Avatar of Vocabulary Set B1 - Moda

B1 Seviyesi İçinde B1 - Moda Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B1 Seviyesi' içinde 'B1 - Moda' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

costume

/ˈkɑː.stuːm/

(noun) kostüm, kıyafet, geleneksel kıyafet;

(verb) kostüm giydirmek, kıyafet sağlamak

Örnek:

She wore a beautiful fairy costume for the party.
Parti için güzel bir peri kostümü giydi.

top

/tɑːp/

(noun) üst, tepe, bluz;

(adjective) üst, en üst, en iyi;

(verb) zirveye çıkmak, geçmek, kapatmak;

(adverb) üstte, yukarıda

Örnek:

He reached the top of the mountain.
Dağın tepesine ulaştı.

underpants

/ˈʌn.dɚ.pænts/

(plural noun) külot, iç çamaşırı

Örnek:

He put on a clean pair of underpants after his shower.
Duştan sonra temiz bir külot giydi.

panties

/ˈpæn.t̬iz/

(plural noun) külot, kadın iç çamaşırı

Örnek:

She bought a new pair of lace panties.
Yeni bir dantelli külot aldı.

bra

/brɑː/

(noun) sütyen

Örnek:

She bought a new lace bra.
Yeni bir dantelli sütyen aldı.

bathing suit

/ˈbeɪ.ðɪŋ suːt/

(noun) mayo, deniz kıyafeti

Örnek:

Don't forget to pack your bathing suit for the beach trip.
Plaj gezisi için mayonu yanına almayı unutma.

hoodie

/ˈhʊd.i/

(noun) kapüşonlu, hoodie

Örnek:

He pulled on his hoodie as the weather turned cold.
Hava soğuyunca kapüşonlusunu giydi.

sweatshirt

/ˈswet.ʃɝːt/

(noun) sweatshirt, eşofman üstü

Örnek:

He put on a comfortable sweatshirt after his workout.
Antrenmanından sonra rahat bir sweatshirt giydi.

overcoat

/ˈoʊ.vɚ.koʊt/

(noun) pardösü, palto

Örnek:

He put on his heavy overcoat before stepping out into the snow.
Karlı havaya çıkmadan önce kalın pardösüsünü giydi.

baggy

/ˈbæɡ.i/

(adjective) bol, sarkık

Örnek:

He wore a baggy T-shirt and shorts.
Bol bir tişört ve şort giymişti.

collar

/ˈkɑː.lɚ/

(noun) yaka, tasma;

(verb) yakalamak, tutuklamak

Örnek:

He adjusted the collar of his shirt.
Gömleğinin yakasını düzeltti.

sleeve

/sliːv/

(noun) kol, kılıf, kapak

Örnek:

He rolled up his sleeves and got to work.
Kollarını sıvadı ve işe koyuldu.

dress

/dres/

(noun) elbise;

(verb) giymek, giyinmek, hazırlamak

Örnek:

She wore a beautiful blue dress to the party.
Partiye güzel bir mavi elbise giydi.

fasten

/ˈfæs.ən/

(verb) bağlamak, tutturmak, kapatmak

Örnek:

Please fasten your seatbelt.
Lütfen emniyet kemerinizi bağlayın.

button

/ˈbʌt̬.ən/

(noun) düğme;

(verb) düğmelemek, düğmeye basmak

Örnek:

She sewed a new button on her coat.
Mantoya yeni bir düğme dikti.

wool

/wʊl/

(noun) yün, yünlü kumaş

Örnek:

This sweater is made of 100% pure wool.
Bu kazak %100 saf yünden yapılmıştır.

in

/ɪn/

(preposition) içinde, sonra;

(adverb) içeri, evde, ofiste;

(adjective) moda, popüler

Örnek:

The keys are in the drawer.
Anahtarlar çekmecede.

fashionable

/ˈfæʃ.ən.ə.bəl/

(adjective) moda, şık, popüler

Örnek:

She always wears the most fashionable clothes.
Her zaman en moda kıyafetleri giyer.

trendy

/ˈtren.di/

(adjective) moda, trend

Örnek:

She always wears the most trendy clothes.
Her zaman en moda kıyafetleri giyer.

pattern

/ˈpæt̬.ɚn/

(noun) desen, motif, kalıp;

(verb) desenlendirmek, şekillendirmek

Örnek:

The wallpaper has a floral pattern.
Duvar kağıdında çiçekli bir desen var.

cloth

/klɑːθ/

(noun) kumaş, bez

Örnek:

She used a piece of cloth to wipe the table.
Masayı silmek için bir parça bez kullandı.

stripe

/straɪp/

(noun) çizgi, şerit, rütbe;

(verb) çizgilemek, şerit çekmek

Örnek:

The zebra has black and white stripes.
Zebra siyah beyaz çizgilere sahiptir.

denim

/ˈden.ɪm/

(noun) denim, kot kumaşı

Örnek:

She bought a new pair of jeans made from dark blue denim.
Koyu mavi denimden yapılmış yeni bir kot pantolon aldı.

cotton

/ˈkɑː.t̬ən/

(noun) pamuk;

(verb) ısınmak, hoşlanmak

Örnek:

This shirt is made of 100% cotton.
Bu gömlek %100 pamuktan yapılmıştır.

leather

/ˈleð.ɚ/

(noun) deri;

(verb) dövmek, kamçılamak

Örnek:

The jacket is made of genuine leather.
Ceket gerçek deriden yapılmış.

fur

/fɝː/

(noun) kürk, tüy, post;

(verb) kürk kaplamak, paslanmak

Örnek:

The cat's fur was soft and shiny.
Kedinin tüyleri yumuşak ve parlaktı.

common

/ˈkɑː.mən/

(adjective) yaygın, ortak, genel;

(noun) halk, sıradan insanlar, ortak arazi

Örnek:

It's a common misconception that money buys happiness.
Paranın mutluluğu satın aldığı yaygın bir yanılgıdır.

backpack

/ˈbæk.pæk/

(noun) sırt çantası;

(verb) sırt çantasıyla gezmek, sırt çantasıyla seyahat etmek

Örnek:

He packed his clothes into his backpack for the trip.
Seyahat için kıyafetlerini sırt çantasına koydu.

suit

/suːt/

(noun) takım elbise, kostüm, dava;

(verb) uymak, yakışmak

Örnek:

He wore a dark blue suit to the interview.
Mülakata koyu mavi bir takım elbise giydi.

design

/dɪˈzaɪn/

(noun) tasarım, plan, tasarım sanatı;

(verb) tasarlamak, çizmek, amaçlamak

Örnek:

The architect presented the final design for the new building.
Mimar, yeni bina için son tasarımı sundu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren