KOLOKASYON ÖNEMLİDİR İçinde Yerleşim Genişletme ve Tahmin Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'KOLOKASYON ÖNEMLİDİR' içinde 'Yerleşim Genişletme ve Tahmin' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren(phrase) suçunu kabul etmek, suçlu olduğunu beyan etmek
Örnek:
(idiom) baskı altında olmak
Örnek:
(idiom) zarar vermek, incitmek
Örnek:
(idiom) kısa süre önce, hazırlıksız
Örnek:
have the tendency of doing something
(phrase) eğiliminde olmak
Örnek:
(idiom) engelleri kaldırmak, önyargıları kırmak
Örnek:
(collocation) ilerleme kaydetmek, gelişmek
Örnek:
(phrase) onaylamadığını belirtmek, karşı çıkmak
Örnek:
(phrase) görüş bildirmek, fikir beyan etmek
Örnek:
(idiom) beğeni toplamak, onay görmek
Örnek:
(phrase) konusundaki bir çatışmayı çözmek
Örnek:
(phrase) yavaş/hızlı bir iyileşme göstermek, yavaş/hızlı toparlanmak
Örnek:
(phrase) ilgi çekmek, dikkat toplamak
Örnek:
(phrase) harekete geçmek, önlem almak
Örnek:
(phrase) başkanlığı kazanmak
Örnek:
(noun) habitat tahribatı, yaşam alanı yok oluşu
Örnek:
(noun) iklim değişikliği
Örnek:
(idiom) dikkat etmek, fark etmek, dikkate almak
Örnek:
(idiom) birine iltifat etmek
Örnek:
(phrase) taahhütte bulunmak, söz vermek
Örnek:
(collocation) önlem almak, tedbir almak
Örnek:
(idiom) ziyaret etmek, ziyarette bulunmak
Örnek:
(phrase) denetimli serbestlik altında, deneme süresinde, stajyer
Örnek:
(noun) dikkat süresi
Örnek:
(idiom) taşınmaya dayanıklı olmak, yolculuğa gelmek, yolculuğu sevmek
Örnek:
(idiom) riskini göze almak, tehlikesiyle karşı karşıya kalmak
Örnek:
(phrase) kar etmek, kazanç sağlamak
Örnek:
(idiom) geçimini sağlamak, para kazanmak
Örnek:
(idiom) el ele vermek, işbirliği yapmak
Örnek:
(idiom) fırsatı olmak, şansı olmak, ihtimali olmak
Örnek:
(phrase) -e yanıt olarak, -e cevap olarak
Örnek:
(phrase) tartışmayı kazanmak / kaybetmek
Örnek:
(phrase) hararetle tartışılan, şiddetle reddedilen
Örnek:
(idiom) iyileşmekte, düzelmekte
Örnek:
(phrase) bir şeyin gayet farkında olmak, iyice bilmek
Örnek:
(phrase) büyük çaba sarf etmek, elinden geleni yapmak
Örnek:
(phrase) testi pozitif çıkmak, testi negatif çıkmak
Örnek:
(idiom) havadan sudan konuşmak, çene çalmak
Örnek:
(collocation) deneyim kazanmak, tecrübe biriktirmek
Örnek:
(phrase) göz teması kurmak, göz temasını sürdürmek
Örnek:
(phrase) şükranlarını sunmak, teşekkür etmek
Örnek:
(idiom) etkilemek, üzerinde etkisi olmak
Örnek:
(collocation) hataları gözden kaçırmak, hataları görmezden gelmek
Örnek:
(idiom) üzerinde iyi bir izlenim bırakmak
Örnek:
(idiom) izlenimine kapılmak, sanmak
Örnek:
(idiom) rol oynamak, etkili olmak, canlandırmak
Örnek:
(phrase) karar vermek, kararlaştırmak
Örnek:
(phrase) randevu almak, randevu ayarlamak
Örnek:
(phrase) faul yapmak, kural ihlali yapmak
Örnek:
(idiom) görünmek, görüş alanına girmek
Örnek:
(collocation) deneme başlatmak, test süreci başlatmak
Örnek:
(collocation) keskin bir tezat oluşturmak, taban tabana zıt olmak
Örnek:
(noun) kültürel kimlik
Örnek:
grab/catch someone's attention
(idiom) dikkat çekmek, ilgi toplamak
Örnek:
(phrase) yaygınlaşmak, genel kabul görmek
Örnek:
(phrase) konusunda, gelince
Örnek:
(idiom) avantajı olmak, avantaj sağlamak
Örnek:
(collocation) şiddetli bir tartışma, sert bir kavga
Örnek:
(noun) kentleşme, şehir yayılımı
Örnek:
(idiom) sorumluluğu üstlenmek, yönetimi ele almak, idareyi devralmak
Örnek:
(noun) insan müdahalesi
Örnek:
(phrase) baş ağrısı çekmek, başı ağrımak
Örnek:
(noun) sosyal izolasyon
Örnek:
(adjective) yoğun nüfuslu
Örnek:
(noun) kalıcı çözüm
Örnek:
(phrase) içtenlik dolu, samimi
Örnek:
(phrase) sorumsuzluk, sorumluluk eksikliği
Örnek:
(phrase) tecrübe dolu, deneyimli
Örnek:
sit for the entrance examination
(idiom) giriş sınavına girmek, kabul sınavına katılmak
Örnek:
(phrase) kapsamında, dahilinde
Örnek:
(phrase) takdiri olarak, anısına
Örnek:
(noun) ölüm oranı, mortalite hızı
Örnek:
(adjective) bütçeyi aşan, bütçe dışı
Örnek:
(collocation) büyük kâr elde etmek
Örnek:
(noun) yaşam becerisi
Örnek:
(idiom) ayrım yapmak, fark gözetmek
Örnek:
(phrase) tehlikesiyle karşı karşıya olmak, riski taşımak
Örnek:
(noun) yaban hayatı koruma
Örnek:
(phrase) yok olmaktan kurtarılmak
Örnek:
(collocation) büyük ölçüde etkilemek, derinden etkilemek
Örnek:
(phrase) kazançlı bir iş, bol kazançlı bir iş
Örnek:
(collocation) olağanüstü başarı, dikkat çekici başarı
Örnek:
(noun) ölümcül hastalık
Örnek:
(phrase) şikayette bulunmak, şikayet etmek
Örnek:
(phrase) hakkı olmak, yetkisi olmak
Örnek:
(phrase) hak kazanmak, uygun olmak
Örnek:
(collocation) talep, ihtiyaç
Örnek:
(phrase) elverişli durum, uygun vaziyet
Örnek:
(phrase) harika bir iş çıkarmak, üstün bir başarı göstermek
Örnek:
(phrase) kursa kayıt olmak
Örnek:
(noun) kronik solunum yolu hastalığı
Örnek:
leave someone completely run-down
(phrase) birini tamamen bitkin bırakmak, birini canından bezdirmek
Örnek:
possess full control over something
(phrase) üzerinde tam kontrole sahip olmak, tam hakimiyet kurmak
Örnek:
race from one thing to another
(idiom) bir işten diğerine koşturmak, mekik dokumak
Örnek:
(phrase) iyi konsantrasyon gücü, yüksek odaklanma yeteneği
Örnek:
work towards one's goal effectively
(phrase) hedefe doğru etkili bir şekilde çalışmak
Örnek: