Avatar of Vocabulary Set C1 - Riskli!

C1 Seviyesi İçinde C1 - Riskli! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Riskli!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

acutely

/əˈkjuːt.li/

(adverb) şiddetle, keskin bir şekilde, anlayışlı bir şekilde

Örnek:

She was acutely aware of his presence.
Onun varlığının keskin bir şekilde farkındaydı.

eventful

/ɪˈvent.fəl/

(adjective) olaylı, maceralı

Örnek:

It was an eventful day, with many surprises.
Birçok sürprizle dolu, olaylı bir gündü.

daredevil

/ˈderˌdev.əl/

(noun) gözü pek, cesur;

(adjective) gözü pek, cesur

Örnek:

The young daredevil jumped off the cliff with a parachute.
Genç gözü pek paraşütle uçurumdan atladı.

guarded

/ˈɡɑːr.dɪd/

(adjective) temkinli, ihtiyatlı, korunan

Örnek:

He gave a guarded response to the sensitive question.
Hassas soruya temkinli bir yanıt verdi.

liable

/ˈlaɪ.ə.bəl/

(adjective) sorumlu, yükümlü, eğilimli

Örnek:

The company is liable for any damage caused.
Şirket, neden olunan herhangi bir zarardan sorumludur.

notorious

/noʊˈtɔːr.i.əs/

(adjective) kötü şöhretli, adı çıkmış

Örnek:

The city is notorious for its high crime rate.
Şehir yüksek suç oranıyla kötü şöhretlidir.

reckless

/ˈrek.ləs/

(adjective) pervasız, düşüncesiz, umursamaz

Örnek:

He was accused of reckless driving after causing the accident.
Kazaya neden olduktan sonra pervasız sürüşle suçlandı.

rash

/ræʃ/

(noun) döküntü, kaşıntı;

(adjective) aceleci, düşüncesiz

Örnek:

The baby developed a diaper rash.
Bebeğin bez pişiği oldu.

wary

/ˈwer.i/

(adjective) temkinli, ihtiyatlı, şüpheci

Örnek:

Dogs that have been mistreated are often very wary of strangers.
Kötü muamele görmüş köpekler genellikle yabancılara karşı çok temkinli olurlar.

safe and sound

/ˌseɪf ən ˈsaʊnd/

(phrase) sağ salim, güvenli bir şekilde

Örnek:

After the storm, we were relieved to find everyone safe and sound.
Fırtınadan sonra herkesi sağ salim bulduğumuza sevindik.

avert

/əˈvɝːt/

(verb) kaçırmak, çevirmek, önlemek

Örnek:

She averted her gaze from the disturbing scene.
Rahatsız edici sahneden bakışlarını kaçırdı.

beware

/bɪˈwer/

(verb) sakınmak, dikkat etmek

Örnek:

Beware of the dog!
Köpekten sakın!

caution

/ˈkɑː.ʃən/

(noun) dikkat, uyarı, ihtar;

(verb) uyarmak, ihtar etmek

Örnek:

Exercise caution when driving in icy conditions.
Buzlu koşullarda araç kullanırken dikkatli olun.

compromise

/ˈkɑːm.prə.maɪz/

(noun) uzlaşma, taviz, tehlikeye atma;

(verb) ödün vermek, tehlikeye atmak, zayıflatmak

Örnek:

After long negotiations, they finally reached a compromise.
Uzun müzakerelerden sonra nihayet bir uzlaşmaya vardılar.

dare

/der/

(verb) cesaret etmek, cüret etmek;

(noun) cesaret, meydan okuma

Örnek:

I dare you to jump off that cliff!
O uçurumdan atlamaya cesaretin var mı?

flee

/fliː/

(verb) kaçmak, firar etmek, sakınmak

Örnek:

The family had to flee their home due to the war.
Aile savaş nedeniyle evlerinden kaçmak zorunda kaldı.

lock away

/lɑk əˈweɪ/

(phrasal verb) hapsetmek, kapatmak, kilitlemek

Örnek:

The judge decided to lock away the repeat offender for a long time.
Yargıç, tekrar suç işleyen kişiyi uzun süre hapsetmeye karar verdi.

alert

/əˈlɝːt/

(noun) uyarı, alarm;

(verb) uyarmak, ikaz etmek;

(adjective) tetikte, uyanık

Örnek:

The weather service issued a tornado alert.
Hava durumu servisi bir kasırga uyarısı yayınladı.

distress

/dɪˈstres/

(noun) sıkıntı, ızdırap, acı;

(verb) üzmek, sıkıntı vermek, rahatsız etmek

Örnek:

She was in great distress after losing her job.
İşini kaybettikten sonra büyük bir sıkıntı içindeydi.

hazard

/ˈhæz.ɚd/

(noun) tehlike, risk;

(verb) tehlikeye atmak, göze almak

Örnek:

The construction site was full of potential hazards.
İnşaat alanı potansiyel tehlikelerle doluydu.

gamble

/ˈɡæm.bəl/

(verb) kumar oynamak, bahis yapmak, risk almak;

(noun) kumar, risk

Örnek:

He likes to gamble on horse races.
At yarışlarında kumar oynamayı sever.

peril

/ˈper.əl/

(noun) tehlike, risk;

(verb) tehlikeye atmak, risk etmek

Örnek:

The city is in peril of being flooded.
Şehir sel tehlikesi altında.

precaution

/prɪˈkɑː.ʃən/

(noun) önlem, tedbir

Örnek:

As a precaution, we evacuated the building.
Bir önlem olarak binayı tahliye ettik.

menace

/ˈmen.əs/

(noun) tehdit, tehlike, bela;

(verb) tehdit etmek, tehlike oluşturmak

Örnek:

The rapidly spreading fire was a menace to the entire forest.
Hızla yayılan yangın, tüm orman için bir tehditti.

refuge

/ˈref.juːdʒ/

(noun) sığınak, barınak

Örnek:

The old church provided refuge for the homeless during the storm.
Eski kilise fırtına sırasında evsizlere sığınak sağladı.

death toll

/ˈdeθ toʊl/

(noun) ölü sayısı, can kaybı

Örnek:

The death toll from the earthquake rose to over 500.
Depremdeki ölü sayısı 500'ün üzerine çıktı.

rescue

/ˈres.kjuː/

(noun) kurtarma;

(verb) kurtarmak

Örnek:

The firefighters performed a daring rescue of the trapped hikers.
İtfaiyeciler mahsur kalan yürüyüşçüleri cesurca kurtardı.

safeguard

/ˈseɪf.ɡɑːrd/

(noun) güvence, koruma, önlem;

(verb) korumak, güvence altına almak, muhafaza etmek

Örnek:

The new law provides a safeguard against discrimination.
Yeni yasa ayrımcılığa karşı bir güvence sağlıyor.

cowardice

/ˈkaʊ.ɚ.dɪs/

(noun) korkaklık, ödleklik

Örnek:

His cowardice prevented him from standing up for his friends.
Korkaklığı, arkadaşlarını savunmasını engelledi.

boldness

/ˈboʊld.nəs/

(noun) cesaret, cüret, gözüpeklik

Örnek:

Her boldness in challenging the status quo led to significant changes.
Statükoyu sorgulamadaki cesareti önemli değişikliklere yol açtı.

madness

/ˈmæd.nəs/

(noun) delilik, çılgınlık, aptallık

Örnek:

The stress of the job drove him to madness.
İşin stresi onu deliliğe sürükledi.

AWOL

/ˈeɪ.wɑːl/

(adjective) izinsiz firar, izinsiz devamsız;

(adverb) izinsiz firar, kayboldu

Örnek:

The soldier went AWOL after a disagreement with his commanding officer.
Asker, komutanıyla anlaşmazlık yaşadıktan sonra izinsiz firar etti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren