Avatar of Vocabulary Set Film ve Tiyatro

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Film ve Tiyatro Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Film ve Tiyatro' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

documentary

/ˌdɑː.kjəˈmen.t̬ɚ.i/

(noun) belgesel;

(adjective) belgesel

Örnek:

We watched a fascinating documentary about ancient Egypt.
Antik Mısır hakkında büyüleyici bir belgesel izledik.

credit

/ˈkred.ɪt/

(noun) kredi, alacak, takdir;

(verb) yatırmak, alacak kaydetmek, atfetmek

Örnek:

Can I buy this on credit?
Bunu krediyle alabilir miyim?

season

/ˈsiː.zən/

(noun) mevsim, sezon;

(verb) baharatlamak, tatlandırmak

Örnek:

Autumn is my favorite season.
Sonbahar benim favori mevsimim.

episode

/ˈep.ə.soʊd/

(noun) olay, bölüm, dönem

Örnek:

The whole episode was a complete disaster.
Tüm olay tam bir felaketti.

series

/ˈsɪr.iːz/

(noun) seri, dizi

Örnek:

The company launched a new series of products.
Şirket yeni bir ürün serisi piyasaya sürdü.

clip

/klɪp/

(noun) klips, toka, ataş;

(verb) kesmek, kırpmak, tutturmak

Örnek:

She used a paper clip to hold the documents together.
Belgeleri bir arada tutmak için bir ataş kullandı.

monologue

/ˈmɑː.nə.lɑːɡ/

(noun) monolog, tek kişilik konuşma, uzun ve sıkıcı konuşma

Örnek:

The actor delivered a powerful monologue that captivated the audience.
Aktör, seyirciyi büyüleyen güçlü bir monolog sundu.

script

/skrɪpt/

(noun) senaryo, metin, el yazısı;

(verb) senaryo yazmak, betiklemek

Örnek:

The actors are rehearsing the new script.
Oyuncular yeni senaryoyu prova ediyorlar.

scene

/siːn/

(noun) sahne, olay yeri, olay

Örnek:

The police arrived at the scene of the crime.
Polis olay yerine geldi.

trailer

/ˈtreɪ.lɚ/

(noun) treyler, römork, fragman

Örnek:

The truck pulled a long trailer filled with logs.
Kamyon, kütüklerle dolu uzun bir treyler çekiyordu.

subtitle

/ˈsʌbˌtaɪ.t̬əl/

(noun) alt başlık, altyazı;

(verb) altyazılamak

Örnek:

The book had an intriguing main title and a descriptive subtitle.
Kitabın ilgi çekici bir ana başlığı ve açıklayıcı bir alt başlığı vardı.

animation

/ˌæn.əˈmeɪ.ʃən/

(noun) animasyon, canlandırma, canlılık

Örnek:

The studio is known for its groundbreaking work in computer animation.
Stüdyo, bilgisayar animasyonu alanındaki çığır açan çalışmalarıyla tanınıyor.

cast

/kæst/

(verb) atmak, fırlatmak, oy kullanmak;

(noun) oyuncu kadrosu, kadro, döküm

Örnek:

He cast his fishing line into the lake.
Oltasını göle attı.

resolution

/ˌrez.əˈluː.ʃən/

(noun) karar, azmetme, çözüm

Örnek:

He made a New Year's resolution to exercise more.
Daha fazla egzersiz yapmak için bir Yeni Yıl kararı aldı.

background

/ˈbæk.ɡraʊnd/

(noun) arka plan, geçmiş, eğitim

Örnek:

The mountains in the background added to the beauty of the landscape.
Arka plandaki dağlar manzaranın güzelliğine güzellik kattı.

dialogue

/ˈdaɪ.ə.lɑːɡ/

(noun) diyalog, konuşma, müzakere;

(verb) diyalog kurmak, tartışmak

Örnek:

The movie had excellent dialogue, making the characters feel real.
Filmin mükemmel diyalogları vardı, bu da karakterleri gerçekçi kılıyordu.

character

/ˈker.ək.tɚ/

(noun) karakter, huy, rol

Örnek:

He has a strong character.
Güçlü bir karaktere sahip.

plot

/plɑːt/

(noun) komplo, entrika, konu;

(verb) komplo kurmak, planlamak, çizmek

Örnek:

The police uncovered a plot to overthrow the government.
Polis, hükümeti devirme planını ortaya çıkardı.

setting

/ˈset̬.ɪŋ/

(noun) mekan, ortam, ayarlama

Örnek:

The movie's setting was a remote island.
Filmin mekanı uzak bir adaydı.

hero

/ˈhɪr.oʊ/

(noun) kahraman, başrol

Örnek:

He was hailed as a hero for saving the child from the burning building.
Yanan binadan çocuğu kurtardığı için kahraman ilan edildi.

producer

/prəˈduː.sɚ/

(noun) yapımcı, üretici, üretici (biyoloji)

Örnek:

The film's producer announced the casting of the lead role.
Filmin yapımcısı başrol oyuncusunun seçildiğini duyurdu.

shot

/ʃɑːt/

(noun) atış, silah sesi, deneme;

(past tense) vurdu, çekildi;

(past participle) vurdu, çekildi

Örnek:

We heard a loud shot in the distance.
Uzakta yüksek bir silah sesi duyduk.

shooting

/ˈʃuː.t̬ɪŋ/

(noun) silahlı saldırı, atış, çekim;

(adjective) keskin, kayan

Örnek:

The police responded to a report of a shooting.
Polis, bir silahlı saldırı ihbarına yanıt verdi.

role

/roʊl/

(noun) rol, görev

Örnek:

She played the leading role in the new movie.
Yeni filmde başrolü oynadı.

soundtrack

/ˈsaʊnd.træk/

(noun) film müziği, soundtrack

Örnek:

The movie's soundtrack won several awards.
Filmin film müziği birçok ödül kazandı.

teaser

/ˈtiː.zɚ/

(noun) teaser, tanıtım, alaycı

Örnek:

The movie studio released a 30-second teaser for the upcoming sequel.
Film stüdyosu, gelecek devam filmi için 30 saniyelik bir tanıtım videosu yayınladı.

act

/ækt/

(verb) hareket etmek, davranmak, oyunculuk yapmak;

(noun) eylem, davranış, yasa

Örnek:

It's time to act.
Harekete geçme zamanı.

chorus

/ˈkɔːr.əs/

(noun) nakarat, koro, şarkı grubu;

(verb) koro halinde söylemek, hep birlikte söylemek

Örnek:

Everyone sang along to the catchy chorus.
Herkes akılda kalıcı nakarata eşlik etti.

backstage

/bækˈsteɪdʒ/

(adverb) sahne arkası, kuliste, gizli;

(noun) sahne arkası, kulise;

(adjective) sahne arkası, kulise ait

Örnek:

The actors waited backstage before their performance.
Oyuncular performanslarından önce sahne arkasında beklediler.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren