Avatar of Vocabulary Set Diyet

Yemek, İçmek ve Servis İçinde Diyet Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yemek, İçmek ve Servis' içinde 'Diyet' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

diet

/ˈdaɪ.ət/

(noun) diyet, beslenme, rejim;

(verb) diyet yapmak, rejim yapmak

Örnek:

A healthy diet includes plenty of fruits and vegetables.
Sağlıklı bir diyet bol miktarda meyve ve sebze içerir.

clean eating

/kliːn ˈiːtɪŋ/

(noun) temiz beslenme, sağlıklı beslenme

Örnek:

She adopted clean eating to improve her overall health and energy levels.
Genel sağlığını ve enerji seviyelerini iyileştirmek için temiz beslenmeyi benimsedi.

calorie

/ˈkæl.ɚ.i/

(noun) kalori

Örnek:

A typical apple contains about 95 calories.
Tipik bir elma yaklaşık 95 kalori içerir.

balanced diet

/ˌbæl.ənst ˈdaɪ.ət/

(noun) dengeli beslenme

Örnek:

Eating a balanced diet is crucial for maintaining good health.
Dengeli beslenme, iyi sağlığı korumak için çok önemlidir.

appetite

/ˈæp.ə.taɪt/

(noun) iştah, arzu, istek

Örnek:

He has a healthy appetite after his morning run.
Sabah koşusundan sonra sağlıklı bir iştahı var.

nutrient

/ˈnuː.tri.ənt/

(noun) besin, besleyici madde

Örnek:

Plants absorb essential nutrients from the soil.
Bitkiler topraktan temel besinleri emer.

body mass index

/ˌbɑː.di ˈmæs ˌɪn.deks/

(noun) Vücut Kitle İndeksi, VKİ

Örnek:

Doctors often use Body Mass Index (BMI) to assess a person's health risks.
Doktorlar genellikle bir kişinin sağlık risklerini değerlendirmek için Vücut Kitle İndeksi'ni (VKİ) kullanır.

vegetarian

/ˌvedʒ.əˈter.i.ən/

(noun) vejetaryen;

(adjective) vejetaryen

Örnek:

She has been a vegetarian for five years.
Beş yıldır vejetaryen.

lacto-vegetarian

/ˌlæk.toʊˈvedʒ.ɪ.ter.i.ən/

(noun) lakto-vejetaryen;

(adjective) lakto-vejetaryen

Örnek:

As a lacto-vegetarian, she enjoys cheese and yogurt but avoids all meat and eggs.
Bir lakto-vejetaryen olarak peynir ve yoğurt sever ama tüm et ve yumurtadan kaçınır.

vegan

/ˈviː.ɡən/

(noun) vegan;

(adjective) vegan

Örnek:

My sister became a vegan last year and feels much healthier.
Kız kardeşim geçen yıl vegan oldu ve kendini çok daha sağlıklı hissediyor.

pescatarian

/ˌpes.kəˈter.i.ən/

(noun) pesketaryen;

(adjective) pesketaryen

Örnek:

As a pescatarian, she enjoys a variety of seafood dishes.
Bir pesketaryen olarak çeşitli deniz ürünleri yemeklerinden hoşlanır.

flexitarian

/ˌfleksɪˈter.i.ən/

(noun) esnek vejetaryen;

(adjective) esnek vejetaryen

Örnek:

As a flexitarian, she enjoys plant-based meals but will sometimes have chicken.
Bir esnek vejetaryen olarak bitki bazlı yemeklerden hoşlanır ama bazen tavuk da yer.

fruitarian

/fruːˈter.i.ən/

(noun) meyveci, frutaryen

Örnek:

As a fruitarian, her diet consists exclusively of raw fruits, nuts, and seeds.
Bir meyveci olarak diyeti sadece çiğ meyveler, kuruyemişler ve tohumlardan oluşur.

dietician

/ˌdaɪ.əˈtɪʃ.ən/

(noun) diyetisyen, beslenme uzmanı

Örnek:

The dietician recommended a balanced meal plan for the patient.
Diyetisyen hastaya dengeli bir yemek planı önerdi.

low-carb diet

/ˌloʊ kɑːrb ˈdaɪ.ət/

(noun) düşük karbonhidrat diyeti

Örnek:

She decided to go on a low-carb diet to lose weight.
Kilo vermek için düşük karbonhidratlı bir diyet yapmaya karar verdi.

low-fat diet

/ˌloʊˈfæt ˈdaɪət/

(noun) düşük yağlı diyet

Örnek:

She switched to a low-fat diet to improve her cholesterol levels.
Kolesterol seviyelerini iyileştirmek için düşük yağlı bir diyete geçti.

gluten-free diet

/ˈɡluː.tən.friː ˈdaɪ.ət/

(noun) glutensiz diyet

Örnek:

She has to follow a strict gluten-free diet due to celiac disease.
Çölyak hastalığı nedeniyle katı bir glutensiz diyet uygulamak zorunda.

the Atkins diet

/ðə ˈæt.kɪnz ˌdaɪ.ət/

(noun) Atkins diyeti

Örnek:

She lost a lot of weight on the Atkins diet.
Atkins diyetiyle çok kilo verdi.

crash diet

/ˈkræʃ ˌdaɪ.ət/

(noun) şok diyet, hızlı kilo verme diyeti

Örnek:

She went on a crash diet to fit into her wedding dress.
Gelinliğine sığmak için şok diyet yaptı.

fast

/fæst/

(adjective) hızlı, çabuk, sıkı;

(adverb) hızlı, sıkıca, sağlamca;

(verb) oruç tutmak;

(noun) oruç

Örnek:

A cheetah is a very fast runner.
Çita çok hızlı bir koşucudur.

Paleo diet

/ˈpeɪ.li.oʊ ˌdaɪ.ət/

(noun) Paleo diyeti

Örnek:

She decided to try the Paleo diet to improve her health.
Sağlığını iyileştirmek için Paleo diyetini denemeye karar verdi.

plant-based

/plæntˈbeɪst/

(adjective) bitki bazlı, bitkisel

Örnek:

She follows a strict plant-based diet.
Sıkı bir bitki bazlı diyet uyguluyor.

starvation diet

/stɑːrˈveɪʃn daɪət/

(noun) açlık diyeti, şok diyet

Örnek:

She went on a starvation diet to fit into her wedding dress, but felt weak and ill.
Gelinliğine sığmak için açlık diyeti yaptı ama kendini zayıf ve hasta hissetti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren