Avatar of Vocabulary Set Sağlık Hizmetleri ve Tıp

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Sağlık Hizmetleri ve Tıp Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Sağlık Hizmetleri ve Tıp' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

treatment

/ˈtriːt.mənt/

(noun) muamele, davranış, tedavi

Örnek:

She received excellent treatment from the hospital staff.
Hastane personelinden mükemmel muamele gördü.

medicine

/ˈmed.ɪ.sən/

(noun) tıp, hekimlik, ilaç

Örnek:

She is studying medicine at university.
Üniversitede tıp okuyor.

medication

/ˌmed.əˈkeɪ.ʃən/

(noun) ilaç, tedavi, ilaçlama

Örnek:

He is currently on medication for his high blood pressure.
Şu anda yüksek tansiyonu için ilaç kullanıyor.

heal

/hiːl/

(verb) iyileşmek, şifa vermek

Örnek:

The wound will heal quickly with proper care.
Yara uygun bakımla çabuk iyileşir.

painkiller

/ˈpeɪnˌkɪl.ɚ/

(noun) ağrı kesici

Örnek:

She took a painkiller for her headache.
Baş ağrısı için bir ağrı kesici aldı.

cure

/kjʊr/

(noun) çare, tedavi;

(verb) iyileştirmek, tedavi etmek, tütsülemek

Örnek:

Scientists are still searching for a cure for cancer.
Bilim insanları hala kansere bir çare arıyor.

remedy

/ˈrem.ə.di/

(noun) çare, ilaç, telafi;

(verb) düzeltmek, gidermek

Örnek:

There is no known remedy for the common cold.
Soğuk algınlığı için bilinen bir çare yoktur.

soothe

/suːð/

(verb) yatıştırmak, sakinleştirmek, hafifletmek

Örnek:

She tried to soothe the crying baby with a lullaby.
Ağlayan bebeği bir ninniyle sakinleştirmeye çalıştı.

revive

/rɪˈvaɪv/

(verb) canlandırmak, diriltmek, yeniden başlatmak

Örnek:

The paramedics tried to revive the unconscious man.
Paramedikler bilinci kapalı adamı canlandırmaya çalıştı.

rehabilitate

/ˌriː.həˈbɪl.ə.teɪt/

(verb) rehabilite etmek, iyileştirmek, restore etmek

Örnek:

The program aims to rehabilitate offenders.
Program, suçluları rehabilite etmeyi amaçlamaktadır.

therapy

/ˈθer.ə.pi/

(noun) terapi, tedavi

Örnek:

She is undergoing physical therapy after her accident.
Kazadan sonra fizik tedavi görüyor.

vaccine

/vækˈsiːn/

(noun) aşı;

(verb) aşılamak

Örnek:

The new vaccine offers protection against several strains of the virus.
Yeni aşı, virüsün çeşitli suşlarına karşı koruma sağlar.

vaccination

/ˌvæk.səˈneɪ.ʃən/

(noun) aşı, aşılama

Örnek:

The doctor recommended vaccination for all children.
Doktor tüm çocuklar için aşı önerdi.

quarantine

/ˈkwɔːr.ən.tiːn/

(noun) karantina, tecrit;

(verb) karantinaya almak, tecrit etmek

Örnek:

The ship was placed under quarantine due to an outbreak of illness.
Gemi, hastalık salgını nedeniyle karantinaya alındı.

isolate

/ˈaɪ.sə.leɪt/

(verb) izole etmek, ayırmak, yalıtmak

Örnek:

The patient was isolated to prevent the spread of the virus.
Virüsün yayılmasını önlemek için hasta izole edildi.

injection

/ɪnˈdʒek.ʃən/

(noun) enjeksiyon, iğne, katkı

Örnek:

The nurse gave him an injection to relieve the pain.
Hemşire ağrısını dindirmek için ona bir enjeksiyon yaptı.

side effect

/ˈsaɪd ɪˌfekt/

(noun) yan etki, beklenmedik sonuç

Örnek:

Drowsiness is a common side effect of this medication.
Uyuşukluk bu ilacın yaygın bir yan etkisidir.

immune

/ɪˈmjuːn/

(adjective) bağışık, dirençli, muaf

Örnek:

After getting the vaccine, she became immune to the virus.
Aşıyı olduktan sonra virüse karşı bağışıklık kazandı.

resistance

/rɪˈzɪs.təns/

(noun) direniş, karşı koyma, direnç

Örnek:

The local population offered strong resistance to the invading army.
Yerel halk işgalci orduya güçlü bir direniş gösterdi.

practice

/ˈpræk.tɪs/

(noun) uygulama, pratik, alışkanlık;

(verb) pratik yapmak, antrenman yapmak, uygulamak

Örnek:

It's a good theory, but it won't work in practice.
İyi bir teori ama pratikte işe yaramaz.

pharmacy

/ˈfɑːr.mə.si/

(noun) eczane, eczacılık, ilaç bilimi

Örnek:

I need to go to the pharmacy to pick up my prescription.
Reçetemi almak için eczaneye gitmem gerekiyor.

prescription

/prɪˈskrɪp.ʃən/

(noun) reçete, reçeteleme, yazma

Örnek:

The doctor gave me a prescription for antibiotics.
Doktor bana antibiyotik reçetesi verdi.

antibiotic

/ˌæn.t̬i.baɪˈɑː.t̬ɪk/

(noun) antibiyotik;

(adjective) antibiyotik

Örnek:

The doctor prescribed an antibiotic for her infection.
Doktor enfeksiyonu için bir antibiyotik reçete etti.

first aid

/ˌfɜːrst ˈeɪd/

(noun) ilk yardım

Örnek:

He administered first aid to the injured runner.
Yaralı koşucuya ilk yardım uyguladı.

intensive care

/ɪnˌten.sɪv ˈker/

(noun) yoğun bakım

Örnek:

After the accident, he was admitted to intensive care.
Kazadan sonra yoğun bakıma alındı.

self-care

/ˌselfˈker/

(noun) öz bakım

Örnek:

Meditation and exercise are important forms of self-care.
Meditasyon ve egzersiz, öz bakımın önemli biçimleridir.

recovery

/rɪˈkʌv.ɚ.i/

(noun) iyileşme, kurtarma, geri alma

Örnek:

Her recovery from the illness was slow but steady.
Hastalığından iyileşmesi yavaş ama istikrarlıydı.

physical therapy

/ˈfɪz.ɪ.kəl ˈθer.ə.pi/

(noun) fizik tedavi, fizyoterapi

Örnek:

After the car accident, he had to go to physical therapy twice a week.
Araba kazasından sonra haftada iki kez fizik tedaviye gitmek zorunda kaldı.

conventional

/kənˈven.ʃən.əl/

(adjective) geleneksel, alışılagelmiş, sıradan

Örnek:

She prefers conventional methods of teaching.
Geleneksel öğretim yöntemlerini tercih ediyor.

traditional medicine

/trəˈdɪʃ.ən.əl ˈmed.ɪ.sən/

(noun) geleneksel tıp

Örnek:

Many people in rural areas still rely on traditional medicine for their primary healthcare.
Kırsal bölgelerdeki pek çok insan temel sağlık hizmetleri için hala geleneksel tıp yöntemlerine güvenmektedir.

alternative medicine

/ˌɑːl.tɝː.nə.tɪv ˈmed.ɪ.sɪn/

(noun) alternatif tıp

Örnek:

Many people are turning to alternative medicine for chronic conditions.
Birçok kişi kronik rahatsızlıklar için alternatif tıbba yöneliyor.

acupuncture

/ˈæk.jə.pʌŋk.tʃɚ/

(noun) akupunktur

Örnek:

She decided to try acupuncture for her chronic back pain.
Kronik sırt ağrısı için akupunktur denemeye karar verdi.

mental health

/ˈmen.təl ˌhelθ/

(noun) ruh sağlığı, zihinsel sağlık

Örnek:

Regular exercise can improve your mental health.
Düzenli egzersiz ruh sağlığınızı iyileştirebilir.

antidepressant

/ˌæn.t̬i.dɪˈpres.ənt/

(noun) antidepresan

Örnek:

The doctor prescribed an antidepressant to help with her mood.
Doktor, ruh halini düzeltmek için bir antidepresan reçete etti.

insurance

/ɪnˈʃɝː.əns/

(noun) sigorta, sigortacılık

Örnek:

I need to get car insurance before I can drive.
Araba kullanmadan önce araç sigortası yaptırmam gerekiyor.

hygiene

/ˈhaɪ.dʒiːn/

(noun) hijyen, temizlik

Örnek:

Good personal hygiene is essential for preventing the spread of germs.
İyi kişisel hijyen, mikropların yayılmasını önlemek için çok önemlidir.

anesthetic

/ˌæn.əsˈθet̬.ɪk/

(noun) anestezik, uyuşturucu;

(adjective) anestezik, uyuşturucu

Örnek:

The dentist administered a local anesthetic before the extraction.
Diş hekimi çekimden önce lokal anestezik uyguladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren