Avatar of Vocabulary Set B1 - Şehir ve Kırsal Alan

B1 Seviyesi İçinde B1 - Şehir ve Kırsal Alan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B1 Seviyesi' içinde 'B1 - Şehir ve Kırsal Alan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

cafe

/kæfˈeɪ/

(noun) kafe, kahvehane

Örnek:

Let's meet at the cafe for coffee.
Kahve için kafede buluşalım.

gallery

/ˈɡæl.ɚ.i/

(noun) galeri, sanat galerisi, koridor

Örnek:

The new art gallery features local artists.
Yeni sanat galerisi yerel sanatçıları sergiliyor.

nightclub

/ˈnaɪt.klʌb/

(noun) gece kulübü, disko

Örnek:

We went to a nightclub to dance until the early hours.
Sabahın erken saatlerine kadar dans etmek için bir gece kulübüne gittik.

fire station

/ˈfaɪər steɪʃən/

(noun) itfaiye istasyonu, itfaiye binası

Örnek:

The new fire station is equipped with modern facilities.
Yeni itfaiye istasyonu modern tesislerle donatılmıştır.

gym

/dʒɪm/

(noun) spor salonu, jimnastik salonu

Örnek:

I go to the gym three times a week.
Haftada üç kez spor salonuna gidiyorum.

playground

/ˈpleɪ.ɡraʊnd/

(noun) oyun alanı, çocuk parkı, serbest alan

Örnek:

The children ran excitedly to the playground.
Çocuklar heyecanla oyun alanına koştu.

barbershop

/ˈbɑːr.bɚ.ʃɑːp/

(noun) berber dükkanı, berber

Örnek:

He went to the barbershop for a fresh haircut.
Yeni bir saç kesimi için berbere gitti.

urban

/ˈɝː.bən/

(adjective) kentsel, şehirsel

Örnek:

Urban areas often have higher population densities.
Kentsel alanlar genellikle daha yüksek nüfus yoğunluğuna sahiptir.

suburb

/ˈsʌb.ɝːb/

(noun) banliyö, varoş

Örnek:

They moved from the city center to a quiet suburb.
Şehir merkezinden sakin bir banliyöye taşındılar.

outskirts

/ˈaʊt.skɝːts/

(plural noun) dış mahalleler, kenar mahalleler

Örnek:

They live on the outskirts of London.
Londra'nın dış mahallelerinde yaşıyorlar.

uptown

/ˌʌpˈtaʊn/

(adverb) yukarı şehre, yukarı şehirde;

(adjective) yukarı şehir, şık;

(noun) yukarı şehir, lüks semt

Örnek:

Let's go uptown for dinner tonight.
Bu akşam yemeğe yukarı şehre gidelim.

inner city

/ˌɪn.ɚ ˈsɪt.i/

(noun) şehir merkezi, varoş

Örnek:

Many social programs are aimed at improving conditions in the inner city.
Birçok sosyal program şehir merkezindeki koşulları iyileştirmeyi hedefliyor.

community

/kəˈmjuː.nə.t̬i/

(noun) topluluk, cemaat, toplum

Örnek:

The local community organized a clean-up event.
Yerel topluluk bir temizlik etkinliği düzenledi.

commuter

/kəˈmjuː.t̬ɚ/

(noun) işe gidip gelen, banliyö yolcusu

Örnek:

Many commuters prefer to take the train to avoid traffic.
Birçok işe gidip gelen kişi, trafiği önlemek için treni tercih eder.

population

/ˌpɑː.pjəˈleɪ.ʃən/

(noun) nüfus, halk, popülasyon

Örnek:

The city's population has grown rapidly in the last decade.
Şehrin nüfusu son on yılda hızla arttı.

housing

/ˈhaʊ.zɪŋ/

(noun) konut, barınma, muhafaza

Örnek:

Affordable housing is a major issue in many cities.
Uygun fiyatlı konut birçok şehirde büyük bir sorundur.

parking lot

/ˈpɑːr.kɪŋ ˌlɑːt/

(noun) otopark

Örnek:

I left my car in the parking lot.
Arabamı otoparka bıraktım.

road sign

/ˈroʊd saɪn/

(noun) yol işareti, trafik işareti

Örnek:

The driver missed the road sign for the exit.
Sürücü çıkış yol işaretini kaçırdı.

pedestrian

/pəˈdes.tri.ən/

(noun) yaya;

(adjective) sıradan, sıkıcı, basit

Örnek:

The traffic light turned red, allowing pedestrians to cross.
Trafik ışığı kırmızıya döndü, yayaların geçmesine izin verdi.

street light

/ˈstriːt laɪt/

(noun) sokak lambası, cadde lambası

Örnek:

The street light flickered and went out.
Sokak lambası titredi ve söndü.

lane

/leɪn/

(noun) şerit, yol, kulvar

Örnek:

The car turned into a narrow country lane.
Araba dar bir köy yoluna saptı.

overpass

/ˈoʊ.vɚ.pæs/

(noun) üst geçit, viyadük;

(verb) geçmek, aşmak

Örnek:

The new overpass helps to ease traffic congestion.
Yeni üst geçit trafik sıkışıklığını hafifletmeye yardımcı oluyor.

crossroad

/ˈkrɑːs.roʊd/

(noun) kavşak, yol ayrımı, dönüm noktası

Örnek:

We reached a crossroad and had to decide which way to go.
Bir kavşağa geldik ve hangi yoldan gideceğimize karar vermemiz gerekiyordu.

farmland

/ˈfɑːrm.lænd/

(noun) tarım arazisi, ekilebilir arazi

Örnek:

The vast expanse of farmland stretched as far as the eye could see.
Geniş tarım arazisi göz alabildiğine uzanıyordu.

grassland

/ˈɡræs.lænd/

(noun) otlak, mera, bozkır

Örnek:

The cattle grazed peacefully on the vast grassland.
Sığırlar geniş otlakta huzur içinde otluyordu.

county

/ˈkaʊn.t̬i/

(noun) ilçe, kontluk

Örnek:

The new regulations apply to all residents within the county.
Yeni düzenlemeler ilçe içindeki tüm sakinler için geçerlidir.

orchard

/ˈɔːr.tʃɚd/

(noun) meyve bahçesi

Örnek:

The apple orchard was full of ripe fruit.
Elma bahçesi olgun meyvelerle doluydu.

well

/wel/

(adverb) iyi, güzel, oldukça;

(adjective) iyi, sağlıklı;

(interjection) pekala, yani;

(noun) kuyu, kaynak;

(verb) dolmak, kabarmak

Örnek:

She sings very well.
Çok iyi şarkı söylüyor.

dam

/dæm/

(noun) baraj, set;

(verb) baraj yapmak, set çekmek

Örnek:

The Hoover Dam is a famous landmark.
Hoover Barajı ünlü bir simge yapıdır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren