Örnek:

Her phone number is unlisted for privacy reasons.
Telefon numarası gizlilik nedeniyle listelenmemiş.

voicemail

/ˈvɔɪ.s.meɪl/

(noun) sesli mesaj, telesekreter;

(verb) sesli mesaj bırakmak

Örnek:

I left a voicemail for him, but he hasn't called back.
Ona bir sesli mesaj bıraktım ama geri aramadı.

wake-up call

/ˈweɪk.ʌp ˌkɑːl/

(noun) uyandırma servisi, uyandırma çağrısı, uyarı

Örnek:

I requested a wake-up call for 6 AM.
Sabah 6 için bir uyandırma servisi istedim.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren