Kalite tanımı İçinde Sıkıcı veya İlginç Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Kalite tanımı' içinde 'Sıkıcı veya İlginç' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /kʌm tə laɪf/
(idiom) canlanmak, hayat bulmak, hayata geçmek
Örnek:
The city really comes to life at night.
Şehir geceleri gerçekten canlanır.
/nɑt bi ɔl fʌn ænd ɡeɪmz/
(idiom) her zaman eğlenceli değildir, kolay değildir
Örnek:
Being a parent is not all fun and games; it requires a lot of responsibility.
Ebeveyn olmak her zaman eğlenceli değildir; çok sorumluluk gerektirir.
/ju ˈhævənt lɪvd/
(idiom) yaşamamışsın demektir, bir şeyleri kaçırmışsın
Örnek:
If you haven't tried authentic Italian pizza, you haven't lived!
Gerçek İtalyan pizzasını denemediysen, yaşamamışsın demektir!
/ˈmjuːzɪk tu jʊər ɪərz/
(idiom) kulaklara müzik gibi gelmek, çok sevindirici haber
Örnek:
When she said she would marry me, it was music to my ears.
Bana evleneceğini söylediğinde, bu kulaklarıma müzik gibi geldi.
/əz dʌl əz ˈdɪʃˌwɔtər/
(idiom) çok sıkıcı, bomboş
Örnek:
The movie was as dull as dishwater, I almost fell asleep.
Film çok sıkıcıydı, neredeyse uyuyakalacaktım.
/bi ɔl ðə reɪdʒ/
(idiom) çok moda olmak, çok popüler olmak
Örnek:
Those new sneakers are all the rage among teenagers.
Bu yeni spor ayakkabılar gençler arasında çok moda.
/bɔr ðə pænts ɔf/
(idiom) çok sıkmak, canından bezdirmek
Örnek:
That lecture really bore the pants off me.
O ders beni gerçekten çok sıktı.
/ə wɛt ˈwiːkˌɛnd/
(idiom) sıkıcı, hayal kırıklığı yaratan
Örnek:
The party was a wet weekend, nobody had any fun.
Parti sıkıcı bir hafta sonuydu, kimse eğlenmedi.
/ə ˈbærəl əv læfs/
(idiom) çok komik, eğlenceli, ironik: çok komik
Örnek:
My uncle is always a barrel of laughs at family gatherings.
Amcam aile toplantılarında her zaman çok komik olur.
/wʌn-hɔrs taʊn/
(noun) küçük kasaba, taşra kasabası, ıssız yer
Örnek:
He grew up in a quiet one-horse town where nothing ever happened.
Hiçbir şeyin olmadığı sakin bir küçük kasabada büyüdü.