Avatar of Vocabulary Set Sinematik Ekipman

Sinema ve Tiyatro İçinde Sinematik Ekipman Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sinema ve Tiyatro' içinde 'Sinematik Ekipman' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

camera

/ˈkæm.rə/

(noun) kamera, fotoğraf makinesi

Örnek:

She bought a new digital camera for her trip.
Seyahati için yeni bir dijital kamera aldı.

canister

/ˈkæn.ə.stɚ/

(noun) kutu, teneke, tüp

Örnek:

She stored coffee beans in an airtight canister.
Kahve çekirdeklerini hava geçirmez bir kutuya koydu.

celluloid

/ˈsel.jə.lɔɪd/

(noun) selüloit, sinema filmi

Örnek:

Early films were made on celluloid.
İlk filmler selüloit üzerine çekildi.

clapperboard

/ˈklæp.ər.bɔːrd/

(noun) klaket, çekim tahtası

Örnek:

The assistant director clapped the clapperboard before each take.
Yönetmen yardımcısı her çekimden önce klaketi çaldı.

director's chair

/dɪˈrek.tərz ˌtʃer/

(noun) yönetmen koltuğu

Örnek:

The famous director sat in his custom-made director's chair.
Ünlü yönetmen özel yapım yönetmen koltuğunda oturdu.

dolly

/ˈdɑː.li/

(noun) bebek, oyuncak bebek, dolly;

(verb) dolly yapmak, kamera ile hareket etmek

Örnek:

My niece loves playing with her new dolly.
Yeğenim yeni bebeğiyle oynamayı çok seviyor.

storyboard

/ˈstɔːr.i.bɔːrd/

(noun) storyboard, hikaye panosu;

(verb) storyboard yapmak, hikaye panosu hazırlamak

Örnek:

The director reviewed the storyboard before filming began.
Yönetmen çekimler başlamadan önce storyboard'u inceledi.

floodlight

/ˈflʌd.laɪt/

(noun) projektör, sel ışığı;

(verb) projektörle aydınlatmak, ışıklandırmak

Örnek:

The stadium was lit by powerful floodlights.
Stadyum güçlü projektörlerle aydınlatıldı.

HD

/ˌeɪtʃˈdiː/

(abbreviation) HD, yüksek çözünürlük

Örnek:

This TV supports HD resolution.
Bu TV HD çözünürlüğü destekliyor.

shutter

/ˈʃʌt̬.ɚ/

(noun) deklanşör, panjur;

(verb) kapatmak, faaliyetini durdurmak

Örnek:

The photographer adjusted the camera's shutter speed.
Fotoğrafçı kameranın deklanşör hızını ayarladı.

video camera

/ˈvɪd.i.oʊ ˌkæm.rə/

(noun) video kamera

Örnek:

He set up the video camera to record the event.
Etkinliği kaydetmek için video kamerayı kurdu.

tripod

/ˈtraɪ.pɑːd/

(noun) tripod, üçayak

Örnek:

He set up his camera on a tripod to get a steady shot.
Sabit bir çekim yapmak için kamerasını bir tripod üzerine kurdu.

mixer

/ˈmɪk.sɚ/

(noun) mikser, karıştırıcı, sosyal insan

Örnek:

She used an electric mixer to whip the cream.
Kremayı çırpmak için elektrikli bir mikser kullandı.

projector

/prəˈdʒek.tɚ/

(noun) projektör, yansıtıcı

Örnek:

The teacher used a projector to show the slides.
Öğretmen slaytları göstermek için bir projektör kullandı.

reel

/riːl/

(noun) makara, bobin, reel;

(verb) sendelmek, yalpalamak, sarmak

Örnek:

The fishing line was wound tightly on the reel.
Misina makaraya sıkıca sarılmıştı.

filmstrip

/ˈfɪlm.strɪp/

(noun) film şeridi, diafilm

Örnek:

The teacher showed a filmstrip about the solar system.
Öğretmen güneş sistemi hakkında bir film şeridi gösterdi.

motion capture

/ˈmoʊ.ʃən ˌkæp.tʃər/

(noun) hareket yakalama, mocap

Örnek:

The film used advanced motion capture technology for the animated characters.
Film, animasyon karakterleri için gelişmiş hareket yakalama teknolojisi kullandı.

film

/fɪlm/

(noun) film, tabaka;

(verb) film çekmek, kaydetmek

Örnek:

We watched a horror film last night.
Dün gece bir korku filmi izledik.

spotlight

/ˈspɑːt.laɪt/

(noun) spot ışığı, sahne ışığı, ilgi odağı;

(verb) spot ışığıyla aydınlatmak, vurgulamak

Örnek:

The singer was illuminated by a single spotlight on stage.
Şarkıcı sahnede tek bir spot ışığı ile aydınlatıldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren