Avatar of Vocabulary Set Radyo ve Basın

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Radyo ve Basın Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Radyo ve Basın' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

air

/er/

(noun) hava, atmosfer, tavır;

(verb) dile getirmek, yayınlamak, havalandırmak

Örnek:

The fresh air felt good after being indoors all day.
Bütün gün içeride kaldıktan sonra temiz hava iyi geldi.

televise

/ˈtel.ə.vaɪz/

(verb) televizyonda yayınlamak, yayınlamak

Örnek:

The event will be televised live around the world.
Etkinlik dünya çapında canlı yayınlanacak.

broadcast

/ˈbrɑːd.kæst/

(verb) yayınlamak, duyurmak, yaymak;

(noun) yayın, program

Örnek:

The BBC will broadcast the match live.
BBC maçı canlı yayınlayacak.

screen

/skriːn/

(noun) ekran, paravan, perde;

(verb) göstermek, yayınlamak, elekten geçirmek

Örnek:

The movie was projected onto a large screen.
Film büyük bir ekrana yansıtıldı.

censor

/ˈsen.sɚ/

(noun) sansürcü;

(verb) sansürlemek

Örnek:

The government appointed a censor to review all incoming foreign publications.
Hükümet, gelen tüm yabancı yayınları incelemek üzere bir sansürcü atadı.

announce

/əˈnaʊns/

(verb) duyurmak, ilan etmek, bildirmek

Örnek:

The company will announce its new product next month.
Şirket yeni ürününü gelecek ay duyuracak.

transmission

/trænˈsmɪʃ.ən/

(noun) aktarım, iletim, bulaşma

Örnek:

The transmission of data over the internet is very fast.
İnternet üzerinden veri aktarımı çok hızlıdır.

commentary

/ˈkɑː.mən.ter.i/

(noun) yorum, açıklama

Örnek:

The sports announcer provided live commentary during the game.
Spor spikeri maç sırasında canlı yorum yaptı.

contribute

/kənˈtrɪb.juːt/

(verb) katkıda bulunmak, bağışlamak, neden olmak

Örnek:

He contributed a large sum to the charity.
Hayır kurumuna büyük bir miktar bağışladı.

correspondent

/ˌkɔːr.əˈspɑːn.dənt/

(noun) muhabir, temsilci, mektup arkadaşı;

(adjective) karşılıklı, benzer

Örnek:

She works as a foreign correspondent for a major news agency.
Büyük bir haber ajansında dış muhabir olarak çalışıyor.

columnist

/ˈkɑː.ləm.nɪst/

(noun) köşe yazarı, sütun yazarı

Örnek:

The political columnist offered a sharp critique of the new policy.
Siyasi köşe yazarı yeni politikayı sert bir şekilde eleştirdi.

coverage

/ˈkʌv.ɚ.ɪdʒ/

(noun) kapsam, haber, koruma

Örnek:

The news channel provided extensive coverage of the election.
Haber kanalı seçimin geniş kapsamını sağladı.

editorial

/ˌed.əˈtɔːr.i.əl/

(noun) başyazı, editoryal;

(adjective) editoryal, başyazı ile ilgili

Örnek:

The newspaper published an editorial criticizing the new policy.
Gazete, yeni politikayı eleştiren bir başyazı yayımladı.

journalism

/ˈdʒɝː.nə.lɪ.zəm/

(noun) gazetecilik

Örnek:

She studied journalism in college.
Üniversitede gazetecilik okudu.

news agency

/ˈnuːz ˌeɪ.dʒən.si/

(noun) haber ajansı

Örnek:

The Associated Press is a well-known news agency.
Associated Press tanınmış bir haber ajansıdır.

newsroom

/ˈnuːz.ruːm/

(noun) haber odası, redaksiyon

Örnek:

The journalists gathered in the newsroom to discuss the breaking story.
Gazeteciler son dakika haberini tartışmak için haber odasında toplandı.

press

/pres/

(verb) basmak, preslemek, ütülemek;

(noun) basın, medya, pres

Örnek:

Press the button to start the machine.
Makineyi başlatmak için düğmeye basın.

readership

/ˈriː.dɚ.ʃɪp/

(noun) okuyucu kitlesi, okuyucular

Örnek:

The newspaper has a wide readership.
Gazetenin geniş bir okuyucu kitlesi var.

rating

/ˈreɪ.t̬ɪŋ/

(noun) puan, derecelendirme, reyting

Örnek:

The movie received a high rating from critics.
Film eleştirmenlerden yüksek bir puan aldı.

tabloid

/ˈtæb.lɔɪd/

(noun) magazin gazetesi, tabloid;

(adjective) magazinel, sansasyonel

Örnek:

The scandal was splashed across the front page of every tabloid.
Skandal her magazin gazetesinin ön sayfasında yer aldı.

bulletin

/ˈbʊl.ə.t̬ɪn/

(noun) bülten, duyuru, bildiri

Örnek:

The weather bulletin announced heavy rainfall.
Hava durumu bülteni şiddetli yağışları duyurdu.

circulation

/ˌsɝː.kjəˈleɪ.ʃən/

(noun) dolaşım, kan dolaşımı, tiraj

Örnek:

Regular exercise improves blood circulation.
Düzenli egzersiz kan dolaşımını iyileştirir.

piece

/piːs/

(noun) parça, dilim, eser;

(verb) birleştirmek, onarmak

Örnek:

She cut the cake into small pieces.
Pastayı küçük parçalara ayırdı.

reception

/rɪˈsep.ʃən/

(noun) resepsiyon, karşılama, davet

Örnek:

The reception of the new policy was mixed.
Yeni politikanın karşılanması karışıktı.

antenna

/ænˈten.ə/

(noun) anten, duyarga

Örnek:

The old television had a rabbit-ear antenna.
Eski televizyonun tavşan kulaklı bir anteni vardı.

frequency

/ˈfriː.kwən.si/

(noun) sıklık, frekans, dalga boyu

Örnek:

The frequency of his visits increased over time.
Ziyaretlerinin sıklığı zamanla arttı.

panel

/ˈpæn.əl/

(noun) panel, levha, kurul;

(verb) panellemek, kaplamak

Örnek:

The car door had a dented panel.
Araba kapısında ezik bir panel vardı.

news conference

/ˈnuːz ˌkɑːn.fər.əns/

(noun) basın toplantısı

Örnek:

The president held a news conference to address the nation.
Başkan, ulusa seslenmek için bir basın toplantısı düzenledi.

prime time

/ˈpraɪm taɪm/

(noun) prime time, ana yayın kuşağı, en verimli dönem

Örnek:

The new show will air during prime time.
Yeni gösteri prime time'da yayınlanacak.

pamphlet

/ˈpæm.flət/

(noun) broşür, kitapçık, risale

Örnek:

The tourist office provides free pamphlets about local attractions.
Turizm ofisi yerel cazibe merkezleri hakkında ücretsiz broşürler sunmaktadır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren