Avatar of Vocabulary Set Orta Çağ Mimarisi

Mimarlık ve İnşaat İçinde Orta Çağ Mimarisi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Mimarlık ve İnşaat' içinde 'Orta Çağ Mimarisi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

boss

/bɑːs/

(noun) patron, amir, lider;

(verb) patronluk taslamak, yönetmek

Örnek:

My boss gave me a raise.
Patronum bana zam yaptı.

tympanum

/ˈtɪm.pə.nəm/

(noun) kulak zarı, tympanum

Örnek:

The doctor examined the patient's tympanum for signs of infection.
Doktor, hastanın kulak zarını enfeksiyon belirtileri açısından inceledi.

turret

/ˈtʌr.ət/

(noun) kule, taret, top kulesi

Örnek:

The castle had several defensive turrets.
Kalede birkaç savunma kulesi vardı.

machicolation

/məˈtʃɪkəleɪʃən/

(noun) mazgal, dökme deliği

Örnek:

The defenders poured boiling oil through the machicolations onto the besiegers below.
Savunmacılar, kaynar yağı mazgallardan aşağıdaki kuşatmacıların üzerine döktüler.

belfry

/ˈbel.fri/

(noun) çan kulesi, çanlık

Örnek:

The old church's belfry housed a set of ancient bells.
Eski kilisenin çan kulesi bir dizi antik çan barındırıyordu.

hoarding

/ˈhɔːr.dɪŋ/

(noun) istifleme, biriktirme, reklam panosu;

(verb) istiflemek, biriktirmek

Örnek:

The government warned against hoarding essential supplies during the crisis.
Hükümet, kriz sırasında temel malzemelerin istiflenmesine karşı uyardı.

lantern

/ˈlæn.tɚn/

(noun) fener, lamba

Örnek:

The old lighthouse keeper lit the lantern every evening.
Yaşlı deniz feneri bekçisi her akşam feneri yakardı.

bell tower

/ˈbel ˌtaʊ.ər/

(noun) çan kulesi

Örnek:

The old church's bell tower stood tall against the sky.
Eski kilisenin çan kulesi gökyüzüne karşı dimdik duruyordu.

guardroom

/ˈɡɑːrd.ruːm/

(noun) nöbet odası, karakol

Örnek:

The soldiers reported to the guardroom after their patrol.
Askerler devriyeden sonra nöbet odasına rapor verdiler.

gatehouse

/ˈɡeɪt.haʊs/

(noun) bekçi kulübesi, kapı evi

Örnek:

The old gatehouse stood at the entrance to the estate.
Eski bekçi kulübesi malikanenin girişinde duruyordu.

moat

/moʊt/

(noun) hendek;

(verb) hendekle çevirmek

Örnek:

The ancient castle was protected by a wide moat.
Antik kale geniş bir hendekle korunuyordu.

keep

/kiːp/

(verb) tutmak, saklamak, devam etmek;

(noun) ana kule, kale

Örnek:

You can keep the change.
Üstü kalsın.

portcullis

/ˌpɔːrtˈkʌl.ɪs/

(noun) sürgülü kapı, kale kapısı

Örnek:

The portcullis of the ancient castle was lowered to prevent intruders.
Eski kalenin sürgülü kapısı davetsiz misafirleri engellemek için indirildi.

bastion

/ˈbæs.ti.ən/

(noun) burç, tabya, kale

Örnek:

The ancient castle had several formidable bastions protecting its walls.
Antik kalenin duvarlarını koruyan birkaç heybetli burç vardı.

cusp

/kʌsp/

(noun) eşik, geçiş noktası, tepecik

Örnek:

She was on the cusp of a major career breakthrough.
Büyük bir kariyer atılımının eşiğindeydi.

trefoil

/ˈtriː ˌfɔɪl/

(noun) üçgül, yonca, üçgül motifi

Örnek:

The field was covered with clover and trefoil.
Tarla yonca ve üçgül ile kaplıydı.

citadel

/ˈsɪt̬.ə.del/

(noun) kale, iç kale, güçlü yer

Örnek:

The ancient citadel stood proudly overlooking the city.
Antik kale şehre tepeden bakarak gururla duruyordu.

dungeon

/ˈdʌn.dʒən/

(noun) zindan, yer altı hapishanesi

Örnek:

The prisoner was thrown into the dark dungeon.
Mahkum karanlık zindana atıldı.

watchtower

/ˈwɑːtʃˌtaʊ.ɚ/

(noun) gözetleme kulesi, nöbetçi kulesi

Örnek:

The guard stood alert in the watchtower, scanning the horizon.
Gardiyan gözetleme kulesinde tetikte duruyor, ufku tarıyordu.

motte-and-bailey castle

/ˌmɑːt ən ˈbeɪli ˈkæsl/

(noun) motte-and-bailey kalesi

Örnek:

Many early Norman castles in England were of the motte-and-bailey design.
İngiltere'deki birçok erken Norman kalesi motte-and-bailey tasarımındaydı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren