Avatar of Vocabulary Set Top 326 - 350 Adjectives

En Yaygın 500 İngilizce Sıfat İçinde Top 326 - 350 Adjectives Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Yaygın 500 İngilizce Sıfat' içinde 'Top 326 - 350 Adjectives' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

visual

/ˈvɪʒ.u.əl/

(adjective) görsel, görme ile ilgili;

(noun) görsel, resim

Örnek:

The artist has a strong visual sense.
Sanatçının güçlü bir görsel algısı var.

severe

/səˈvɪr/

(adjective) şiddetli, ağır, ciddi

Örnek:

The patient is experiencing severe pain.
Hasta şiddetli ağrı çekiyor.

historical

/hɪˈstɔːr.ɪ.kəl/

(adjective) tarihi, geçmişe ait

Örnek:

The museum has many historical artifacts.
Müzede birçok tarihi eser bulunmaktadır.

efficient

/ɪˈfɪʃ.ənt/

(adjective) verimli, etkin

Örnek:

The new system is much more efficient.
Yeni sistem çok daha verimli.

electronic

/iˌlekˈtrɑː.nɪk/

(adjective) elektronik

Örnek:

Modern cars have many electronic systems.
Modern arabalarda birçok elektronik sistem bulunur.

upper

/ˈʌp.ɚ/

(adjective) üst, yukarı, yüksek;

(noun) ayakkabı üstü

Örnek:

The upper deck of the ship offered a great view.
Geminin üst güvertesi harika bir manzara sunuyordu.

unusual

/ʌnˈjuː.ʒu.əl/

(adjective) alışılmadık, sıra dışı, ender

Örnek:

It's unusual for him to be late.
Geç kalması alışılmadık bir durum.

southern

/ˈsʌð.ɚn/

(adjective) güney, güneydeki, güneye özgü

Örnek:

The house has a large southern exposure.
Evin geniş bir güney cephesi var.

male

/meɪl/

(adjective) erkek, erkeksi;

(noun) erkek, adam

Örnek:

The male lion has a magnificent mane.
Erkek aslanın muhteşem bir yelesi var.

sexual

/ˈsek.ʃu.əl/

(adjective) cinsel, eşeyli, erotik

Örnek:

Humans reproduce through sexual reproduction.
İnsanlar cinsel üreme yoluyla çoğalır.

raw

/rɑː/

(adjective) çiğ, ham, işlenmemiş;

(noun) yara, sıyrık

Örnek:

She prefers to eat raw vegetables.
Çiğ sebzeleri yemeyi tercih eder.

holy

/ˈhoʊ.li/

(adjective) kutsal, mukaddes, dindar

Örnek:

The church is a holy place for worship.
Kilise ibadet için kutsal bir yerdir.

appropriate

/əˈproʊ.pri.ət/

(adjective) uygun, yerinde;

(verb) zimmetine geçirmek, tahsis etmek, ayırmak

Örnek:

Please wear appropriate attire for the ceremony.
Tören için lütfen uygun kıyafet giyin.

gentle

/ˈdʒen.t̬əl/

(adjective) nazik, yumuşak huylu, hassas;

(verb) yumuşatmak, yatıştırmak, sakinleştirmek

Örnek:

He has a very gentle nature.
Çok nazik bir doğası var.

guilty

/ˈɡɪl.ti/

(adjective) suçlu, suçluluk hisseden, pişman

Örnek:

The jury found him guilty of theft.
Jüri onu hırsızlıktan suçlu buldu.

European

/ˌjʊr.əˈpiː.ən/

(adjective) Avrupa;

(noun) Avrupalı

Örnek:

Many European countries are part of the European Union.
Birçok Avrupa ülkesi Avrupa Birliği'nin bir parçasıdır.

dirty

/ˈdɝː.t̬i/

(adjective) kirli, pis, dürüst olmayan;

(verb) kirletmek, pisletmek

Örnek:

His hands were dirty from working in the garden.
Bahçede çalışmaktan elleri kirlenmişti.

upset

/ʌpˈset/

(verb) üzmek, keyfini kaçırmak, devirmek;

(adjective) üzgün, keyifsiz, bozuk;

(noun) sürpriz, bozgun

Örnek:

The news really upset her.
Haber onu gerçekten üzdü.

inner

/ˈɪn.ɚ/

(adjective) iç, dahili, zihinsel

Örnek:

The inner workings of the clock are very complex.
Saatin işleyişi çok karmaşıktır.

brilliant

/ˈbrɪl.jənt/

(adjective) parlak, dahice, mükemmel

Örnek:

She's a brilliant scientist.
O parlak bir bilim insanı.

advanced

/ədˈvænst/

(adjective) ileri, gelişmiş, ileri düzey

Örnek:

She is studying advanced mathematics.
İleri matematik okuyor.

extraordinary

/ɪkˈstrɔːr.dən.er.i/

(adjective) olağanüstü, sıra dışı, fevkalade

Örnek:

She has an extraordinary talent for music.
Müzik konusunda olağanüstü bir yeteneği var.

genetic

/dʒəˈnet̬.ɪk/

(adjective) genetik

Örnek:

The disease has a strong genetic component.
Hastalığın güçlü bir genetik bileşeni var.

fascinating

/ˈfæs.ən.eɪ.tɪŋ/

(adjective) büyüleyici, ilginç, çekici

Örnek:

The history of ancient Egypt is absolutely fascinating.
Antik Mısır tarihi kesinlikle büyüleyici.

temporary

/ˈtem.pə.rer.i/

(adjective) geçici, muvakkat

Örnek:

The job is only temporary.
İş sadece geçici.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren