Avatar of Vocabulary Set Top 276 - 300 Verbs

En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil İçinde Top 276 - 300 Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil' içinde 'Top 276 - 300 Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

achieve

/əˈtʃiːv/

(verb) başarmak, ulaşmak, elde etmek

Örnek:

She worked hard to achieve her goals.
Hedeflerine ulaşmak için çok çalıştı.

clean

/kliːn/

(adjective) temiz, pak, saf;

(verb) temizlemek, arındırmak;

(adverb) temizce, tamamen

Örnek:

Please make sure your hands are clean before dinner.
Yemekten önce ellerinizin temiz olduğundan emin olun.

feed

/fiːd/

(verb) beslemek, yedirmek, sağlamak;

(noun) besleme, yem, akış

Örnek:

She needs to feed her baby every three hours.
Bebeğini her üç saatte bir beslemesi gerekiyor.

injure

/ˈɪn.dʒɚ/

(verb) incitmek, yaralamak, zedelemek

Örnek:

He injured his knee playing football.
Futbol oynarken dizini incitti.

steal

/stiːl/

(verb) çalmak, hırsızlık yapmak, süzülmek;

(noun) çalma, hırsızlık

Örnek:

He tried to steal a car.
Araba çalmaya çalıştı.

record

/rɪˈkɔːrd/

(noun) plak, kayıt, belge;

(verb) kaydetmek, yazmak, tespit etmek

Örnek:

She put on an old jazz record.
Eski bir caz plağı çaldı.

beg

/beɡ/

(verb) yalvarmak, dilenmek

Örnek:

She had to beg for forgiveness.
Af dilemek için yalvarmak zorunda kaldı.

fire

/faɪr/

(noun) ateş, yangın, silah sesi;

(verb) ateş etmek, vurmak, işten çıkarmak

Örnek:

The house caught fire and burned down.
Ev ateş aldı ve yandı.

inspire

/ɪnˈspaɪr/

(verb) ilham vermek, esinlendirmek, uyandırmak

Örnek:

His courage inspired everyone around him.
Cesareti etrafındaki herkesi ilhamlandırdı.

thank

/θæŋk/

(verb) teşekkür etmek;

(noun) teşekkür, şükran;

(exclamation) teşekkürler

Örnek:

I want to thank you for your help.
Yardımınız için size teşekkür etmek istiyorum.

combine

/kəmˈbaɪn/

(verb) birleştirmek, bir araya getirmek, harmanlamak;

(noun) biçerdöver, harman makinesi

Örnek:

We need to combine our efforts to finish this project on time.
Bu projeyi zamanında bitirmek için çabalarımızı birleştirmemiz gerekiyor.

blow

/bloʊ/

(verb) esmek, üflemek, patlatmak;

(noun) esinti, üfleme, darbe

Örnek:

The wind began to blow strongly.
Rüzgar şiddetli bir şekilde esmeye başladı.

apologize

/əˈpɑː.lə.dʒaɪz/

(verb) özür dilemek, af dilemek

Örnek:

I sincerely apologize for the delay.
Gecikme için içtenlikle özür dilerim.

promise

/ˈprɑː.mɪs/

(noun) söz, umut, potansiyel;

(verb) söz vermek, vaat etmek, işaret etmek

Örnek:

He made a promise to help her.
Ona yardım edeceğine dair bir söz verdi.

collect

/kəˈlekt/

(verb) toplamak, biriktirmek, almak;

(noun) kolekt, toplu dua

Örnek:

She likes to collect stamps from different countries.
Farklı ülkelerden pul biriktirmeyi sever.

publish

/ˈpʌb.lɪʃ/

(verb) yayımlamak, neşretmek, açıklamak

Örnek:

The author hopes to publish her first novel next year.
Yazar, ilk romanını gelecek yıl yayımlamayı umuyor.

lay

/leɪ/

(verb) koymak, sermek, yumurtlamak;

(noun) konum, düzen;

(adjective) laik, din dışı

Örnek:

She carefully laid the baby in the crib.
Bebeği dikkatlice beşiğe yatırdı.

arrive

/əˈraɪv/

(verb) varmak, ulaşmak, gelmek

Örnek:

We will arrive at the airport by noon.
Öğlene kadar havaalanına varacağız.

scream

/skriːm/

(noun) çığlık, bağırma;

(verb) çığlık atmak, bağırmak

Örnek:

She let out a loud scream when she saw the spider.
Örümceği görünce yüksek bir çığlık attı.

surround

/səˈraʊnd/

(verb) çevrelemek, kuşatmak

Örnek:

The police quickly surrounded the building.
Polis binayı hızla kuşattı.

decrease

/dɪˈkriːs/

(verb) azaltmak, düşmek;

(noun) azalma, düşüş

Örnek:

The number of students attending the workshop has decreased.
Atölyeye katılan öğrenci sayısı azaldı.

earn

/ɝːn/

(verb) kazanmak, hak etmek

Örnek:

She works hard to earn a living.
Geçimini sağlamak için çok çalışıyor.

marry

/ˈmer.i/

(verb) evlenmek, evlendirmek

Örnek:

They decided to marry after a long courtship.
Uzun bir flört döneminden sonra evlenmeye karar verdiler.

forgive

/fɚˈɡɪv/

(verb) affetmek, bağışlamak

Örnek:

I can never forgive him for what he did.
Yaptığı şey için onu asla affedemem.

search

/sɝːtʃ/

(verb) aramak, araştırmak;

(noun) arama, araştırma

Örnek:

I need to search for my lost keys.
Kayıp anahtarlarımı aramam gerekiyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren