Avatar of Vocabulary Set Yüksek kalite

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Yüksek kalite Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Yüksek kalite' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

splendid

/ˈsplen.dɪd/

(adjective) muhteşem, görkemli, harika

Örnek:

The palace had a splendid ballroom.
Sarayın muhteşem bir balo salonu vardı.

first-rate

/ˌfɝːstˈreɪt/

(adjective) birinci sınıf, mükemmel;

(adverb) mükemmel bir şekilde, harika

Örnek:

The hotel provides first-rate service to all its guests.
Otel, tüm konuklarına birinci sınıf hizmet sunmaktadır.

superior

/səˈpɪr.i.ɚ/

(adjective) üstün, daha iyi, yüksek;

(noun) üst, amir

Örnek:

She is my superior at work.
O iş yerinde benim üstüm.

top-notch

/ˌtɑːpˈnɑːtʃ/

(adjective) birinci sınıf, mükemmel

Örnek:

The restaurant serves top-notch Italian cuisine.
Restoran birinci sınıf İtalyan mutfağı sunuyor.

superlative

/səˈpɝː.lə.t̬ɪv/

(adjective) üstün, en iyi;

(noun) üstünlük derecesi, süperlatif

Örnek:

The chef prepared a superlative meal for the guests.
Şef, misafirler için üstün bir yemek hazırladı.

prime

/praɪm/

(adjective) başlıca, birincil, birinci sınıf;

(noun) zirve, en iyi dönem, asal sayı;

(verb) hazırlamak, canlandırmak

Örnek:

Our prime concern is the safety of our employees.
Birincil endişemiz çalışanlarımızın güvenliğidir.

phenomenal

/fəˈnɑː.mə.nəl/

(adjective) olağanüstü, fevkalade, harika

Örnek:

Her performance in the play was absolutely phenomenal.
Oyundaki performansı kesinlikle olağanüstüydü.

marvelous

/ˈmɑːr.vəl.əs/

(adjective) harika, muhteşem, olağanüstü

Örnek:

The view from the top of the mountain was absolutely marvelous.
Dağın tepesinden manzara kesinlikle harikaydı.

brilliant

/ˈbrɪl.jənt/

(adjective) parlak, dahice, mükemmel

Örnek:

She's a brilliant scientist.
O parlak bir bilim insanı.

exemplary

/ɪɡˈzem.plɚ.i/

(adjective) örnek, model, ibretlik

Örnek:

Her dedication to the project was exemplary.
Projeye olan bağlılığı örnek teşkil ediyordu.

supreme

/suːˈpriːm/

(adjective) yüce, en yüksek, üstün

Örnek:

The supreme court is the highest judicial body.
Yüksek mahkeme en yüksek yargı organıdır.

flawless

/ˈflɑː.ləs/

(adjective) kusursuz, mükemmel, hatasız

Örnek:

Her performance was absolutely flawless.
Performansı kesinlikle kusursuzdu.

impeccable

/ɪmˈpek.ə.bəl/

(adjective) kusursuz, mükemmel, hatasız

Örnek:

Her taste in fashion is impeccable.
Moda zevki kusursuz.

optimal

/ˈɑːp.tə.məl/

(adjective) optimal, en uygun, en iyi

Örnek:

The optimal solution for this problem is to restart the system.
Bu sorunun optimal çözümü sistemi yeniden başlatmaktır.

spectacular

/spekˈtæk.jə.lɚ/

(adjective) muhteşem, görkemli

Örnek:

The view from the mountain was spectacular.
Dağdan manzara muhteşemdi.

transcendent

/trænˈsen.dənt/

(adjective) aşkın, üstün, olağanüstü

Örnek:

The artist aimed to create a work of transcendent beauty.
Sanatçı, aşkın bir güzellikte eser yaratmayı amaçladı.

first-class

/ˌfɜːrstˈklæs/

(adjective) birinci sınıf, mükemmel;

(adverb) birinci sınıf

Örnek:

The hotel offers first-class service.
Otel birinci sınıf hizmet sunuyor.

enrich

/ɪnˈrɪtʃ/

(verb) zenginleştirmek, geliştirmek, zengin etmek

Örnek:

Reading books can greatly enrich your vocabulary.
Kitap okumak kelime dağarcığınızı büyük ölçüde zenginleştirebilir.

admirable

/ˈæd.mə.rə.bəl/

(adjective) takdire şayan, övülmeye değer

Örnek:

Her dedication to her work is truly admirable.
İşine olan bağlılığı gerçekten takdire şayan.

fabulous

/ˈfæb.jə.ləs/

(adjective) muhteşem, harika, efsanevi

Örnek:

She looked fabulous in her new dress.
Yeni elbisesiyle muhteşem görünüyordu.

glorious

/ˈɡlɔːr.i.əs/

(adjective) şanlı, muhteşem, harika

Örnek:

The team achieved a glorious victory.
Takım şanlı bir zafer kazandı.

praiseworthy

/ˈpreɪzˌwɝː.ði/

(adjective) övgüye değer, takdire şayan

Örnek:

Her dedication to helping others is truly praiseworthy.
Başkalarına yardım etme konusundaki adanmışlığı gerçekten övgüye değer.

prestigious

/presˈtɪdʒ.əs/

(adjective) prestijli, saygın, ünlü

Örnek:

She received a scholarship to a prestigious university.
Prestijli bir üniversiteden burs aldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren