Avatar of Vocabulary Set Kaldırma veya Ayırma

'Out' Kullanan Deyimsel Fiiller İçinde Kaldırma veya Ayırma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Out' Kullanan Deyimsel Fiiller' içinde 'Kaldırma veya Ayırma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

blot out

/blɑːt aʊt/

(phrasal verb) kapatmak, silmek, unutmak

Örnek:

The clouds blotted out the sun.
Bulutlar güneşi kapattı.

cancel out

/ˈkæn.səl aʊt/

(phrasal verb) nötrlemek, dengelemek

Örnek:

The positive and negative charges cancel out each other.
Pozitif ve negatif yükler birbirini nötrler.

chuck out

/tʃʌk aʊt/

(phrasal verb) atmak, çıkarmak, kovmak

Örnek:

I need to chuck out these old newspapers.
Bu eski gazeteleri atmam gerekiyor.

clean out

/kliːn aʊt/

(phrasal verb) temizlemek, boşaltmak, beş parasız bırakmak

Örnek:

I need to clean out the garage this weekend.
Bu hafta sonu garajı temizlemem gerekiyor.

count out

/kaʊnt aʊt/

(phrasal verb) hariç tutmak, saymamak, saymak

Örnek:

You can count me out for the hiking trip next weekend; I'm busy.
Gelecek hafta sonu yapılacak yürüyüş gezisinden beni saymayın; meşgulüm.

cross out

/krɔs aʊt/

(phrasal verb) çizmek, silmek

Örnek:

Please cross out your old address and write the new one.
Lütfen eski adresinizi çizin ve yenisini yazın.

cut-out

/ˈkʌt.aʊt/

(noun) kesik, kesilmiş şekil, kesici

Örnek:

The children made paper cut-outs of animals.
Çocuklar hayvanların kağıt kesiklerini yaptılar.

drown out

/draʊn aʊt/

(phrasal verb) bastırmak, boğmak

Örnek:

The music was so loud it almost drowned out the conversation.
Müzik o kadar yüksekti ki konuşmayı neredeyse bastırdı.

fall out

/fɔːl aʊt/

(phrasal verb) tartışmak, arası bozulmak, sonuçlanmak

Örnek:

They fell out over a trivial matter and haven't spoken since.
Ufak bir mesele yüzünden tartıştılar ve o zamandan beri konuşmuyorlar.

fish out

/fɪʃ aʊt/

(phrasal verb) çıkarmak, bulup çıkarmak, keşfetmek

Örnek:

He managed to fish out his keys from the muddy puddle.
Anahtarlarını çamurlu su birikintisinden çıkarmayı başardı.

flush out

/flʌʃ aʊt/

(phrasal verb) çıkarmak, ortaya çıkarmak, temizlemek

Örnek:

The police tried to flush out the suspects from the building.
Polis, şüphelileri binadan çıkarmaya çalıştı.

force out

/fɔːrs aʊt/

(phrasal verb) işten çıkarmak, kovmak, sıkmak

Örnek:

The company tried to force out older employees with early retirement packages.
Şirket, yaşlı çalışanları erken emeklilik paketleriyle işten çıkarmaya çalıştı.

kick out

/kɪk aʊt/

(phrasal verb) atmak, kovmak, tekme atmak

Örnek:

The landlord threatened to kick out the tenants if they didn't pay rent.
Ev sahibi, kiracıları kira ödemezlerse atmakla tehdit etti.

pull out

/pʊl aʊt/

(phrasal verb) çekip çıkarmak, sökmek, çekilmek

Örnek:

He had to pull out a splinter from his finger.
Parmağından bir kıymık çekip çıkarmak zorunda kaldı.

root out

/ruːt aʊt/

(phrasal verb) ortadan kaldırmak, kökünü kazımak

Örnek:

The police are trying to root out corruption in the department.
Polis, departmandaki yolsuzluğu ortadan kaldırmaya çalışıyor.

rub out

/rʌb aʊt/

(phrasal verb) silmek, kazımak, öldürmek

Örnek:

Can you rub out this pencil mark?
Bu kurşun kalem izini silebilir misin?

separate out

/ˈsepəreɪt aʊt/

(phrasal verb) ayırmak, sınıflandırmak, izole etmek

Örnek:

We need to separate out the recyclable materials from the general waste.
Geri dönüştürülebilir malzemeleri genel atıklardan ayırmamız gerekiyor.

slip out of

/slɪp aʊt əv/

(phrasal verb) sıyrılıp çıkmak, gizlice ayrılmak, ağzından kaçmak

Örnek:

He managed to slip out of the meeting without anyone noticing.
Kimse fark etmeden toplantıdan sıyrılıp çıkmayı başardı.

smoke out

/smoʊk aʊt/

(phrasal verb) çıkarmak, ortaya çıkarmak, kovmak

Örnek:

The police used tear gas to smoke out the suspects from the building.
Polis, şüphelileri binadan çıkarmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.

squeeze out

/skwiːz aʊt/

(phrasal verb) sıkmak, çıkarmak, sıkıştırıp çıkarmak

Örnek:

She managed to squeeze out the last bit of toothpaste from the tube.
Tüpten son diş macununu sıkmayı başardı.

strikeout

/ˈstraɪk.aʊt/

(noun) strikeout, üç vuruş, üstü çizili;

(verb) üstünü çizmek, silmek

Örnek:

The pitcher recorded his tenth strikeout of the game.
Atıcı maçtaki onuncu strikeout'unu kaydetti.

take out

/ˈteɪk aʊt/

(phrasal verb) çıkarmak, dışarı atmak, çekmek

Örnek:

Can you please take out the trash?
Çöpü çıkarabilir misin lütfen?

throw out

/θroʊ aʊt/

(phrasal verb) atmak, elden çıkarmak, kovmak

Örnek:

Please throw out the old newspapers.
Lütfen eski gazeteleri atın.

wash out

/wɑːʃ aʊt/

(phrasal verb) yıkamak, temizlemek, solmak

Örnek:

Can you help me wash out these stains from my shirt?
Gömleğimdeki bu lekeleri yıkamama yardım edebilir misin?

wipe out

/waɪp aʊt/

(phrasal verb) yok etmek, ortadan kaldırmak, silip süpürmek

Örnek:

The flood threatened to wipe out the entire village.
Sel, tüm köyü yok etme tehdidi oluşturdu.

rinse out

/ˌrɪns ˈaʊt/

(phrasal verb) durulamak, yıkamak

Örnek:

Please rinse out the shampoo from your hair thoroughly.
Lütfen şampuanı saçınızdan iyice durulayın.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren