Avatar of Vocabulary Set B1 - Meyveler ve Kuruyemişler

B1 Seviyesi İçinde B1 - Meyveler ve Kuruyemişler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B1 Seviyesi' içinde 'B1 - Meyveler ve Kuruyemişler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

coconut

/ˈkoʊ.kə.nʌt/

(noun) hindistan cevizi

Örnek:

She cracked open a fresh coconut and drank the water.
Taze bir hindistan cevizi kırdı ve suyunu içti.

pumpkin

/ˈpʌmp.kɪn/

(noun) balkabağı, balkabağım, canım

Örnek:

We carved a scary face into the pumpkin for Halloween.
Cadılar Bayramı için balkabağına korkunç bir yüz oyduk.

olive

/ˈɑː.lɪv/

(noun) zeytin, zeytin ağacı;

(adjective) zeytin rengi

Örnek:

She added some black olives to the salad.
Salataya biraz siyah zeytin ekledi.

date

/deɪt/

(noun) tarih, randevu, buluşma;

(verb) tarihlendirmek, tarihini belirlemek, çıkmak

Örnek:

What's the date today?
Bugün tarih ne?

fig

/fɪɡ/

(noun) incir, incir ağacı

Örnek:

She enjoys eating fresh figs in the summer.
Yazın taze incir yemeyi sever.

apricot

/ˈeɪ.prɪ.kɑːt/

(noun) kayısı

Örnek:

She made a delicious jam from fresh apricots.
Taze kayısılardan lezzetli bir reçel yaptı.

plum

/plʌm/

(noun) erik, erik rengi, cazip pozisyon;

(adjective) harika, mükemmel

Örnek:

She made a delicious plum tart.
Lezzetli bir erik tartı yaptı.

nectarine

/ˌnek.təˈriːn/

(noun) nektarin

Örnek:

She bit into a ripe, juicy nectarine.
Olgun, sulu bir nektarin ısırdı.

lime

/laɪm/

(noun) limon, kireç;

(verb) kireçlemek;

(adjective) limon yeşili

Örnek:

She squeezed a fresh lime into her drink.
İçeceğine taze bir limon sıktı.

tangerine

/ˈtæn.dʒə.riːn/

(noun) mandalina;

(adjective) mandalina rengi, turuncu-kırmızı

Örnek:

She peeled a sweet tangerine for a snack.
Tatlı bir mandalina soyup atıştırdı.

tangelo

/ˈtæn.dʒə.loʊ/

(noun) tangelo

Örnek:

I bought a bag of fresh tangelos at the market.
Pazardan bir torba taze tangelo aldım.

mandarin

/ˈmæn.dɚ.ɪn/

(noun) mandalina, Mandarin, Standart Çince

Örnek:

She peeled a fresh mandarin for a snack.
Atıştırmalık olarak taze bir mandalina soydu.

cherry

/ˈtʃer.i/

(noun) kiraz, kiraz ağacı;

(adjective) kiraz rengi

Örnek:

She loves eating fresh cherries in the summer.
Yazın taze kiraz yemeyi çok sever.

berry

/ˈber.i/

(noun) çilek, böğürtlen

Örnek:

She picked fresh berries from the bush.
Çalıdan taze çilekler topladı.

cranberry

/ˈkræn.ber.i/

(noun) kızılcık

Örnek:

She made a delicious cranberry sauce for Thanksgiving dinner.
Şükran Günü yemeği için lezzetli bir kızılcık sosu yaptı.

blackberry

/ˈblæk.ber.i/

(noun) böğürtlen, böğürtlen çalısı;

(trademark) BlackBerry, BlackBerry telefonu

Örnek:

She picked fresh blackberries from the bush.
Çalıdan taze böğürtlen topladı.

cantaloupe

/ˈkæn.t̬ə.loʊp/

(noun) kavun, cantaloupe

Örnek:

She cut the cantaloupe into slices for breakfast.
Kahvaltı için kavunu dilimledi.

melon

/ˈmel.ən/

(noun) kavun

Örnek:

She cut a slice of ripe melon.
Olgun kavundan bir dilim kesti.

papaya

/pəˈpaɪ.ə/

(noun) papaya

Örnek:

I had a slice of fresh papaya for breakfast.
Kahvaltıda bir dilim taze papaya yedim.

pomegranate

/ˈpɑː.məˌɡræn.ɪt/

(noun) nar

Örnek:

She cut open the pomegranate to reveal its ruby-red seeds.
Narı keserek yakut kırmızısı tanelerini ortaya çıkardı.

citrus

/ˈsɪt.rəs/

(noun) narenciye, narenciye ağacı, narenciye meyvesi;

(adjective) narenciye, narenciyeli

Örnek:

The orchard is filled with various citrus trees.
Meyve bahçesi çeşitli narenciye ağaçlarıyla dolu.

chestnut

/ˈtʃes.nʌt/

(noun) kestane, kestane ağacı, kestane rengi;

(adjective) kestane rengi

Örnek:

Roasted chestnuts are a popular snack in winter.
Kavrulmuş kestane kışın popüler bir atıştırmalıktır.

macadamia nut

/ˌmæk.əˈdeɪ.mi.ə nʌt/

(noun) makademya fıstığı

Örnek:

She added chopped macadamia nuts to the cookie dough.
Kurabiye hamuruna doğranmış makademya fıstığı ekledi.

pistachio

/pɪˈstæʃ.i.oʊ/

(noun) fıstık, Antep fıstığı

Örnek:

She loves ice cream with pistachio nuts.
Fıstıklı dondurmayı çok sever.

cashew

/ˈkæʃ.uː/

(noun) kaju

Örnek:

She added cashews to her stir-fry for extra crunch.
Ekstra çıtırlık için kızartmasına kaju ekledi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren