Avatar of Vocabulary Set Çevre ve Hava Durumu

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Çevre ve Hava Durumu Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Çevre ve Hava Durumu' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ecosystem

/ˈiː.koʊˌsɪs.təm/

(noun) ekosistem, karmaşık ağ

Örnek:

The rainforest is a complex ecosystem with diverse plant and animal life.
Yağmur ormanı, çeşitli bitki ve hayvan yaşamına sahip karmaşık bir ekosistemdir.

ecology

/iˈkɑː.lə.dʒi/

(noun) ekoloji, çevre hareketi

Örnek:

She is studying ecology at university.
Üniversitede ekoloji okuyor.

sanctuary

/ˈsæŋk.tʃu.er.i/

(noun) sığınak, barınak, kutsal yer

Örnek:

The old church became a sanctuary for the homeless.
Eski kilise evsizler için bir sığınak haline geldi.

green belt

/ˈɡriːn belt/

(noun) yeşil kuşak, yeşil alan

Örnek:

The city council is committed to preserving the green belt.
Belediye meclisi yeşil kuşak alanını korumaya kararlıdır.

reserve

/rɪˈzɝːv/

(noun) rezerv, yedek, koruma alanı;

(verb) ayırtmak, saklamak, saklı tutmak;

(adjective) yedek, ihtiyat

Örnek:

The country has large oil reserves.
Ülkenin büyük petrol rezervleri var.

environmentalism

/ɪnˌvaɪ.rəˈmen.t̬əl.ɪ.zəm/

(noun) çevrecilik, çevre hareketi

Örnek:

The rise of environmentalism has led to greater awareness of climate change.
Çevreciliğin yükselişi, iklim değişikliği konusunda daha fazla farkındalık yarattı.

fossil fuel

/ˈfɑː.səl ˌfjuː.əl/

(noun) fosil yakıt

Örnek:

Burning fossil fuels releases carbon dioxide into the atmosphere.
Fosil yakıtların yakılması atmosfere karbondioksit salar.

alternative fuel

/ɑːlˈtɝː.nə.t̬ɪv ˈfjuː.əl/

(noun) alternatif yakıt

Örnek:

Hydrogen is being developed as a clean alternative fuel for cars.
Hidrojen, arabalar için temiz bir alternatif yakıt olarak geliştiriliyor.

sustainable

/səˈsteɪ.nə.bəl/

(adjective) sürdürülebilir, devam ettirilebilir, çevre dostu

Örnek:

The company aims for sustainable growth.
Şirket sürdürülebilir büyüme hedefliyor.

zero-emission

/ˌzɪroʊ ɪˈmɪʃən/

(adjective) sıfır emisyonlu, emisyonsuz

Örnek:

The city aims to have a fleet of zero-emission buses by 2030.
Şehir, 2030 yılına kadar sıfır emisyonlu otobüs filosu oluşturmayı hedefliyor.

environmentally friendly

/ɪnˌvaɪ.rənˈmen.təl.i ˈfrend.li/

(adjective) çevre dostu, çevreye zararsız

Örnek:

We should all try to use more environmentally friendly products.
Hepimiz daha çevre dostu ürünler kullanmaya çalışmalıyız.

biodegradable

/ˌbaɪ.oʊ.dɪˈɡreɪ.də.bəl/

(adjective) biyolojik olarak parçalanabilir

Örnek:

Many plastics are not biodegradable.
Birçok plastik biyolojik olarak parçalanamaz.

eco-friendly

/ˌiː.koʊˈfrend.li/

(adjective) çevre dostu, ekolojik

Örnek:

We should all try to use more eco-friendly products.
Hepimiz daha fazla çevre dostu ürün kullanmaya çalışmalıyız.

refine

/rɪˈfaɪn/

(verb) rafine etmek, arıtmak, geliştirmek

Örnek:

The company uses advanced techniques to refine crude oil.
Şirket, ham petrolü rafine etmek için gelişmiş teknikler kullanıyor.

preservation

/ˌprez.ɚˈveɪ.ʃən/

(noun) koruma, muhafaza

Örnek:

The preservation of historical buildings is crucial for cultural heritage.
Tarihi binaların korunması kültürel miras için çok önemlidir.

non-renewable

/ˌnɑːn.rɪˈnuː.ə.bəl/

(adjective) yenilenemeyen

Örnek:

Fossil fuels are a prime example of a non-renewable resource.
Fosil yakıtlar, yenilenemeyen bir kaynağın başlıca örneğidir.

conservation

/ˌkɑːn.sɚˈveɪ.ʃən/

(noun) koruma, muhafaza, tasarruf

Örnek:

Wildlife conservation efforts are crucial for endangered species.
Yaban hayatı koruma çabaları, nesli tükenmekte olan türler için hayati öneme sahiptir.

acid rain

/ˈæs.ɪd ˌreɪn/

(noun) asit yağmuru

Örnek:

The factory's emissions are contributing to acid rain in the region.
Fabrikanın emisyonları bölgedeki asit yağmurlarına katkıda bulunuyor.

carbon footprint

/ˈkɑːr.bən ˌfʊt.prɪnt/

(noun) karbon ayak izi

Örnek:

Reducing your carbon footprint helps combat climate change.
Karbon ayak izinizi azaltmak iklim değişikliğiyle mücadeleye yardımcı olur.

climate change

/ˈklaɪ.mət ˌtʃeɪndʒ/

(noun) iklim değişikliği

Örnek:

The scientific consensus is that human activities are the primary driver of recent climate change.
Bilimsel fikir birliği, insan faaliyetlerinin son iklim değişikliğinin temel itici gücü olduğudur.

tsunami

/tsuːˈnɑː.mi/

(noun) tsunami, dev dalga

Örnek:

The coastal town was devastated by a powerful tsunami.
Kıyı kasabası güçlü bir tsunami tarafından harap edildi.

toxic

/ˈtɑːk.sɪk/

(adjective) zehirli, toksik, zararlı

Örnek:

The chemical waste is highly toxic.
Kimyasal atıklar oldukça zehirlidir.

pollutant

/pəˈluː.t̬ənt/

(noun) kirletici, çevre kirletici

Örnek:

Carbon monoxide is a dangerous pollutant.
Karbon monoksit tehlikeli bir kirleticidir.

greenhouse effect

/ˈɡriːn.haʊs ɪˌfekt/

(noun) sera etkisi

Örnek:

The greenhouse effect is a natural process that warms the Earth's surface.
Sera etkisi, Dünya yüzeyini ısıtan doğal bir süreçtir.

smog

/smɑːɡ/

(noun) sis, hava kirliliği

Örnek:

The city was covered in a thick layer of smog.
Şehir kalın bir sis tabakasıyla kaplıydı.

ozone layer

/ˈoʊ.zoʊn ˌleɪ.ər/

(noun) ozon tabakası

Örnek:

The depletion of the ozone layer is a major environmental concern.
Ozon tabakasının incelmesi büyük bir çevre sorunudur.

eruption

/ɪˈrʌp.ʃən/

(noun) patlama, püskürme, deri döküntüsü

Örnek:

The volcanic eruption caused widespread ashfall.
Volkanik patlama geniş çaplı kül yağışına neden oldu.

deforestation

/diːˌfɔːr.əˈsteɪ.ʃən/

(noun) ormansızlaşma, ağaç kesimi

Örnek:

Deforestation is a major cause of climate change.
Ormansızlaşma iklim değişikliğinin önemli bir nedenidir.

contaminate

/kənˈtæm.ə.neɪt/

(verb) kirletmek, bulaştırmak

Örnek:

The spill could contaminate the entire water supply.
Sızıntı tüm su kaynağını kirletebilir.

consumption

/kənˈsʌmp.ʃən/

(noun) tüketim, kullanım, yeme içme

Örnek:

Water consumption increases during summer.
Yaz aylarında su tüketimi artar.

blizzard

/ˈblɪz.ɚd/

(noun) kar fırtınası, tipi

Örnek:

The city was shut down by a massive blizzard.
Şehir büyük bir kar fırtınası nedeniyle kapandı.

fahrenheit

/ˈfer.ən.haɪt/

(noun) Fahrenheit;

(adjective) Fahrenheit

Örnek:

The temperature today is 75 degrees Fahrenheit.
Bugün sıcaklık 75 derece Fahrenheit.

centigrade

/ˈsen.t̬ə.ɡreɪd/

(adjective) Santigrat, Celsius;

(noun) Santigrat, Celsius

Örnek:

The temperature today is 25 degrees Centigrade.
Bugün sıcaklık 25 derece Santigrat.

humid

/ˈhjuː.mɪd/

(adjective) nemli, rutubetli

Örnek:

The weather today is very humid.
Bugün hava çok nemli.

monsoon

/mɑːnˈsuːn/

(noun) muson, muson mevsimi

Örnek:

The monsoon season brings heavy rains to the region.
Muson mevsimi bölgeye şiddetli yağmurlar getirir.

thunder

/ˈθʌn.dɚ/

(noun) gök gürültüsü;

(verb) gürlemek, uğuldamak

Örnek:

We heard a loud clap of thunder in the distance.
Uzakta yüksek bir gök gürültüsü duyduk.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren