Avatar of Vocabulary Set Kimya

SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi İçinde Kimya Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi' içinde 'Kimya' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

polymer

/ˈpɑː.lɪ.mɚ/

(noun) polimer

Örnek:

Plastic is a common example of a polymer.
Plastik, yaygın bir polimer örneğidir.

isotope

/ˈaɪ.sə.toʊp/

(noun) izotop

Örnek:

Carbon-14 is a radioactive isotope of carbon.
Karbon-14, karbonun radyoaktif bir izotopudur.

reactive

/riˈæk.tɪv/

(adjective) reaktif, tepkili, tepkisel

Örnek:

The patient's pupils were reactive to light.
Hastanın göz bebekleri ışığa tepkiliydi.

radioactive

/ˌreɪ.di.oʊˈæk.tɪv/

(adjective) radyoaktif

Örnek:

The waste material is highly radioactive and must be handled with extreme care.
Atık malzeme oldukça radyoaktiftir ve son derece dikkatli kullanılmalıdır.

covalent bond

/ˌkoʊ.veɪ.lənt ˈbɑːnd/

(noun) kovalent bağ

Örnek:

Water molecules are held together by covalent bonds.
Su molekülleri kovalent bağlarla bir arada tutulur.

double bond

/ˈdʌb.əl bɑːnd/

(noun) çift bağ

Örnek:

Ethylene contains a double bond between its two carbon atoms.
Etilen, iki karbon atomu arasında bir çift bağ içerir.

hydrophilic

/ˌhaɪdroʊˈfɪlɪk/

(adjective) hidrofilik, su seven

Örnek:

The hydrophilic head of the molecule faces the water.
Molekülün hidrofilik başı suya dönüktür.

hydrophobic

/ˌhaɪdroʊˈfoʊbɪk/

(adjective) hidrofobik, su itici, su korkusu olan

Örnek:

The leaves of the lotus plant have a hydrophobic surface that keeps them clean.
Nilüfer bitkisinin yaprakları, onları temiz tutan hidrofobik bir yüzeye sahiptir.

exothermic reaction

/ˌek.soʊˈθɝː.mɪk riˈæk.ʃən/

(noun) ekzotermik reaksiyon

Örnek:

The combustion of wood is a common exothermic reaction.
Odunun yanması yaygın bir ekzotermik reaksiyondur.

endothermic reaction

/ˌen.doʊˈθɝː.mɪk riˈæk.ʃən/

(noun) endotermik reaksiyon

Örnek:

Photosynthesis is a classic example of an endothermic reaction.
Fotosentez, endotermik reaksiyonun klasik bir örneğidir.

atomic mass

/əˈtɑː.mɪk mæs/

(noun) atom kütlesi

Örnek:

The atomic mass of carbon is approximately 12.011.
Karbonun atom kütlesi yaklaşık 12.011'dir.

mass number

/ˈmæs ˌnʌm.bɚ/

(noun) kütle numarası

Örnek:

The mass number of carbon-12 is twelve.
Karbon-12'nin kütle numarası on ikidir.

mole

/moʊl/

(noun) ben, köstebek, casus

Örnek:

She had a small mole on her cheek.
Yanağında küçük bir ben vardı.

beaker

/ˈbiː.kɚ/

(noun) beher

Örnek:

The chemist poured the solution into a glass beaker.
Kimyager çözeltiyi cam bir behere döktü.

pipette

/paɪˈpet/

(noun) pipet;

(verb) pipetlemek

Örnek:

She used a pipette to transfer the precise amount of solution.
Çözeltinin tam miktarını aktarmak için bir pipet kullandı.

centrifuge

/ˈsen.trə.fjuːdʒ/

(noun) santrifüj;

(verb) santrifüjlemek

Örnek:

The lab technician used a centrifuge to separate the blood components.
Laboratuvar teknisyeni kan bileşenlerini ayırmak için bir santrifüj kullandı.

the periodic table

/ðə ˌpɪriˌɑːdɪk ˈteɪbl/

(noun) periyodik tablo

Örnek:

Students learned about the properties of elements using the periodic table.
Öğrenciler periyodik tabloyu kullanarak elementlerin özelliklerini öğrendiler.

calcification

/ˌkæl.sə.fəˈkeɪ.ʃən/

(noun) kireçlenme, kalsifikasyon, katılaşma

Örnek:

The X-ray showed significant calcification in the patient's arteries.
Röntgen, hastanın arterlerinde önemli ölçüde kireçlenme gösterdi.

titration

/taɪˈtreɪ.ʃən/

(noun) titrasyon

Örnek:

The student performed a titration to find the acidity of the vinegar.
Öğrenci, sirkenin asitliğini bulmak için bir titrasyon yaptı.

fermentation

/ˌfɝː.menˈteɪ.ʃən/

(noun) fermantasyon, mayalanma

Örnek:

Yeast is essential for the fermentation of grapes into wine.
Maya, üzümlerin şaraba fermantasyonu için gereklidir.

concentration

/ˌkɑːn.sənˈtreɪ.ʃən/

(noun) konsantrasyon, odaklanma, yoğunluk

Örnek:

He needs to improve his concentration during studies.
Çalışırken konsantrasyonunu geliştirmesi gerekiyor.

radical

/ˈræd.ɪ.kəl/

(adjective) radikal, köklü, esaslı;

(noun) radikal, aşırı uç, devrimci

Örnek:

The company underwent a radical transformation.
Şirket radikal bir dönüşüm geçirdi.

assay

/æsˈeɪ/

(noun) analiz, deney, analiz yöntemi;

(verb) analiz etmek, deney yapmak

Örnek:

The gold ore underwent an assay to determine its purity.
Altın cevheri saflığını belirlemek için bir analize tabi tutuldu.

equilibrium

/ˌiː.kwəˈlɪb.ri.əm/

(noun) denge, eşitlik, fiziksel denge

Örnek:

The market reached a state of equilibrium between supply and demand.
Piyasa arz ve talep arasında bir denge durumuna ulaştı.

electrolysis

/iˌlekˈtrɑː.lə.sɪs/

(noun) elektroliz, elektroliz (tüy alma)

Örnek:

Water can be split into hydrogen and oxygen through electrolysis.
Su, elektroliz yoluyla hidrojen ve oksijene ayrılabilir.

dissolve

/dɪˈzɑːlv/

(verb) çözmek, çözünmek, feshetmek

Örnek:

Sugar dissolves in water.
Şeker suda çözünür.

dilute

/daɪˈluːt/

(verb) seyreltmek, sulu hale getirmek, azaltmak;

(adjective) seyreltik, sulu

Örnek:

You should dilute the juice with water before drinking.
İçmeden önce suyu suyla seyreltmelisin.

suspend

/səˈspend/

(verb) askıya almak, uzaklaştırmak, asmak

Örnek:

The club has suspended him for two matches.
Kulüp onu iki maçlığına uzaklaştırdı.

microstructure

/ˈmaɪ.kroʊˌstrʌk.tʃɚ/

(noun) mikro yapı

Örnek:

The microstructure of the steel determines its strength and durability.
Çeliğin mikro yapısı, mukavemetini ve dayanıklılığını belirler.

molten

/ˈmoʊl.tən/

(adjective) erimiş

Örnek:

The volcano erupted, sending a stream of molten lava down the mountain.
Volkan patladı ve dağdan aşağı erimiş lav akıntısı gönderdi.

phase

/feɪz/

(noun) aşama, evre;

(verb) aşamalı olarak yürürlüğe koymak, aşamalı olarak kaldırmak

Örnek:

The project is currently in its initial phase.
Proje şu anda ilk aşamasında.

detoxify

/diːˈtɑːk.sə.faɪ/

(verb) toksinlerden arındırmak, zehrini gidermek

Örnek:

The liver works to detoxify the blood.
Karaciğer kanı toksinlerden arındırmak için çalışır.

crystalline

/ˈkrɪs.təl.lən/

(adjective) kristal, billur, berrak

Örnek:

The cave was filled with beautiful crystalline formations.
Mağara güzel kristal oluşumlarla doluydu.

crystallographer

/ˌkrɪs.təˈlɑː.ɡrə.fɚ/

(noun) kristalograf

Örnek:

The crystallographer used X-ray diffraction to determine the protein's structure.
Kristalograf, proteinin yapısını belirlemek için X-ışını kırınımı kullandı.

chromatography

/ˌkroʊ.məˈtɑː.ɡrə.fi/

(noun) kromatografi

Örnek:

The scientist used gas chromatography to analyze the chemical composition of the sample.
Bilim insanı, numunenin kimyasal bileşimini analiz etmek için gaz kromatografisi kullandı.

beta decay

/ˈbeɪ.t̬ə dɪˌkeɪ/

(noun) beta bozunumu

Örnek:

Carbon-14 undergoes beta decay to become nitrogen-14.
Karbon-14, nitrojen-14'e dönüşmek için beta bozunumu geçirir.

condenser

/kənˈden.sɚ/

(noun) kondansatör, kondansör lensi, yoğunlaştırıcı

Örnek:

The air conditioning unit uses a condenser to cool the refrigerant.
Klima ünitesi, soğutucuyu soğutmak için bir kondansatör kullanır.

metallurgist

/ˈmet̬.əl.ɝː.dʒɪst/

(noun) metalurji uzmanı, metalürjist

Örnek:

The metallurgist analyzed the alloy to determine its strength.
Metalurji uzmanı, dayanıklılığını belirlemek için alaşımı analiz etti.

adsorption

/ædˈsɔːrp.ʃən/

(noun) adsorpsiyon

Örnek:

Activated carbon is often used for the adsorption of impurities from water.
Aktif karbon genellikle sudaki safsızlıkların adsorpsiyonu için kullanılır.

biodiesel

/ˈbaɪ.oʊˌdiː.zəl/

(noun) biyodizel

Örnek:

Many trucks now run on biodiesel to reduce emissions.
Birçok kamyon emisyonları azaltmak için artık biyodizel ile çalışıyor.

superabsorbent

/ˌsuː.pɚ.əbˈzɔːr.bənt/

(adjective) süper emici

Örnek:

These new diapers feature a superabsorbent core to keep the baby dry.
Bu yeni bebek bezleri, bebeği kuru tutmak için süper emici bir çekirdeğe sahiptir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren