Avatar of Vocabulary Set Hayvanlar Alemi

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Hayvanlar Alemi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Hayvanlar Alemi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

creature

/ˈkriː.tʃɚ/

(noun) canlı, hayvan, varlık

Örnek:

The forest is home to many wild creatures.
Orman birçok vahşi canlıya ev sahipliği yapmaktadır.

wildlife

/ˈwaɪld.laɪf/

(noun) yaban hayatı, vahşi yaşam

Örnek:

The national park is home to diverse wildlife.
Milli park, çeşitli yaban hayatına ev sahipliği yapmaktadır.

species

/ˈspiː.ʃiːz/

(noun) tür, çeşit

Örnek:

The giant panda is an endangered species.
Dev panda nesli tükenmekte olan bir türdür.

habitat

/ˈhæb.ə.tæt/

(noun) yaşam alanı, habitat

Örnek:

The panda's natural habitat is the bamboo forest.
Pandanın doğal yaşam alanı bambu ormanıdır.

freshwater

/ˈfreʃˌwɑː.t̬ɚ/

(adjective) tatlı su

Örnek:

Many species of fish live in freshwater habitats.
Birçok balık türü tatlı su habitatlarında yaşar.

saltwater

/ˈsɑːltˌwɔː.t̬ɚ/

(adjective) tuzlu su, deniz

Örnek:

Many species of saltwater fish are brightly colored.
Birçok tuzlu su balık türü parlak renklidir.

beast

/biːst/

(noun) canavar, hayvan, zalim

Örnek:

The lion is a magnificent beast.
Aslan muhteşem bir canavardır.

mammal

/ˈmæm.əl/

(noun) memeli

Örnek:

Humans are mammals.
İnsanlar memelidir.

rodent

/ˈroʊ.dənt/

(noun) kemirgen

Örnek:

The house was infested with rodents, so they called an exterminator.
Ev kemirgenlerle doluydu, bu yüzden bir ilaçlayıcı çağırdılar.

amphibian

/æmˈfɪb.i.ən/

(noun) amfibi, iki yaşamlı;

(adjective) amfibi, iki yaşamlı

Örnek:

Frogs are a common type of amphibian.
Kurbağalar yaygın bir amfibi türüdür.

reptile

/ˈrep.taɪl/

(noun) sürüngen

Örnek:

Snakes are fascinating reptiles.
Yılanlar büyüleyici sürüngenlerdir.

cold-blooded

/ˈkoʊldˌblʌdɪd/

(adjective) soğukkanlı, poikiloterm, acımasız

Örnek:

Reptiles are cold-blooded animals.
Sürüngenler soğukkanlı hayvanlardır.

primate

/ˈpraɪ.meɪt/

(noun) primat, başpiskopos

Örnek:

Chimpanzees are fascinating primates.
Şempanzeler büyüleyici primatlardır.

ape

/eɪp/

(noun) maymun, insansı maymun;

(verb) taklit etmek, maymunluk etmek

Örnek:

Chimpanzees are a type of ape.
Şempanzeler bir tür maymundur.

venom

/ˈvenəm/

(noun) zehir, kin, nefret

Örnek:

The snake injected its venom into the mouse.
Yılan zehrini fareye enjekte etti.

sting

/stɪŋ/

(noun) iğne, sokma, yanma;

(verb) sokmak, batırmak, yakmak

Örnek:

The bee left its sting in my arm.
Arı iğnesini kolumda bıraktı.

camouflage

/ˈkæm.ə.flɑːʒ/

(noun) kamuflaj, gizleme;

(verb) kamufle etmek, gizlemek, örtbas etmek

Örnek:

The soldiers used natural foliage for camouflage.
Askerler kamuflaj için doğal bitki örtüsü kullandılar.

breed

/briːd/

(verb) yetiştirmek, üremek, doğurmak;

(noun) cins, ırk, tür

Örnek:

They breed horses for racing.
Yarış için at yetiştiriyorlar.

lay

/leɪ/

(verb) koymak, sermek, yumurtlamak;

(noun) konum, düzen;

(adjective) laik, din dışı

Örnek:

She carefully laid the baby in the crib.
Bebeği dikkatlice beşiğe yatırdı.

mate

/meɪt/

(noun) arkadaş, dost, eş;

(verb) çiftleşmek, eşleştirmek

Örnek:

He's my best mate from school.
Okuldan en iyi arkadaşım o.

cub

/kʌb/

(noun) yavru, çömez, acemi

Örnek:

The lioness protected her cub from danger.
Dişi aslan yavrusunu tehlikeden korudu.

den

/den/

(noun) in, kovuk, çalışma odası;

(verb) barınmak, yuva yapmak

Örnek:

The bear retreated to its den for the winter.
Ayı kış için inine çekildi.

flock

/flɑːk/

(noun) sürü, kalabalık, insan topluluğu;

(verb) akın etmek, toplanmak

Örnek:

A large flock of birds flew overhead.
Büyük bir kuş sürüsü başımızın üzerinden uçtu.

herd

/hɝːd/

(noun) sürü, kalabalık, kitle;

(verb) gütmek, toplamak

Örnek:

A herd of elephants crossed the savanna.
Bir fil sürüsü savanı geçti.

pack

/pæk/

(noun) paket, sırt çantası, balya;

(verb) paketlemek, toplamak, doldurmak

Örnek:

He carried a large pack on his back.
Sırtında büyük bir paket taşıyordu.

paw

/pɑː/

(noun) pati;

(verb) kaba dokunmak, ellemek

Örnek:

The dog lifted its paw to shake hands.
Köpek el sıkışmak için patisini kaldırdı.

claw

/klɑː/

(noun) pençe, kıskaç;

(verb) tırmalamak, pençelemek

Örnek:

The cat sharpened its claws on the scratching post.
Kedi tırmalama direğinde pençelerini biledi.

beak

/biːk/

(noun) gaga, gemi başı, burun

Örnek:

The parrot used its strong beak to crack nuts.
Papağan güçlü gagasıyla fındıkları kırdı.

call

/kɑːl/

(verb) çağırmak, seslenmek, aramak;

(noun) ziyaret, çağrı, telefon araması

Örnek:

She had to call his name twice before he heard her.
Onu duymadan önce adını iki kez seslenmek zorunda kaldı.

domesticate

/dəˈmes.tɪ.keɪt/

(verb) evcilleştirmek, ehlileştirmek, yerelleştirmek

Örnek:

Humans began to domesticate animals thousands of years ago.
İnsanlar binlerce yıl önce hayvanları evcilleştirmeye başladı.

extinct

/ɪkˈstɪŋkt/

(adjective) soyu tükenmiş, sönmüş, pasif

Örnek:

Dinosaurs have been extinct for millions of years.
Dinozorlar milyonlarca yıldır soyu tükenmiş durumda.

migrate

/ˈmaɪ.ɡreɪt/

(verb) göç etmek, yer değiştirmek, taşınmak

Örnek:

Birds migrate south for the winter.
Kuşlar kış için güneye göç eder.

veterinarian

/ˌvet.ər.ɪˈner.i.ən/

(noun) veteriner

Örnek:

We took our dog to the veterinarian for his annual check-up.
Köpeğimizi yıllık kontrolü için veterinere götürdük.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren