Avatar of Vocabulary Set Hayvan

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Hayvan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Hayvan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

amphibian

/æmˈfɪb.i.ən/

(noun) amfibi, iki yaşamlı;

(adjective) amfibi, iki yaşamlı

Örnek:

Frogs are a common type of amphibian.
Kurbağalar yaygın bir amfibi türüdür.

reptile

/ˈrep.taɪl/

(noun) sürüngen

Örnek:

Snakes are fascinating reptiles.
Yılanlar büyüleyici sürüngenlerdir.

extinction

/ɪkˈstɪŋk.ʃən/

(noun) neslin tükenmesi, yok olma, sönme

Örnek:

The dodo bird's extinction was caused by human activity.
Dodo kuşunun neslinin tükenmesi insan faaliyetlerinden kaynaklandı.

predator

/ˈpred.ə.t̬ɚ/

(noun) yırtıcı, avcı, sömürücü

Örnek:

Lions are apex predators in their ecosystem.
Aslanlar ekosistemlerinde en üst düzey yırtıcılardır.

snout

/snaʊt/

(noun) burun, ağız, koca burun

Örnek:

The pig rooted around with its snout in the mud.
Domuz burnuyla çamurda eşelendi.

trunk

/trʌŋk/

(noun) gövde, hortum, sandık

Örnek:

The elephant rubbed its back against the rough trunk of the tree.
Fil sırtını ağacın pürüzlü gövdesine sürttü.

antenna

/ænˈten.ə/

(noun) anten, duyarga

Örnek:

The old television had a rabbit-ear antenna.
Eski televizyonun tavşan kulaklı bir anteni vardı.

horn

/hɔːrn/

(noun) boynuz, korna, düdük;

(verb) korna çalmak, düdük çalmak

Örnek:

The bull lowered its head and charged, its sharp horns aimed at the matador.
Boğa başını eğdi ve saldırdı, keskin boynuzları matadora doğruydu.

fin

/fɪn/

(noun) yüzgeç, kanatçık;

(verb) yüzgeç eklemek, kanatçık takmak

Örnek:

The shark's dorsal fin cut through the water.
Köpekbalığının sırt yüzgeci suyu yardı.

beak

/biːk/

(noun) gaga, gemi başı, burun

Örnek:

The parrot used its strong beak to crack nuts.
Papağan güçlü gagasıyla fındıkları kırdı.

herd

/hɝːd/

(noun) sürü, kalabalık, kitle;

(verb) gütmek, toplamak

Örnek:

A herd of elephants crossed the savanna.
Bir fil sürüsü savanı geçti.

tusk

/tʌsk/

(noun) fildişi, diş;

(verb) dişlemek, fildişiyle yaralamak

Örnek:

The elephant's magnificent tusks were a sight to behold.
Filin muhteşem fildişleri görülmeye değerdi.

flock

/flɑːk/

(noun) sürü, kalabalık, insan topluluğu;

(verb) akın etmek, toplanmak

Örnek:

A large flock of birds flew overhead.
Büyük bir kuş sürüsü başımızın üzerinden uçtu.

larva

/ˈlɑːr.və/

(noun) larva

Örnek:

The butterfly larva is a caterpillar.
Kelebek larvası bir tırtıldır.

livestock

/ˈlaɪv.stɑːk/

(noun) hayvan, büyükbaş hayvan

Örnek:

The farmer keeps various types of livestock, including cows and sheep.
Çiftçi, inek ve koyun da dahil olmak üzere çeşitli türlerde hayvan besler.

herbivore

/ˈhɝː.bə.vɔːr/

(noun) otobur

Örnek:

Cows are herbivores, eating only grass and other plants.
İnekler sadece ot ve diğer bitkileri yiyen otoburlardır.

carnivore

/ˈkɑːr.nə.vɔːr/

(noun) etobur, yırtıcı

Örnek:

Lions are well-known carnivores.
Aslanlar iyi bilinen etoburlardır.

vertebrate

/ˈvɝː.t̬ə.brət/

(noun) omurgalı;

(adjective) omurgalı

Örnek:

Humans are vertebrates.
İnsanlar omurgalıdır.

invertebrate

/ɪnˈvɝː.t̬ə.brət/

(noun) omurgasız;

(adjective) omurgasız

Örnek:

Worms are common examples of invertebrates.
Solucanlar omurgasızların yaygın örnekleridir.

den

/den/

(noun) in, kovuk, çalışma odası;

(verb) barınmak, yuva yapmak

Örnek:

The bear retreated to its den for the winter.
Ayı kış için inine çekildi.

antler

/ˈænt.lɚ/

(noun) boynuz

Örnek:

The deer had magnificent antlers.
Geyik muhteşem boynuzlara sahipti.

hibernation

/ˌhaɪ.bɚˈneɪ.ʃən/

(noun) kış uykusu, hazırda bekletme, uyku modu

Örnek:

Bears go into hibernation during the cold winter months.
Ayılar soğuk kış aylarında kış uykusuna yatarlar.

hoof

/huːf/

(noun) tırnak, toynak;

(verb) tepmek, tekmelemek, yürümek

Örnek:

The horse's hoof struck the ground with a rhythmic beat.
Atın tırnağı ritmik bir vuruşla yere çarptı.

furry

/ˈfɝː.i/

(adjective) tüylü, kürk kaplı, kürk gibi

Örnek:

The cat has soft, furry paws.
Kedinin yumuşak, tüylü patileri var.

venomous

/ˈven.ə.məs/

(adjective) zehirli, kötü niyetli

Örnek:

Be careful, some snakes are highly venomous.
Dikkatli ol, bazı yılanlar çok zehirli.

migratory

/ˈmaɪ.ɡrə.tɔːr.i/

(adjective) göçmen, göç eden, yer değiştiren

Örnek:

Migratory birds fly south for the winter.
Göçmen kuşlar kış için güneye uçar.

ruminant

/ˈruː.mə.nənt/

(noun) geviş getiren hayvan;

(adjective) düşünceli, derin düşünen

Örnek:

Cows are common ruminants found on farms.
İnekler çiftliklerde bulunan yaygın geviş getiren hayvanlardır.

marine

/məˈriːn/

(adjective) deniz, denizcilik, gemicilik;

(noun) deniz piyadesi, bahriyeli

Örnek:

The scientist studies marine life.
Bilim insanı deniz yaşamını inceliyor.

bipedal

/baɪˈped.əl/

(adjective) iki ayaklı

Örnek:

Humans are bipedal animals.
İnsanlar iki ayaklı hayvanlardır.

whisker

/ˈwɪs.kɚ/

(noun) bıyık, sakal

Örnek:

The cat twitched its whiskers.
Kedi bıyıklarını oynattı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren